Kültür-Sanat / Kitap-Edebiyat

Pavli Adası'nda Nâzım Hikmet, İncir Adası'nda Ayşe Meral Hanım...

Suâdiye Ortaoku'nda okurken Pavli Adası'na mahalleden üç arkadaşımız çadır kampına giderlerdi. Benim gibi annesi babası çocuğunun orada çadırda bir gece kalmaya izin vermeyenler de, sabah erkenden Suâdiye'den trene binip Pendik'te iner, oradan da tren hattının yanındaki toprak yoldan yürüyerek Pavli'ye sandalla geçerdi. Her defasında ellerimizde Coca-Cola şişeleri, su bidonları,

Taner Ay

Dr. Turan Alçelik Beyin konferansından

Giresun'un bu yönden imkanları müsait. Sadece devletimizin bir oluruna bakar. HAYAT BİR GEMİDİR YOKTUR YELKENİ.BU RESME BAKINCA HATIRLA BENİ Evraklarım arasında rahmetli amcamın 1978 yılında gönderdiği bir mektubu elime geçti. Tüm eski mektupler aynı minval üzere yazılırdı. Son paragrafı selam dolu olurdu. Nerede ise tüm aile sayılır hepsinin selamı iletilirdi. Son cümle şöyle idi:

İdris Günaydın

Yusuf Gedikli

Türkiye'mizin son döneminde, vefa duygusunun öne çıkmasıyla armağan ve anma kitaplarının sayısında ciddi artış oldu. Kültür sanat dünyamızda, yaşayan değerli şahsiyetler hakkında 'armağan' kitapları, vefat edenlere dair de 'anma' kitapları hazırlanıyor. Şüphesiz bu kadirbilir davranış, yapılması gereken bir hizmet, Yaygınlaşması önemli, değerlidir. Kesin kaide: Kadir kıymet bilenler, asla unutulmaz.

Mehmet Nuri Yardım

Leylaları tükettik mecnun terketti bizi

Bölündü artık herşey Bölündü düşünceler Dostluklar da bölündü Bölündü düşmanlıklar İnsanlık da bölündü Diyemiyorum artık

İsmail Bingöl

Bilmek mi, olmak mı

O kadar çok bilginin kölesi olmuşuz ki, insanın değerini indirmişiz.O kadar çok şey biliyoruz ki, artık insanı bilmemize gerek kalmıyor. İnsan dediğimizde kalakalıyoruz. Dört bir tarafımızda yaşantıya geçmeyen, dilimizde pelesenk sözcükler dolu. Vecizeler ezberliyoruz, seminerden seminere koşuyoruz, her günümüz, akşamımız dolu. Ama iki kişi arasında samimi, sağlıklı bir diyalog yaşayamıyoruz. Gerçekten bunun sebebi nedir

Havva Küçük Konur

Hakikatin yetim çağı

"Saadete erme maksadı dışında, insanoğlunun felsefe yapması için hiçbir sebep yoktur." Bu cümle, St. Augustine'in düşüncesinde yalnızca bir ahlâkî önerme değil, aynı zamanda felsefenin ontolojik gerekçesidir. Felsefe, hakikati bilmek için değil; insanı kurtuluşa götüren doğru bilgiyi temin etmek için vardır. Bu bakış açısı, modern dünyanın "bilgi için bilgi" anlayışıyla

Mehmet Biten

Kerim Alptekin'in "Yitik Sesler Aynası" üzerine

Elinize bir kitap aldığınızda öncelikle onu tanımak istersiniz. İsmine, kapağına, yazarına, içindekiler kısmına, ön sözüne, varsa takdim yazısına bakarsınız. Çalınan bu kapılardan sonra gönül rahatlığı ile kitabı okumaya başlarsınız. Kerim Alptekin'in son kitabı olan Yitik Sesler Aynası da arka kapağındaki takdim yazısıyla okurunun kalbini fethetmeyi başarmış bir roman. Bakınız ne diyor kitap:

Halit Yıldırım

Enflasyon ataletini nasıl yenebiliriz

Enflasyonu çok yüksek düzeylerden aşağı çekmek görece kolaydır; fakat orta-yüksek düzeylerden kalıcı biçimde tek haneye yaklaştırmak zordur. Çünkü bu aşamada enflasyon şoklardan değil, atalet, beklenti ve kurumlaşmış fiyatlama davranışlarından beslenir. Bu yüzden – eğer enflasyon düşürülmek isteniyorsa – bu aşamadan sonra yeni bir poli+tika çerçevesi oluşturmak gerekir.

