Bugünlerde derdimiz tasamız bitmiş gibi yeni bir tartışma daha harlandı. "Muhafazakâr mı, İslamcı mı" sorusu!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var o da İslam. Hz. Ali bizim, Hz. Ömer de bizim. Hz. Osman bizim, Hz. Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hz. Ayşe validemiz bizim, Hz. Zeynep annemiz de bizimdir." şeklindeki kuşatıcı konuşması üzerinden başlayan bu gürültü, mangalda kül bırakmayan yiğitlere (!) yeni bir meydan açtı.
Kavramların içini boşaltmayı marifet sayanlar için bulunmaz fırsat.
Oysa mesele etiket kavgası değil. Mesele, Müslümanın dini nereye kadar taşıdığı meselesi.
Sadece evine mi, sofrasına mı, seccadesine mi
Yoksa sokağa, topluma, tarihe, devlete ve ümmete kadar mı
Bir zamanlar konuyla alakalı sosyolog bir akademisyene sormuştum. "Muhafazakâr ile İslamcı arasındaki fark nedir" diye. Verdiği cevap hayli sarsıcıydı.
"Muhafazakâr, mevcut dini yaşantısını koruyan kişidir" demişti. "Namazını kılar, orucunu tutar, ibadetini yapar, ailesini ve mahallesini muhafaza eder, bunun ötesine fazla geçmez. İslamcı ise yalnız kendi kulluğuyla yetinmez. Çevresindeki insan için dertlenir. Toplumun düzelmesini ister. Değişimin peşine düşer. Bunun için fedakârlık yapar, bedel öder, mücadele eder."
Bu tarifin üstüne yine yıllar evvel bir platformda İhsan Fazlıoğlu hocaya, "Seküler İslam kavramı İslam'ın tabiatına uygun mudur" diye sormuştum.
"Seküler İslam muhafazakârlıktır!" demişti.
İlk anda ağır geliyor. Fakat üzerinde düşünülünce can alıcı bir yere temas ediyor.
Zira sekülerlik bazen dine savaş açarak gelmez. Bazen dini ritüele hapsederek gelir.
İnsan namazını kılar ama piyasayı başka bir akıl yönetir. Oruç tutulur ama eğitim başka bir dünya görüşünün elindedir. Evde dua vardır ama kamusal hayatın dili sekülerdir.
Böylece din yaşanıyor sanılır. Oysa hayatı kuran merkez olmaktan çekilmiştir.
Burada muhafazakârlığın en büyük açmazı beliriyor. Koruma arzusu zamanla hakikati değil alışkanlığı korumaya başlıyor.
Din, Allah'ın diri hitabı olmaktan çıkıp aile yadigârına dönüşüyor! Namaz var, şuur cılız. Oruç var, iddia zayıf. Tesettür var, tasavvur yorgun. Dindarlık var, dert küçülmüş.
İnsan kendi küçük masumiyet adasını kuruyor ve orada huzur bulduğunu sanıyor.
İslamcı Müslüman ise kendi secdesinin muhafızı olmakla yetinmez. Mahallesinin ahlâkını, toplumunun istikametini, ümmetin izzetini, devletin yönünü de dert edinir. Kendi bireysel kurtuluşuna kapanmaz. Başkasının savruluşuna da yanar. O yüzden İslamcı, yalnız ibadet eden adam değildir. İbadetin medeniyet kurucu anlamını sırtlanan adamdır.
Medeniyet Üniversitesi akademisyenlerinden kardeşim Ali Haydar Beşer'in

7