Osmanlı'da görevini suistimal eden yöneticilerin acı sonu

Osmanlı yönetimi, devlet hizmetinde kullandığı yöneticilere büyük yetki ve gelir verir, ancak görevini ihmal edenleri çok ağır cezalara çarptırırdı. Sivil ve askeri yöneticiler, görevlerinde ihmal göstermemeleri yönünde devamlı uyarılırdı Görevinin gereğini yapmakta yeterince hassasiyet göstermeyip ihmalkârlık eden veya makamından aldığı gücü kötüye kullanan yönetici, makamına

Erhan Afyoncu

MUSTAFA KEMÂL'İN UYDURMA ŞECERELERİ VE HAKÎKÎ MENSÛBİYETİ (425)

"Ebedîliğin ufuklarında uzaklaşan Atatürk'ün hâtırası, gönüllerimizde ve vicdanlarımızda saygı ve minnet duygulariyle sarılı olarak, taze ve canlı yaşamaktadır. O, yirmi beş milyon gönülde, ölmemiş gibidir ve hiç ölmiyecek gibidir. Bu türlü yaşamak onun ebedî imtiyazıdır. "Atatürk, millî tarihte, granit bir şahika gibi yükselmektedir." (Erden, "Mustafa Kemal Atatürk" Ekim 1956)

Yesevizade Alparslan Yasa

Yerebatan Sarayı

Bin beş yüz yılı aşan geçmişiyle İstanbul'un en görkemli yapılarından biri olan Yerebatan Sarayı, yalnızca mimari bir anıt değil, yüzyılların birikimini günümüze taşıyan eşsiz bir kültür mirasıdır. Bu mirası tanımak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin sorumluluğudur...İmparator I. Justinianus döneminde (527-565), Ayasofya Camii'nin hemen karşısında,

Sinan Genim

Trump'a üzülenler!

Dünyanın en büyük askerî ve ekonomik gücünün başındaki adam... Kendisini vazgeçilmez sanan... Dostlarını küçümseyen, rakiplerini aşağılayan, müttefiklerini tehdit eden... Bir gün dost dediğine, ertesi gün düşman diyen... Devlet yönetimini ticari pazarlığa dönüştüren... Ve kendisini dünyanın kurtarıcısı olarak gören...

Naim Babüroğlu

Cumhuriyetin melodisi

Bundan tam yüz yıl önce, 1926 senesinin 13 Ekim günü İstanbul'dan Ankara'ya bir tren gelir, vagonların birinde Rudolf marka piyano da vardır. Bu piyano o günün şartlarında son derece değerlidir. Piyanoyu üreten "Rudolf Piyano Şirketi" 1903 senesinde New York'ta kurulan, özel ahşap piyanolar üreten bir firmadır. Ankara'ya getirilen bu piyanonun tedarikini ise İstanbul'un

Tolga Aydoğan

Galata'da bir hanın 140 yıllık sırrı: Kuyumcular Hanı

Bir zamanlar sarrafların ve tüccarların buluştuğu Galata'daki tarihî hanın geçmişinde, Fransızca ticaret yayıncılığına uzanan dikkat çekici bir hikâye bulunuyor. Kapısındaki iki dilli levha, eski ticaret kayıtları ve henüz tam çözülemeyen Komando Hanı bağlantısı, İstanbul'un az bilinen tarihine ışık tutuyor. İstanbul'un en eski ticaret

Fahri Sarrafoğlu

Atatürk 'sarayı' denklemden çıkarmıştı: 'Saltanatın kaldırılması'

"Kayıtsız ve şartsız deyimi ile açıklanan egemenliği, milletin üzerinde tutmak demek, bu egemenliğin en küçük bir parçasını; niteliği, adı ne olursa olsun hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir..." (Atatürk, 27 Ocak 1923) TBMM, 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdıktan sonra, 4 Kasım 1922'de İstanbul'daki

Sinan Meydan

Osmanlı cemiyeti nasıl dejenere oldu

1908'de başlayan yıkım sonunda, Türkiye'de madde olarak çok az şey kaldığı gibi, manevi olarak da pek çok değerin kaybedildiği aşikârdır.Osmanlılar hep üç kıtada at koşturan kahramanlar olarak tanınır ama, geri planda da muazzam bir ahlak nizamı ve medeniyeti meydana getirdiği pek nazar-ı dikkate alınmaz...Bugün kimse,

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Osmanlı Türkünün Kızıldeniz, Basra ve Hint Okyanusu hâkimiyeti...