Prof. Dr. D. Murat Demiröz

Fazlalıklara tahammül etmek

Fazlalıkları atılınca insandan geriye sadece düşünceleri kalıyor. Bir anlamda insanın karakterini düşünceleri belirliyor. Düşünce düşünce karakter de kırılıyor. Günümüz dünyasının en büyük sorunu düşünce kirliliği. Çünkü gerçekten de düşünce kirlenince insan yozlaşıyor. Yozlaşan insanın eyleyişleri tükenmeye ve tüketmeye ayarlanıyor. Sonuçta her yan yana geliş bir kendini ve ötekini tüketme süreci anlamına geliyor ve dünya böylece küçülüyor, böylece parlaklığını yitiriyor.

Prof. Dr. İsmet Emre

Onurlu Asiler ve Mutlu Köleler!

İnsanın yeryüzündeki serüveni, hakikat ile yanılsama arasındaki o ince çizgide yürümekten ibarettir. Çağımızın devasa panaromasına, dünyanın ve toplumların gidişatına şöyle bir uzaktan baktığımızda, gözümüze çarpan manzara ne yazık ki bir uyanışın değil, derin bir uykunun tablosudur. Görünmez zincirlerle bağlanmış, ancak bu zincirlerin şıngırtısını bir musiki sanan "mutlu kölelerin"

Fatih Yüksektepe

Bir Mahallenin Unutulan Sesleri

Pencerelerden içeri süzülen sabah güneşi, fırından eve taşınan sıcak ekmek, sokakta iki taştan kurulan kaleler, akşamüstü pencereden yükselen bir anne sesi... Kaybolan yalnız bu sesler değil; o seslerin taşıdığı yakınlık, güven ve mahalle duygusu. Bir mahalleyi yıllar sonra insana en çok ne hatırlatır Eski bir ev mi, köşe başındaki bakkal mı, badanası dökülmüş bir duvar

Güven Baykan

Annenin hayatta kalma çabası

Mutluluk tanımım biraz da "film izlemek" olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.Bu yıl, 45. İstanbul Film Festivali'nin kapsamlı seçkisinde sayısız film izledim.Festival boyunca iyi olduğunu düşündüğüm filmleri hep paylaştım.Bu filmi de listenize alın derim.Mutlaka bir yerlerde karşınıza çıkar!

Sayım Çınar

Akif'in gözünde Hz. Ömer'in adaleti

Bu hafta Şair M. Akif Ersoy'un 'Kocakarı ile Ömer' şiiri üzerine odaklandım. Ersoy, Asr-ı Saadet'te yaşanmış bir olayı 20. yüzyıl Osmanlı coğrafyasına uyarlarken, aynı zamanda günümüz ve gelecek için de evrensel bir rehber sunmaktadır. Şiirden şu mısralar özellikle dikkatimi çekti: Halîfe önde, bitik, suçlu, münfa'il, nâdim;

Eyyüp Azlal

Medresetüzzehra'nın faaliyetleri

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin "Hayat bir faaliyet ve harekettir" 1 şeklinde belirttiği gibi faaliyetler hayatın temelini oluşturuyor.Faaliyetlerin cinsleri ve çeşitleri ise hayatlarımızın mânalarını gösterir birer ayna hükmündeler. Bu bağlamda bahar mevsiminin gelmesiyle yurdumuzun dört bir yanında olduğu gibi İzmir'de de Nurlu programlar faaliyetlerimizin temeli oluşturuyor.

H. Muharrem Okur

Deli Velî

"Tibıtırcılar bir gece görünmez uçaklarla gelip beni kaçırdılar hacı baba. İleri teknolojiye sahip insanlar beyin okur ama çaktırmazlar. O teknoloji henüz halka açıklanmamıştır. Bana açıklandı. Ben en ileri zekâlıyım. Beni aldılar, tekno bir mâbede götürdüler. Kafama teller bağladılar filan ama adamların kuantum bilgisayarları patladı! Anlıyor musun" ***

Cem Sancar

ANZAKLAR NEYİMİZ OLUR

Yine bir 25 Nisan, yine Anzak torunlarından Şafak Ayini....Anzak (Anzac), 1. Cihan Harbi'nde, İngiliz sömürgesi olan Avustralya ve Yeni Zelanda'dan toplanarak getirilmiş askerlere deniyor. İngilizce, Australian and New Zeland Army Corps kelimelerinin baş harflerinden oluşur. İngilizler, evini savunan özgür bir adamın, yüzlerce paralı/gönüllü askerden daha güçlü olduğunu

