Sanatevi'ne Tahliye, Hamsiköy'e Beton

Ganita ay Bahçesi denizin hemen üzerinde. Trabzon'a geldiğimde uğramadan geçemediğim yerlerden biri. Burası aynı zamanda Trabzon'un kültür ve sanatına yön veren buluşma noktalarındandır. Her zamanki yerimizi alıyoruz, çaylarımız geliyor. Önce çayın kokusu, hemen ardından denizin kokusu vuruyor yüzümüze. Bir süre sağdan soldan konuşuyoruz. Sonra laf dönüp dolaşıp Trabzon Sanatevi'ne geliyor.

2007'den beri kullanılan binanın kısa süre içinde boşaltılması isteniyor. Gerekçe, yapının Trabzon Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü'ne tahsis edilecek olması.

Sanatevi'nde geçen yıllar içinde oyunlar sahnelendi, sergiler açıldı, çocuklara ve gençlere eğitimler verildi. Uluslararası Sanat Günleri bu yıl 16. kez düzenlendi. Haziran ayındaki açılış konserini Trabzon Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğrencilerinden oluşan Ala Ensemble verdi. Üniversitenin öğrencileri o sahneye çıktıktan iki ay geçmeden binanın yine aynı üniversitenin ihtiyacı gerekçe gösterilerek boşaltılmasının istenmesi işin tuhaf yanı.

Üniversitenin yer ihtiyacı olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Fakat çözüm neden yaklaşık yirmi yıldır sanat için kullanılan bir binayı elinden almak olsun Üstelik yapı yakın geçmişte kamu kaynaklarıyla restore edildi ve yeniden kültür sanat çalışmalarına açıldı.

Sanatevi kusursuz mu Elbette değil. Eleştirilecek yanları vardır. Ama bir kurumu eleştirmek başka, binasından çıkarmak başka. "Sanat binaya bağlı değildir" demek de kolay. Prova yapılacak salon, resim asılacak duvar ve çocukların çalışacağı bir atölye bulunamadığında bu sözün pek karşılığı kalmıyor.

Ganita'dan kalktıktan sonra şehir merkezinden çıkıp Maçka'ya gidiyoruz. Volkan Konak'ın mezarını ziyaret etmek istiyoruz.

Volkan Konak'ın mezarının üzerinde köşeli gri taşlar var. Bir yanında adı, hemen altında iki tarih: 1967-2025. Arka tarafta Atatürk'ün büyük bir portresi, Volkan Konak'ın fotoğrafları ve şarkılarından sözler görülüyor. Ağaca asılmış çizimler ve bırakılmış çiçekler var. Biraz ötede Maçka'nın kayalıkları yükseliyor.

Bir süre mezarın başında duruyoruz. Karadeniz'in sesini memleketin dört bir yanına taşıyan Volkan Konak'ı doğduğu yerde ziyaret ediyoruz. Fazla konuşmuyoruz.

Mezarlıktan ayrılıp Hamsiköy'e doğru devam ediyoruz. Yol yükseldikçe sis aşağıya iniyor. Tepeler bir süre sonra görünmez oluyor; evlerin çatıları sisin içinde kalıyor. Hamsiköy'e vardığımızda köy bir görünüp bir kayboluyor.

Burada resim öğretmeni Galip Pervanoğlu ile tanışıyoruz. Sütlaçla başlayan sohbet uzuyor. Galip Hoca bize sütlacın nasıl yapıldığını anlatıyor. Kullanılan sütlerin çevredeki köylerden ve üreticilerden toplandığını söylüyor. Bu sütlacın asıl dayanağı, çevrede hâlâ devam eden hayvancılık.

Sohbet yeni yapılara kayınca Galip Hoca da ortaya çıkan görüntüden memnun olmadığını söylüyor. Buraların tanınması, insanların buraya gelmesi elbette güzel. Ancak ziyaretçi sayısı arttıkça işletmeler ve binalar çoğalıyor. Hamsiköy'ün görünümü ağır ağır değişiyor.