Fatih Yüksektepe

Fatih Yüksektepe

Milli Gazete
Kültür-Sanat / Kitap-Edebiyat 46 yazı 0 takipçi

Hükmü Sahibine İade Etmek!

Ölüm, insanın sözünün bittiği, hükmün yalnızca mutlak sahibine geçtiği o sarsılmaz eşiktir. Bu eşiğin berisinde kalan bizler, çoğu zaman gördüklerimizin, duyduklarımızın ve kendi kısıtlı idrakimizin esiri olarak o eşiğin ötesine dair söz söyleme cüretini gösteririz. Oysa İslam düşüncesinin kurucu zihinlerinden İmam Ebu Hanife'nin tarihe kazınan o m

'At Sineği' Olmak!

İnsan, hakikatin o sarp ve tekinsiz yokuşlarında nefes nefese kalmaktansa, alışkanlıkların düzlüklerinde adımlamayı seçen bir varlıktır. Doğası gereği, zihnini kanatan şüphelerden kaçar; yanılgılarına meşruiyet katan, ezberlerini onaylayan o konforlu yankı odalarına sığınır. Çünkü insanın kendi fikirleriyle sahici bir yüzleşmeye girmesi, aslında ru

'Yerleştiren' değil, 'Yetiştiren' toplum kurtulur!

Toprağa tohum ekmek ile toprağa cansız bir direk dikmek arasındaki devasa ontolojik fark, "yetiştirmek" ile "yerleştirmek" arasındaki uçurumun ta kendisidir. Cansız direk kısa vadede sınır çizer, gölge verir ama meyve vermez; zamanın ve iklimin yıpratıcılığına karşı dirençsizdir, er geç çürür. Tohum ise kendi köklerini salar, toprağa tutunur, diren

Birleşip Dirilecek Olan İslam Değil, Müslümanlardır!

"İslam birliği" denildiğinde çoğu zaman iyi niyetli fakat kavramsal olarak problemli bir ifade kullanılır. Çünkü İslam'ın birliğe ihtiyacı yoktur. İslam zaten birdir. Tevhid birdir, vahiy birdir, Kur'an birdir, Allah birdir. İslam'ın hakikati parçalanmış değildir ki yeniden birleştirilsin. Dağınık olan İslam değil, Müslümanlardır. Eksik olan İslam

Pisagor'un Bardağı!

Samoslu Pisagor'un icat ettiği o meşhur adalet kupası/bardağı, fizik kurallarının yaramaz bir cilvesi olmaktan ziyade, insanlığın bitmek bilmeyen ihtiraslarına karşı yontulmuş sessiz bir ihtar niteliğindedir. Bardağın ortasındaki o ince ve kesin sınır çizgisi ne eksik ne de fazlayı, tam kararında olanı temsil eder. Eğer ihtiras galip gelir de su o

Bir Ülke Düşünün...

Bir ülke düşünün... Meydanlarında adalet yazıyor, saraylarında zulüm konuşuluyor. Duvarlarında özgürlük sloganları asılı, fakat insanların zihinleri korku gönülleri yalanla çevrilmiş... Devletin kapılarında "hizmet" kelimesi duruyor; içeride ise insana hükmetmenin, onu susturmanın ve ona ne düşüneceğini öğretmenin usulleri geliştiriliyor. Bu ülkeni

Saban ve Kılıç: Cincinnatus ve İktidar Üzerine!

Cincinnatus'un ardında yazılmış bir felsefe kitabı yoktur. Onun adıyla anılan düşüncenin metni, bir bakıma kendi hayatıdır: Gerektiğinde sabanı bırakıp devletin başına geçmek; tehlike ortadan kalktığında ise devleti kendine bağlamadan, iktidarı bir hakka dönüştürmeden yeniden sabana dönmek... Roma tarihçisi Livius'un aktardığı meşhur anlatıya göre

Millî Refleksleri Alınmış Bir Toplum: Uyuşan Millet!

"Bir ateş düştü vatana, yüreklerde kor kalmadı, Bir yara açıldı ümmette, sızlayacak yer kalmadı. Tarih sustu, hafıza sustu, maziden eser kalmadı, Ey gönül, uyan artık; ölmeden önce gün kalmadı." Tıpta temel bir kural vardır: Bir canlının sinir sistemi hasar görmüşse, bedenin ateşe, kesiğe veya zehre karşı vereceği o ani, o hayati tepki ortadan kalk

Gazze'nin "Ekmeğini" Yiyenler!

Bazı felaketler yalnızca öldürmez; insanın hakikat karşısındaki yerini de açığa çıkarır. Gazze, çağımızda böyle bir imtihana dönüştü. Bir tarafta evleri, aileleri, çocukları, gelecekleri vahşice ellerinden alınan insanlar; diğer tarafta onların acısı üzerinden konuşan, görünürlük kazanan, itibar devşiren, siyasi mevzi tahkim eden, ticari kazanç sağ

İmanın Bedelini Unutan Ümmet!

İman, insanın yalnızca neye inandığını değil, inandığı şey uğruna nelerden vazgeçebildiğini de gösterir. Bu sebeple Kur'an'ın iman tasavvuru, hiçbir zaman yalnızca sözlü bir aidiyet üzerine kurulmamıştır. "İman ettik" demenin yeterli sayılmadığı, insanın söylediği sözün hakikatinin hayat içinde sınanacağı daha ilk dönemlerden itibaren açıkça bildir

"Sürü" Psikolojisinden "Ümmet" Bilincine!

"Varlık anlayışlarını kaybeden toplumlar kaybolmuş milletlerdir." Bir toplumun gerçek gücü, meydanlarını dolduran kalabalıkların sayısıyla değil; o kalabalıkların içinde vicdanını, aklını ve iradesini koruyabilen insanların varlığıyla ölçülür. Çünkü kalabalık her zaman toplum değildir. Aynı sloganı tekrarlamak, aynı kişiyi alkışlamak veya aynı öfke

İnsanlığı Yeni Bir "Cevherî Hareket"e İhtiyacı Var!

Medeniyet, çoğu zaman şehirlerin büyüklüğü, yapıların görkemi, yolların genişliği ve teknolojik araçların çokluğu üzerinden tarif edilir. Hâlbuki bütün bunlar, medeniyetin kendisi değil; olsa olsa onun dış dünyada bıraktığı izlerdir. Bir toplumun gerçek medeniyet seviyesi, inşa ettiği binalardan önce yetiştirdiği insanın niteliğinde aranmalıdır. Çü