Kerime Yıldız

Eğitimi terbiye etmek

KARAGÖZ HACİVATBir gün Hacivat, Karagöz'e "eğitim" nedir, diye soracak olur. Karagöz de verilen emeklere, alınan neticelere bakıp kendincelenir. (Bilirsiniz Karagöz, resmî değil; ciddîdir.) Eğitim eşittir, der ve aşağıdakileri o gevrek sesiyle takdim eyler: ["Eğitim= 1+4+4+4+(derken üniversite) ama kitap okumasız+Türkçesiz+noktalamasız+imlâsız+parasız pulsuz+oyalamalı boyalamalı+karma karışık+sökük dökük...)]*

Ali Hakkoymaz

Masumiyetin cenazesi: Bir çocuğun vedasında adalet nereye gitti

Vicdan felcini doktorlar, siyasiler ve şımarık kapitalistler bilmez ama çocuğu ölen bir baba iyi bilir. Diyelim ki o baba gerçekten suçlu; bu neyi değiştirir ki Ortada ölen masum bir çocuk varsa dünyanın en gaddar babası bile kanadı kırılmış bir kuşa dönmüştür. Ve sokakta bir kural vardır, yaralı kuşa sadece vicdansızlar vurur. Adaletin temel ilkesi olan suçun şahsiliği nerede kaldı

Ahmet Can Karahasanoğlu

Örgütlü Okul Saldırıları

Bilindiği üzere 15 Nisan'da Kahramanmaraş'ta 14 yaşında aynı okulda öğrenci olan bir ortaokul öğrencisi beş silahla iki sınıfa girerek silahlı saldırı gerçekleştirdi. Saldırıda bir öğretmen sekiz öğrenci katledildi. Katil, katliamı iki sınıfa girip rastgele ateş açarak yedi şarjör beş silahla yapmış. Okul saldırısından sonra medya aracılığıyla ülkeye korku salındı, o hafta Türkiye'de

Cafer Keklikçi

Emperyalizmin ahlakı

Tüm dünyada emperyalizmin süslerle gizlediği kokuşmuş ahlakının açığa çıkışı yaşanıyor. Yaşadığımız, insanlığa küreselleşmeyle dayatılanın insanın özgürlüğünü hiçe sayan, onu kendi yaşamına ve dünyaya yabancılaşmaya yol açan birkültür olduğunun görünür duruma gelmesidir. Emperyalist kültürün insanı düzenin kölesi yapan, paranın imparatorluğu

Öner Yağcı

Yazar-okur dayanışması

17.04.26 günlü "Miguel de Cervantes" başlıklı yazımda "Komşunuzun çatısı camdansa ona taş atmayın" sözünün tümünü yansıtan İsmail Sefa İpşir'den uyarıcı bir ileti aldım: "Sayın Adnan Binyazar, Bugünkü Cervantes yazınızı ilgiyle okudum ve istifade ettim. Sadece bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Yazınızda belirttiğiniz

Adnan Binyazar

Duygu Asena 80 yaşında

Kadıköy Altıyol'da Bayramyeri Sokak'ta 1946 yılının 19 Nisan günü dünyaya gelişiniz üzerinden 80 yıl geçti Duygu Hanım. Bugün sizin doğum gününüz. Kutlu olsun. Ama ne hayattı sizinkisi! Anne babanız, siz gözlerinizi açtığınızda, bir gün Türkiye'de kadın hareketinin en önemli temsilcilerinden biri olacağınızı düşünmemişlerdir elbet. Adsız kadınların kaderini değiştireceğinizi.

Filiz Aygündüz

Marazî Hassasiyet ve Negatif-I

"Bozacının şahidi şıracıdır." Bugün kalemimin aşina olduğu o latif enerjiyi biraz kırarak, hırpalayarak, üzerek dökeceğim kelimeleri kâğıtlara. Zira mensubu olduğumuz gerçekliğin yolu her zaman tılsımlı iklimlerden geçmeyebiliyor ve nefes alıp yorgunluğumuza su ikram etmek için yöneldiğimiz ilk durakta çılgın bir hezeyan, bizden ezber ettiği kelime kalıplarıyla

Nuray Alper

Karnedeki Atatürk'ü nasıl İmamoğlu'na bağladınız

İlkokul birinci ve ikinci sınıf öğrencilerinin karnelerinden Atatürk resmi kaldırıldı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, gelen tepkiler üzerine açıklama yaptı. "Lütfen okullarımızı, bizleri, eğitim öğretim sistemimizi Atatürk üzerinden eleştirmekten vazgeçsinler. En az onlar kadar Atatürk'e saygı duyuyoruz, seviyoruz. Çocuklarımızın da Ata'larına saygılı, Cumhuriyet değerlerine saygılı bir biçimde yetişmesi için çaba sarf ediyoruz."