Zâten, Hint Okyanusu'nda kıyısı bulunan Müslüman Devletlerinin hiçbirinin, Portekiz Donanması ile açık denizde boy ölçüşecek deniz kuvveti de yoktu. Sadece Fâtih ve II. Bâyezid zamanında Hindistan'da hüküm süren devletlere gönderilen subay ve topçu askerleri vardı. Birçok Müslüman hükümdar, Osmanlı Türkleri'nden olan subayların kumanda ettigi topçu birlikleri ve hassa

Halit Kanak

Ankara'da düzenlenen bir İstanbul Sempozyumundan notlar

Prof. Dr. Bahattin Yediyıldız da bir konuşma yaptı. İki cümlesini aktarayım sadece: "Osmanlı zamanında İstanbul hayrat sitelerinden oluşan bir iyilikler şehridir. İstanbul'da hukuk vardı." Bahattin Yediyıldız, İngiliz oryantalisti Bernard Lewis'in Jews of Islam (İslamın Yahudileri) adlı kitabından bir alıntı yaptı ve padişahın Bosna'ya gönderdiği bir fermanı okudu:

Mustafa Armağan

Tarihi camide hünkâr sofrası!

Venedik mimarisinin, o muhteşem Adriyatik şehrini yaratan tekniğinin İstanbul'daki aksıdır burası. Peki şimdi ne halde Yeni Camii ya da diğer adıyla Valide Sultan Camii Külliyesi'ne "Hünkâr Sofrası" kurulmuş. Kime sormuşlar da açmışlar Kim izin vermiş de halkın parasıyla tadilatı yapılan bu yere komedi afişleri asmışlar Bu rezalete müsaade edenler İstanbul âdetlerine de, zarafetine de en kötüsü tarihi mirasına da yabancı...

İlber Ortaylı

MİLLİ GÖRÜŞ TARİHİ-19 / Kapitalizm ve Komünizm Siyonizmin birer...

"Şimdi yapacağımız konuşmalardan maksadımız doğruyu bulmaya yardımcı olmaktır" diyordu Erbakan konuşmasına başlarken. "Bu milletin 50 milyon memleket evlâdının hepsi birbirinin kardeşidir, bizim kardeşimizdir. Bu milletin evlâtları Adalet Partisi'ne veya Halk Partisi'ne oy verirken iyi niyetle oy vermektedirler. O kardeşlerimizin seçmiş oldukları milletvekilleri olarak,

İsmail Fatih Ceylan

Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)'e selam olsun

Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)'e selam olsun MEHMET EMİN GERGER "Kim Peygambere itaat ederse, şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa: 80) "Allah ve melekleri, Peygambere çok salavat getirirler. Ey mü'minler! Siz de O'na (Resûlüllah'a) salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin!" (33Ahzab: 56)

Mehmet Emin Gerger

Sekiz milyon seçmen

Önce bir darbımesel Eski büyüklerimizin darbımeselleri ne güzeldir. Başta Mevlânâmız olmak üzere büyüklerimiz ne kadar güzel darbımeseller anlatmışlardır. Mevlânâmızın meşhur Mesnevisinde birbirinden güzel pek çok darbımesel vardır. Onlardan biri şöyledir: Bir sinek, eşek bevlinin üzerinde gezinen saman çöpünün üstüne kondu. Sonra kendini bir

Mustafa Akgün

Hiç çocuğu olmayan Atatürk çocukları neden çok severdi

Bir çocuk sahibi olamamak hep bir sızıydı Atatürk'ün yüreğinde. O acısını hiç gizlemedi...Bir baloda Asaf İlbay, on altı yaşındaki kızını Atatürk'le tanıştırdı. Sohbet neşeli sürürken o anlarda Atatürk'ü hüzün bastı. Asaf Beyi göstererek söz açtı:- Asaf ile bir mahallenin çocuğuyuz. Belki aynı yaştayız da. Demek ben de vaktiyle evlenmiş olsaydım, on altı yaşında bir çocuğum olacaktı!"

Yaşar Gürsoy