Kültür-Sanat / Kitap-Edebiyat

Kar altında bir eski plak: Yahya Kemal, Cemil Bey ve İstanbul'un...

Yahya Kemal, Tanbûrî Cemil Bey'de yalnızca büyük bir saz sanatkârını değil, İstanbul medeniyetinin sese dönüşmüş özünü bulur. "Tanbûrî Cemil'in Rûhuna Gazel"de bu ses klasik medeniyetin metafizik meclisine yükselir; "Kar Mûsikîleri"nde ise Varşova karı altında şairi İstanbul'un hafızasına geri çağırır.GİRİŞ: BİR MEDENİYETİN SESİ OLUR MU

Prof. Dr. D. Murat Demiröz

Bahar içeri dolmada şimdi

Bu konuşmanın neresinden dinlersen dinle; bizi tarif ediyor. Bizi anlatıyor, bu ümmeti anlatıyor. Bu zamanda bu, denize atılan taşların suları sekmesi ile oluşan dalgalar anlaşılmayacak belki, ama gün gelecek bu dalgalar kıyıları dövecek, küfrün azgın azgınlığını silkeleyecek. Bugün için diyoruz ki, yıllar öncesinde bir şiirin sona eriş cümlesi gibi: "bahar içeri dolmada şimdi

İdris Günaydın

Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt

"Bu ne acayip başlık" diyeceksiniz belki. Haklısınız, ilk bakışta tuhaf duruyor. Ama Ordu'da birkaç gün geçirince insanın önüne üç ayrı görüntü çıkıyor: Yaylaların üstüne düşen maden gölgesi, yağmur altında kitaba gelen insanlar ve şehrin dört bir yanından bakan "2 bin 600 kilometre asfalt döktük" afişleri... Öyleyse, önce yaylalardan başlayalım.

Güven Baykan

Modernizim bahçesinde koyun otlatmak

Sosyal medyada haberlere bakıyordum. Elazığ'da bir bina yöneticisinin (bir site olduğu anlaşılıyor), bahçedeki otları biçmesi için anlaştığı şahıs; elektrikli tırpan yerine yüz baş koyunla gelerek hem yöneticiyi hem de bina sakinlerini şaşkına çevirmiş. Bu durum sadece şaşkınlık yaratmakla kalmamış, çoğu bina sakininin ve yöneticinin psikolojisi bozulmuş. Bir daha ancak profesyonel bir temizlik firmasıyla anlaşacaklarını belirtmişler.

Eyyüp Azlal

Kitap molası 64; Ateşkes çadırında silah sesleri

"Bugün Aziz'e, "Bir adamın başına gelebilecek en büyük felaket nedir" diye sorsalar; "Dostlarını büyükşehirde bırakıp sakin, bungun, Arabistan çöllerini andıran kasvetli bir ilçede hayata dokunabilmek, biraz da kendini tanıyabilmek gayesiyle nişanlandığı esnada dünyaya geldiği ilk günden beri aradığı kadınla karşılaşmasıdır," der. Çünkü yüzük o kadının parmağında değildir (s. 44)"

Nuray Alper

"Aldı Nemçe bizim nazlı Budin'i"

Bu sene Mohaç Zaferi'nin 500. yıldönümü. Osmanlı Devleti, 1526 Mohaç Meydan Savaşı'ndan sonra Macaristan topraklarının büyük kısmını ele geçirdi. Başkent Budin'i, genç bir kız gibi nazladı. Budin de Osmanlı'ya naz yaptı. Şehir, adaletin ve barışın diyarı oldu.Rivayete göre Osmanlı, Macar krallarının oturduğu saraya Kızıl Elma Sarayı adını verdi ve halkın

Kerime Yıldız

Sumud Filosu'nun kahramanları tarihe geçti

Dünya emperyalizminin "iki kralı" alkışlar arasında Gazze'yi görmezden gelirken, insani yardım filosu uluslararası sularda hedef oldu. Asırlık işgalci zihniyet, 29 Nisan akşamı Akdeniz'de bir kez daha sahneye çıktı. Kısa bir süre önce ABD Senatosu'nda bir komedi yaşandı.

