Fatih Yüksektepe

Fatih Yüksektepe

Milli Gazete
Kültür-Sanat / Kitap-Edebiyat 21 yazı 0 takipçi

"Fikrin Eylemsizliği, Eylemin Fikirsizliği" Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

İslam düşüncesi kütüphanelerde tozlanırken, eylem sokakta çılgınlaşıyor; acaba bu iki uçurumu birleştiren 'basiret' gerçekten mümkün mü?

İspatın Gölgesinde Yiten İman!

Tanrı'yı mantıkla kanıtlamaya çalışmak, hakikati öldürmek midir yoksa imanın temelini sağlamlaştırmak mıdır?

Düşüş: İdealist İnsandan İdolist Kitlelere!

İnsan ideallerini idollere dönüştürdüğü an hakikate giden yolu kapatır; peki maddi çağda ruh boşluğunu doldurmak için başka yol var mı?

Kul ve Köle: Özgürlük Yanılsaması Üzerine!

"Akıl özgürleşmeden, kalp öz-ü-gürleşmez, Kalp öz-ü-gürleştiğinde, insan köleleştirilemez!" İnsanlık tarihi, boyunlara geçirilen demir halkaların, ayaklara vurulan ağır prangaların ve efendilerin kırbaç şaklamalarının tarihi olduğu kadar; bu somut zincirlerden kurtulup görünmez prangalarla kendi iradesini tutsak eden insanın da trajik tarihidir. İ

Duyu, Duygu ve Düşünce Arasında İnsan!

İnsan, ahsen-i takvim (en güzel yaratılış) sırrına mazhar olduğunu unuttuğu anlarda, kendi bütünlüğünü gözden kaçırır. Çünkü o, yalnızca madde âlemine sıkışmış düşünen bir beden değil; aynı zamanda hisseden bir kalp ve ilahi nefesi taşıyan bir ruhtur. Ne var ki asrımızın gaflet perdeleri ardında insanın bu üç temel yönü—bedeni (duyuları), kalbi (du

Zincirlerini Kalbinde Taşıyanlar!

Dünün köleleri, karanlık sabahların alacakaranlığında zincirlerin uğuldayan sesiyle uyanır, acımasız kırbaçların vuruşları altında şekillenirlerdi. Hayat, efendilerinin cömertliğine (!) bağlıydı, her nefes bir ödül ya da bir ceza kadar uzak ve belirsizdi. Direnmek, kaçış umutlarından daha çok ölüme teslim olmaktı; bedenleri yalnızca efendilerine ai

Makinenin dişlisinde kaybolan insan(lık)!

Sabahın erken saatlerinde şehir uyanıyor. Metro istasyonlarında acele adımlar, otobüs duraklarında yorgun yüzler... Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor ama kimse nereye koştuğunu tam olarak bilmiyor. Her gün aynı döngü: alarm sesi, telaş, işe yetişme mücadelesi... Modern (!) dünya, insana "verimlilik" adını verdiği bir putu dayattı. "Daha hızlı

Bağırmayanlarda var!

Birileri konuşur, susanların yerine, Kelimeler dökülür, yüreklerinden değil. Oysa sustukça büyüyenler vardır, Gözleriyle anlatır, dileriyle değil. Bağırmaz herkes acıyı yaşarken, Kimileri çığlığı içe saklar. Bir yutkunma, bir bakış yeter bazen, Sessizlikten ağır söz mü var Duyan yoktur, sessiz bir feryadı, Görmeyen çoktur dolan gözleri. Ama sustu d

Sessizliğin ağırlığı!

Gürültünün hüküm sürdüğü topraklarda yaşamak ne garip, Bağıranlar duyulur, susanlar unutulur, Her sessizlik eksik sayılır, Her yalnızlık suçlanır. Bazıları vardır, bağırmaz, içinden konuşur, Kalabalığa karışmaz, kenarda durur; Ne düşmanlık taşır ne üstünlük arar, Sadece huzurun ince sesine dokunur. Sessiz kalan birine toplum hemen uzanır, Ama şefka

Hisseden insanlar aranıyor!

Acımasız bir iklimin ortasındayız... Düşünceler (!) gürültülü, duygular suskun. Zihinler dinleme sanatını yitirmiş birer yankı odası, Kalpler, kimsesiz bir sokakta yürür gibi – ıssız ve sessiz. Artık her şeyin ölçüsü var: Zaman, zulmün terazisinde tartılıyor; Sevgi, çıkarın hesabına yazılıyor; İnsan, verim cetvellerinde bölünüyor. Kalp kırıkları is

Acıyı bastırmak değil, anlamak!

Hayat, sanıldığı kadar parlak bir yer değildir. Belki de hiçbir zaman olmamıştır. Güneşli anların ardında biriken gölgeler, insan ruhunun görünmeyen kıvrımlarına sızar. Modern zamanlar bizi sürekli iyimserliğe, sürekli olumlamaya, hep "iyi hissetmeye" çağırıyor. Sosyal medyanın filtrelenmiş gerçeklikleri, kişisel gelişim kitaplarının her derde deva

Yürümek...

Yürümek... Bir adımda geçmişin s-olgun hatıralarını, Diğer bir adımda geleceğin puslu ihtimallerini taşımaktır. Toprağın sessiz dili vardır; Bir çatlak, bir kuru yaprak, bir taşın yerinden oynayışı — Hepsi, zamandan arta kalan hikâyeleri fısıldar insana... "Burada bir zamanlar bir soluk, bir umut, bir yürek vardı" der, rüzgârla savrulan bir iz gibi