"Bütün hayvanlar eşittir"

George Orwell, "Hayvan Çiftliği"ni Kasım 1943 ve Şubat 1944 arasında yazdı. Sadece üç ayda. 1937'den beri Orwell'ın kafasında yazılmaya devam ediyordu. Kitap, 80 yaşını geçti, yazılışından bugüne tüm zamanların güncelliğini koruyan eserlerinden biri oldu. Oysa yayımlanması epey zaman almıştı. Stalin'in Sovyet rejimine eleştirel bir bakış açısı getirdiği gerekçesiyle aralarında T.S Eliot'ın da bulunduğu birkaç yayıncı kitabı basmak istemedi. Sonunda buna cesaret eden bir yayıncı tarafından 1945'te basıldı.

Kaynaklara göre romanın yazılmasının fitilini yazarın bir çiftçi çocuğunun bir at arabası atını kırbaçladığını görmesi ateşledi. Orwell'ın derdi Sovyet rejiminden çok devrimin kendi liderleri tarafından içinin nasıl boşaltıldığını anlatmaktı. Ona göre devrimlerin başarısızlığı liderlerin devrimle hizmet etmeleri gereken halkı görmezden gelmesi, hatta kendi menfaatleri için sömürmesiydi.

Stalin dönemini hayvanlar üzerinden eleştiren roman Manor Çiftliği'nde geçer. Günün birinde hayvanlar, yaşlı domuz Major'un gördüğü bir rüyanın etkisiyle insanları aradan çıkarıp kendi kendilerini yönetecekleri bir düzen kurabilmek için isyan ederler. Çiftliği ele geçirip sürekli sarhoş gezen ve hayvanları ihmal eden çiftlik sahibini kovarlar. Liderliği domuzlar üstlenir. İçlerinde en zekileri olan Napoleon ve hitabeti yüksek Snowball liderleri olur. Bir de 7 maddelik anayasa hazırlarlar. En önemli maddesi "Bütün hayvanlar eşittir" olan. Hep birlikte çalışmaya ve üretmeye başlarlar. Eşit olmanın tadını çıkarırlar.

Gel zaman git zaman liderler arasında bir görüş ayrılığı baş gösterir. Napoleon, gizlice yetiştirdiği köpeklerin yardımıyla Snowball'ı çiftlikten kovar. Artık tek lider kendisidir. Tüm gücü elinde toplamasının ardından diktatörleşmeye başlar. Ardından yönetici domuz kadrosu daha fazla ciddiye alınmak için insanlara özenirler, tüm domuzlar iki ayak üzerinde yürümeye başlar. İnsanlar gibi yataklarda yatar, onlar gibi giyinir, içki içerler. Belirledikleri yedi ilkenin tam tersini yaparlar. Sonuçta geriye tek bir ilke kalır, revize edilmiş halde: "Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir."

Bu sürecin devamında vaktiyle hâkimiyetlerini reddettikleri insanlarla ilişkileri yoğunlaşır. Onlarla ticaret yaparlar. Çiftlikteki diğer hayvanları sömürmeye başlarlar. O kadar ki yaşlanıp artık iş göremez hâle gelen çalışkan at Boxer'ı kesim için mezbahaya satarlar. Yaptıkları devrim yozlaşmıştır. Domuzlar da tıpkı insanlar gibi despot bir yönetim tarzının temsilcileri olarak onlarla yer değiştirmiştir. İktidar hırsıyla devirdikleri insanların ta kendisi olmuşlardır.

Daha önce film ve tv filmi olarak çekilen "Hayvan Çiftliği", geçen hafta Andy Serkis'in yönetmenliğini yaptığı animasyon filmi olarak vizyona girdi. Orwell'ın güncelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen alegorik yapıtı, film versiyonunda da yöneticilerin devrim sonrası iktidarı kişisel hırsları için kullanıp, hizmet etme misyonuyla yola çıktıkları insanları, emekçileri nasıl sömürdüklerini anlatıyor. Kitabın aslına sadık bir senaryoyla çekilen film, daha çok negatif eleştirilerle karşılandı. Dünyaca ünlü sinema eleştirmeni Roger Ebert'in adını taşıyan rogerebert.com sitesi, normalde seyirciyi rahatsız edip onda farkındalık uyandırması gereken filmi fazla steril buldu. Orwell'ın kehanetinin filmde şirin çocuk dostu bir zafere dönüştüğünü söyleyenler oldu. Çoğunluk filmi görsel/animasyon açıdan beğense de romandaki siyasi keskinliğin yok edilip bir aile filmi formatının benimsediğini söylüyor.