Mehmet Nuri Yardım

Holly'ye mutlu son yazmak

Bir elinde kruvasan, diğerinde kahve, Tiffany'nin vitrinine bakarak kahvaltı eden Audrey Hepburn karesini hatırlar mısınız Amerikan edebiyatının çığır açan yazarlarından Truman Capote'nin "Tiffany'de Kahvaltı" adlı romanından aynı adla uyarlanan filmin açılış sahnesidir bu. Hepburn'ün canlandırdığı Holly Golightly, ikonik siyah elbisesi, aynı renk eldivenleri, inci

Filiz Aygündüz

Hakk'ı, hakikati aramak

İlk karşılaştığım andan beri, Rûmî'nin "Hacca gidenler, orada Beytullâh'ın sahibini arasınlar..." sözü, bana ihtiva ettiği manadan daha çok şey söylüyor hissini veriyor. Modern zamanın içerisinde salınan bir insan böylesi derinlikli konularla karşılaştığında sadece meselenin mistik boyutuna mı inmeli yoksa daha şümullü bir anlam arayışına mı girmeli Kanaatimce işte mühim

Mehmet Biten

Köle miyim sana ben

Gerçek sarışınlar ülkemizde yüzde dörtmüş. Finlandiya'da yüzde seksen yedilerde. Fakat etrafa bakıyoruz, ne çok sarışın var... Japonya atom bombası atılıp işgal edilince, Japonlar estetisyenlere koşmuşlar Amerikalıya benzemek için. En çok nerelerini estetik yaptırmışlar onu romanımda söyledim, burada yakışık almaz şimdi...

Cem Sancar

Kırmızı düğmeye basan insanlık

Bu araçlar olmadan önce de pekâlâ yaşıyorduk. Şimdi de daha nitelikli bir kullanış biçimine geçilmesi yönünde bir yasa olmalı. Bunun dışında "şurada şunu yedim, burada bu pisliği yaptım" diyen insanları toplum izler. Kitle çocuk gibidir; önüne ne koyarsan onu yer. Daha fazla koyarsan daha fazla ister. Asla tatmin olmaz. Onu kontrol edecek olan devlettir.

Ahmet Can Karahasanoğlu

Eczane

-Sema Eczanesi'ne...-Renkli kutular raflarda... Elinde reçeteyle gelenler.... Nesi var annenizin Geçmiş olsun, merak etmeyin. Dünya zaten misafirhane... Bunları tok karna kullanın. ay içer misiniz; kekikli... Hurma da var yanında.

Ali Hakkoymaz

Özne öğretmen

İtalyan müdürün saygısız, kaba davranışlarıyla karşılaşan İstanbul Beyoğlu'ndaki Özel İtalyan Lisesi'ndeki Türk öğretmenler; ders, nöbet, toplantı, ek ders ücreti konusunda ayrımcılığa uğradıkları, okul yönetiminin öğretmenliğin saygınlığını yok ettiği gerekçesiyle başlattıkları grevi iki aydır sürdürüyor. Dinselleştirme yolundaki adımlar, bütçesizlik, şiddet, akran

Öner Yağcı

Murdar Eden

Güç, neye yöneltilirse onun galibi olur. Neye aracı kılınırsa onun zirveye çıkmasını sağlar. Güç vahşete uygulanırsa onu durdurur, güç vahşete aracı kılınırsa onun zirveye çıkmasını sağlar. Dünya tarihine bakıldığında her dönem bir güç vardır ve dünyaya düzen veren de odur. Dünya düzenine bakınca gücün neyi temsil ettiği ya da neyi sağladığı anlaşılır. Milattan önce kurulmuş olan Roma İmparatorluğu,

Cafer Keklikçi

Çizgiler-renkler

Yazı bulunmadan önce, onun yerini birtakım görüntüler alıyordu. izimlerin renklerle bir araya getirilmesinin sanat olduğu bilincine sonradan varılmıştır. Günümüzde ise neredeyse her alanda güzellik, çizgi-renk kaynaştırılmasıyla gerçekleştiriliyor. Yıllarca üniversite gençlerini okuma kültürüyle eğiten Prof. Dr. Sedat Sever, yıllardır internette

Adnan Binyazar

Pavli Adası'nda Nâzım Hikmet, İncir Adası'nda Ayşe Meral Hanım...