İpek Özbey-Korkusuz

Demircili Beldesi'nde dağların doruklarında bir Kütüphane

"Kop Dağında Bir Dükkân" Dağların doruklarında, üç dağın eteğine kurulu olan köyümüzde kışlar çok sert geçerdi. Hatırlıyorum boyuma kadar kar yağar, dedem toprak sıvalı evimizdeki ocak hiç sönmesin diye harman yerine karları yararak, boyum kadar yükseklikte yol açardı. Süt tozu, leblebi, kuru üzüm

Selvigül Kandoğmuş Şahin

Demircili Beldesi'nde dağların doruklarında bir Kütüphane "Kop...

Dağların doruklarında, üç dağın eteğine kurulu olan köyümüzde kışlar çok sert geçerdi. Hatırlıyorum boyuma kadar kar yağar, dedem toprak sıvalı evimizdeki ocak hiç sönmesin diye harman yerine karları yararak, boyum kadar yükseklikte yol açardı. Süt tozu, leblebi, kuru üzüm dağıtıyorlarmış okulda. Bunları duyunca mı erkenden okula başlamak istemiştim. Önce erkek önlüğü giymiştim,

Selvigül Kandoğmuş Şahin

Şapka deyip geçmeyin (59)

"Şapka Deyip Geçmeyin" başlığı altında işlediğimiz, "hizmet içi eğitim" mahiyetindeki yazılarımız, hitâma ermek üzere.Diziye başlarken, bazı kardeşlerimiz "Hoca, bu konuda ne yazacak ki bir 'seri' olsun" diye taaccüp etmişlerdi. Sorular, sataşmalar, itirazlar ve serbest çağrışımlarla şumûlünün genişleyeceğini tahmin ediyordum, ama mevzuun bu kadar velûd olacağını düşünmemiştim.

Nahit Topaloğlu

Bir hayalimiz var

Neyin uğrunda tükettik ömrümüzü En son neyin hayalini kurduk Borcumuzun biteceği günün hayali mi Evlatlarımızın, aydınlık geleceğinin hayalini mi Bir evin, son model bir arabanın hayali mi Sorular uzayıp gider. Hayaller kurulmaya devam eder. Herkesin bir hayali vardır. Kimisinin hayatın bir yerine tutunmak zorunda olduğu hayalleri, kiminin kendisi için istediğini kardeşi için de istediği hayalleri...

Burak Tekiner

İmtihan ve mükafat

Mutluluklar, sevinçler, hayaller ve gülümsemeler bizim için olduğu gibi üzüntüler, kederler, sıkıntılar ve öfkeler de bizim içindir. Her zaman gülüp her zaman ağlayamayız.Artısıyla, eksisiyle, üzüntüsüyle mutluluğu ile bu hayatı yaşamak zorundayız. Hayat bizim için hem inişli hem de çıkışlıdır.Aldığımız bir haber bizi oldukça mutlu edebilir, bazen de çokça üzebilir. Bu bazen

Ayşenur Sertçelik

İstanbul Üniversitesi'ndeki mescit nasıl açıldı ve kim kapattı

Meşhur ilahiyatçı hocalarımızın hemen hepsinin hatıralarını okudum ve çok istifade ettim. Bugünlerde de Yusuf Ziya Kavakçı hocamızın "Göçüp Giderken" adıyla neşredilen hatıralarını bitirdim. Nehir söyleşi şeklinde hazırlanan eserin muhtevasını Dr. Müjdat Uluçam Bey'in soruları ve Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı hocanın bunlara verdiği cevaplar teşkil ediyor. Belirtmek gerekir ki, bu usul, bu minval üzere kaleme alınan kitapların okunmasını biraz daha kolaylaştırıyor.

Dursun Gürlek

Artık hiçbir şey

Zamanı ölçmek, saymak, bölmek ne zor iş. Masalarda, duvarlarda, ekranlarda çeşit çeşit bunca takvim. Cepte, duvarda, meydanda bunca saat. Hepsi ne içinBazen yan yana duran iki kişi, başka mevsimleri bölüşür. İnsan bir gün kendi miladını bulur. Herkesin takviminde başka bir isim durur."Sen gittin, tarih bitti, milat neyi açıklayabilir" demişti Mevlana İdris. Koca bir takvim aniden biter bazen.

Enes Batman