Mustafa Sabri Beşer

Mustafa Sabri Beşer

Star
Yaşam 301 yazı 0 takipçi

Deprem enkazından çıkan sahte peygamber!

Şu nevzuhur tezatlar memleketinde toplumun manevi mesnetlerinden koparılışının faturası her devirde başka bir "kurtarıcı" figürün omuzlarına yüklenir. Ruhunu batının marazi rüzgârlarına teslim etmiş, mukaddesatından üryan kalmış idrak yoksunu zihniyet, her kriz anında kendine bir sahte mabut icat eder.Eline mikrofonu alıp iki yardım kampanyası yürü

Kalbin kör noktası!

İnsan bir vakitler sabaha kendi hanesinden başlardı. Şimdi gözümüzü açar açmaz bütün bir dünyanın telaşı odamıza doluyor. Görüyoruz ki âlem bizden çok evvel uyanmış, belki de hiç uyumamış.Bir şehir bombalanmış, bir şehir sele teslim olmuş, bir yerde borsa düşmüş, bir başka yerde milyonlar bir topun peşinden ayağa kalkmış.İnsanlık, aynı anda hem cen

Kurtuluş Savaşı mı, Millî Mücadele mi: Atatürk hangi kelimenin üstünü çizdi

Bazı isimler vardır, bir hâdiseyi anlatmaz, o hâdiseye nasıl bakacağımızı emreder.Bugün "Kurtuluş Savaşı" mı diyeceğiz, "Millî Mücadele" mi hassasiyeti bir müfredat tashihi değil bir hâfıza meselesidir.Bakan Yusuf Tekin, müfredatta "Kurtuluş Savaşı" yerine "Millî Mücadele" kavramının kullanılacağını söyleyince, malum mahfillerde yine eski refleksle

Ölü Deniz'den Deniz Göktaş'a

Bazı adamlar fikirle büyüyemez, infialle kabarmaya çalışır. Kendi sesinin toplumda karşılık bulmadığını görünce sahneye düşünce değil, hesap taşır.Deniz Göktaş hadisesi de kanaatimce tam bu kokuyu yayıyor. Ortada yalnızca taşkın bir stand-up, ağzın ucundan kaçmış hoyrat bir cümle yok. Kelimesi tartılmış, iması hesaplanmış, tepkisi önceden ölçülmüş

İt iti neden ısırmaz

Anadolu irfanının dili kısadır, lafı süslemez, insanı soyar bırakır.Bir söz söyler, asırlar geçer, söz hâlâ köy kahvesinde, şehir meydanında, gazete köşesinde, taze ekmek gibi buhar çıkarır.Bazen bir çobanın değneğiyle konuşur, bazen bir ninenin iç çekişiyle, bazen de bir sözün keskin kenarıyla."İt iti ısırmaz!" atasözü de böyledir.İlk bakışta kaba

Gazi Koşusu bahanesiyle at izini it izine karıştırmayın!

Bazı hâdiseler vardır ki gözle bakınca eğlence, hafızayla bakınca işgal artığı bir semboller alayı görünür. Veliefendi'deki Gazi Koşusu da kanaatimce böyleydi. Şapkalı sanatçılar, çimende salınan devşirme bir zarafet ve Gazi adıyla cilâlanmış bir koşu... İlk bakışta, "Alt tarafı bir yarış" denebilir. Lâkin bu memlekette "alt tarafı" diye geçiştiril

Boğaz'a dayanan 3 bin sapığın meydan okumasını püskürttük ama...!

Temmuzun ilk günlerinde, "dünyanın en büyük eşcinsel kruvaziyeri" diye öve öve pazarlanan dev bir gemi, binlerce yolcusuyla Boğaz'ın sularına dökülmeye hazırlanıyordu.Atlantis Events adıyla anılan bu sefer, bize bir tatil, bir seyahat, masum bir eğlence, şehir ekonomisine renk katacak sıradan bir turizm hareketi diye yutturulmak istendi.Bu, bir şeh

Ali Saydam'dan Robert Cialdini'ye ya da iknadan aldanmaya...

Bir süredir "aldanma" temalı bir dosya üzerine eğilmiş durumdayım. Okudukça günümüzü daha iyi anladım. Bu okumaların başında Robert Cialdini'nin "İknanın Psikolojisi" vardı.İnsanın nasıl ikna edildiğini, daha doğrusu nasıl kandırıldığını bir bilim adamı titizliğiyle haritalayan bir başyapıt.Derken entelektüel birikimine güvendiğim bir ağabeyime dos

İnsan bedeni sınırsız bir coğrafya değildir!

Bir zamanlar bu topraklarda mezuniyet törenlerinde öğrencinin beline bir kuşak bağlanırmış. "Şed kuşanma" denirmiş adına."Artık çıraklıktan ustalığa geçtin" denirmiş o düğümle. "Artık elinden çıkan işin, dilinden dökülen sözün, baktığın yerin, tuttuğun yolun bir hesabı var."Fakat aynı memlekette, aynı mevsimde törenlerde bambaşka bir manzara kurulu

Dijital anafor mudur

Anafor, denizin sessiz tuzağıdır. Üstü durgun görünür, altı çeker. Yüzeyde tek bir pürüz yoktur.Lâkin bir kez içine girdiniz mi, kürek kâr etmez.Anafor sizi yormaz, ikna eder. "Bırak kendini" der usulca.Şimdi elinizdeki ekrana bakın.Tanıdık bir his değil miParmağımız aşağı kayıyor.Bir haber, bir görüntü, bir başlık.Aşağı.Bir öfke, bir kahkaha, bir

Teknokutup çağında yeni Müceddid kim olacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Yapay Zekâ Eylem Planı'nı ilan etti. "Fark Et, İstifade Et, Üret, Yönet" başlıklarıyla yalnız teknik bir program değil, zamanın değiştiğine dair devlet aklının berrak bir beyanıydı.Seksen bir ilde açılacak atölyelerden milyonlara ulaşacak okuryazarlık seferberliğine, uzman ve uygulamacı yetiştirme hedeflerinden ve

55'ten Dünya Kupası'na, LGS'den seçime ekranda sayaç, cana tıkaç!

Bir film vardı. Bir kumarbazın zihnine mütemadiyen 55 rakamı nakşediliyordu. Bir formanın üzerinde, bir şarkının içinde, bir tabelanın kıyısında dolaşıyor, nihayet adam o rakamı kendi iradesiyle seçtiğini sanıyordu.Gözüne, kulağına, yoluna nakşedilmiş, tohum bilinçaltına ekilmiş, hasadı kendisine bırakılmıştı.Çünkü açık emir, insanın içindeki küçük