Suâdiye Ortaoku'nda okurken Pavli Adası'na mahalleden üç arkadaşımız çadır kampına giderlerdi. Benim gibi annesi babası çocuğunun orada çadırda bir gece kalmaya izin vermeyenler de, sabah erkenden Suâdiye'den trene binip Pendik'te iner, oradan da tren hattının yanındaki toprak yoldan yürüyerek Pavli'ye sandalla geçerdi. Her defasında ellerimizde Coca-Cola şişeleri, su bidonları,

Taner Ay

Bilmek mi, olmak mı

O kadar çok bilginin kölesi olmuşuz ki, insanın değerini indirmişiz.O kadar çok şey biliyoruz ki, artık insanı bilmemize gerek kalmıyor. İnsan dediğimizde kalakalıyoruz. Dört bir tarafımızda yaşantıya geçmeyen, dilimizde pelesenk sözcükler dolu. Vecizeler ezberliyoruz, seminerden seminere koşuyoruz, her günümüz, akşamımız dolu. Ama iki kişi arasında samimi, sağlıklı bir diyalog yaşayamıyoruz. Gerçekten bunun sebebi nedir

Havva Küçük Konur

Leylaları tükettik mecnun terketti bizi

Bölündü artık herşey Bölündü düşünceler Dostluklar da bölündü Bölündü düşmanlıklar İnsanlık da bölündü Diyemiyorum artık

İsmail Bingöl

Kerim Alptekin'in "Yitik Sesler Aynası" üzerine

Elinize bir kitap aldığınızda öncelikle onu tanımak istersiniz. İsmine, kapağına, yazarına, içindekiler kısmına, ön sözüne, varsa takdim yazısına bakarsınız. Çalınan bu kapılardan sonra gönül rahatlığı ile kitabı okumaya başlarsınız. Kerim Alptekin'in son kitabı olan Yitik Sesler Aynası da arka kapağındaki takdim yazısıyla okurunun kalbini fethetmeyi başarmış bir roman. Bakınız ne diyor kitap:

Halit Yıldırım

Fazlalıklara tahammül etmek

Fazlalıkları atılınca insandan geriye sadece düşünceleri kalıyor. Bir anlamda insanın karakterini düşünceleri belirliyor. Düşünce düşünce karakter de kırılıyor. Günümüz dünyasının en büyük sorunu düşünce kirliliği. Çünkü gerçekten de düşünce kirlenince insan yozlaşıyor. Yozlaşan insanın eyleyişleri tükenmeye ve tüketmeye ayarlanıyor. Sonuçta her yan yana geliş bir kendini ve ötekini tüketme süreci anlamına geliyor ve dünya böylece küçülüyor, böylece parlaklığını yitiriyor.

Prof. Dr. İsmet Emre

Onurlu Asiler ve Mutlu Köleler!

İnsanın yeryüzündeki serüveni, hakikat ile yanılsama arasındaki o ince çizgide yürümekten ibarettir. Çağımızın devasa panaromasına, dünyanın ve toplumların gidişatına şöyle bir uzaktan baktığımızda, gözümüze çarpan manzara ne yazık ki bir uyanışın değil, derin bir uykunun tablosudur. Görünmez zincirlerle bağlanmış, ancak bu zincirlerin şıngırtısını bir musiki sanan "mutlu kölelerin"

Fatih Yüksektepe

Annenin hayatta kalma çabası

Mutluluk tanımım biraz da "film izlemek" olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.Bu yıl, 45. İstanbul Film Festivali'nin kapsamlı seçkisinde sayısız film izledim.Festival boyunca iyi olduğunu düşündüğüm filmleri hep paylaştım.Bu filmi de listenize alın derim.Mutlaka bir yerlerde karşınıza çıkar!

Sayım Çınar

Medresetüzzehra'nın faaliyetleri

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin "Hayat bir faaliyet ve harekettir" 1 şeklinde belirttiği gibi faaliyetler hayatın temelini oluşturuyor.Faaliyetlerin cinsleri ve çeşitleri ise hayatlarımızın mânalarını gösterir birer ayna hükmündeler. Bu bağlamda bahar mevsiminin gelmesiyle yurdumuzun dört bir yanında olduğu gibi İzmir'de de Nurlu programlar faaliyetlerimizin temeli oluşturuyor.

H. Muharrem Okur

Karnedeki Atatürk'ü nasıl İmamoğlu'na bağladınız

İlkokul birinci ve ikinci sınıf öğrencilerinin karnelerinden Atatürk resmi kaldırıldı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, gelen tepkiler üzerine açıklama yaptı. "Lütfen okullarımızı, bizleri, eğitim öğretim sistemimizi Atatürk üzerinden eleştirmekten vazgeçsinler. En az onlar kadar Atatürk'e saygı duyuyoruz, seviyoruz. Çocuklarımızın da Ata'larına saygılı, Cumhuriyet değerlerine saygılı bir biçimde yetişmesi için çaba sarf ediyoruz."

İpek Özbey-Korkusuz

Demircili Beldesi'nde dağların doruklarında bir Kütüphane

"Kop Dağında Bir Dükkân" Dağların doruklarında, üç dağın eteğine kurulu olan köyümüzde kışlar çok sert geçerdi. Hatırlıyorum boyuma kadar kar yağar, dedem toprak sıvalı evimizdeki ocak hiç sönmesin diye harman yerine karları yararak, boyum kadar yükseklikte yol açardı. Süt tozu, leblebi, kuru üzüm

Selvigül Kandoğmuş Şahin

Demircili Beldesi'nde dağların doruklarında bir Kütüphane "Kop...

Dağların doruklarında, üç dağın eteğine kurulu olan köyümüzde kışlar çok sert geçerdi. Hatırlıyorum boyuma kadar kar yağar, dedem toprak sıvalı evimizdeki ocak hiç sönmesin diye harman yerine karları yararak, boyum kadar yükseklikte yol açardı. Süt tozu, leblebi, kuru üzüm dağıtıyorlarmış okulda. Bunları duyunca mı erkenden okula başlamak istemiştim. Önce erkek önlüğü giymiştim,

Selvigül Kandoğmuş Şahin

Şapka deyip geçmeyin (59)

"Şapka Deyip Geçmeyin" başlığı altında işlediğimiz, "hizmet içi eğitim" mahiyetindeki yazılarımız, hitâma ermek üzere.Diziye başlarken, bazı kardeşlerimiz "Hoca, bu konuda ne yazacak ki bir 'seri' olsun" diye taaccüp etmişlerdi. Sorular, sataşmalar, itirazlar ve serbest çağrışımlarla şumûlünün genişleyeceğini tahmin ediyordum, ama mevzuun bu kadar velûd olacağını düşünmemiştim.

Nahit Topaloğlu

Bir hayalimiz var

Neyin uğrunda tükettik ömrümüzü En son neyin hayalini kurduk Borcumuzun biteceği günün hayali mi Evlatlarımızın, aydınlık geleceğinin hayalini mi Bir evin, son model bir arabanın hayali mi Sorular uzayıp gider. Hayaller kurulmaya devam eder. Herkesin bir hayali vardır. Kimisinin hayatın bir yerine tutunmak zorunda olduğu hayalleri, kiminin kendisi için istediğini kardeşi için de istediği hayalleri...

Burak Tekiner

İmtihan ve mükafat

Mutluluklar, sevinçler, hayaller ve gülümsemeler bizim için olduğu gibi üzüntüler, kederler, sıkıntılar ve öfkeler de bizim içindir. Her zaman gülüp her zaman ağlayamayız.Artısıyla, eksisiyle, üzüntüsüyle mutluluğu ile bu hayatı yaşamak zorundayız. Hayat bizim için hem inişli hem de çıkışlıdır.Aldığımız bir haber bizi oldukça mutlu edebilir, bazen de çokça üzebilir. Bu bazen

Ayşenur Sertçelik

İstanbul Üniversitesi'ndeki mescit nasıl açıldı ve kim kapattı

Meşhur ilahiyatçı hocalarımızın hemen hepsinin hatıralarını okudum ve çok istifade ettim. Bugünlerde de Yusuf Ziya Kavakçı hocamızın "Göçüp Giderken" adıyla neşredilen hatıralarını bitirdim. Nehir söyleşi şeklinde hazırlanan eserin muhtevasını Dr. Müjdat Uluçam Bey'in soruları ve Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı hocanın bunlara verdiği cevaplar teşkil ediyor. Belirtmek gerekir ki, bu usul, bu minval üzere kaleme alınan kitapların okunmasını biraz daha kolaylaştırıyor.

Dursun Gürlek

Artık hiçbir şey

Zamanı ölçmek, saymak, bölmek ne zor iş. Masalarda, duvarlarda, ekranlarda çeşit çeşit bunca takvim. Cepte, duvarda, meydanda bunca saat. Hepsi ne içinBazen yan yana duran iki kişi, başka mevsimleri bölüşür. İnsan bir gün kendi miladını bulur. Herkesin takviminde başka bir isim durur."Sen gittin, tarih bitti, milat neyi açıklayabilir" demişti Mevlana İdris. Koca bir takvim aniden biter bazen.

Enes Batman