"Türk Aydınlanması" denilen aldatmaca...

Ders kitaplarında tarih yerine ideoloji öğretildiyse, bugün gençler neden yeniden tarih aramaya başladı—gerçek aydınlanma mı, yoksa geçmiş hesaplaşması mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e uzanan dönemi bir aydınlanma destanı olarak sunmanın yanıltıcı olduğunu, çünkü eğitim sisteminin resmi tarihi ideolojik bir kalıp olarak empoze ettiğini savunur. Bugün gençlerin arşiv araması, resmi anlatıyı sorgulaması ve devlet dışında kaynaklar bulması gerçek aydınlanmanın başladığı işareti olabilir mi, yoksa başka bir meşruiyetleştirme çabasının yeni şekli midir?

Türkiye için "aydınlanma dönemi" denince kimi kesimlerde iki ayrı eşik konuşulur.

Birinci, batı etkisinin belirginleştiği 19. yüzyıl, özellikle de Tanzimat sonrası dönemdir.

İkinci eşik ise, Cumhuriyetin ilk yılları, özellikle 1923 sonrasıdır. Çünkü eğitim, dil, hukuk, tarih ve devlet-toplum ilişkilerinde daha sistemli ve devrimci dönüşümler bu dönemde yoğunlaşmıştır.

Bu yüzden bazı şahıslar "Türk aydınlanması" ifadesini erken Cumhuriyet dönemi için kullanır.

Ve fakat...

Türkiye'de uzun yıllar tarih okutulmadı, ezberletildi. Çocuklara hazır hükümler verildi. Bu hükümlerin tam ortasına da Cumhuriyetin kurucu unsurları yerleştirildi.

Tanzimat'la Osmanlı dünyası yalnızca yeni kurumlarla tanışmadı. Aynı zamanda kendi hakikat ölçülerinden kuşku duymaya başladı. Bu durum zamanla zihni bir aşağılık duygusuna evrildi.

Tedbir diye başlayan arayış, giderek taklide dönüştü.

Islah niyeti taşıyan hamleler, bir süre sonra kimlik çözülmesine kapı araladı.

Böylece zihin dünyamızda köksüz bir yenilik tutkusu ile utandırılmış bir geçmiş duygusu yan yana yürüdü.

Yeni bir tarih yazıldı. Yeni bir kahramanlık şeması kuruldu. Yeni bir vatandaş tipi üretildi.

Ders kitapları bunun en açık sahasıydı.

Tarih ilim olmaktan çıkıp ideolojik tahkimata dönüştü.

Arap isyanı, Arapların topyekûn ihaneti gibi okutuldu.

Çocukların zihnine tarih şuuru değil, öfke yüklendi.

Abdülhamid yıllarca tek yönlü bir karartmanın hedefi yapıldı. Ders kitaplarında baskı, korku ve istibdat denince onun adı öne çıkarıldı.

Çocuklara hakikat yerine dönemin ihtiyacına göre ayarlanmış hükümler verildi.

Köy Enstitüleri yıllarca romantik bir destan gibi anlatıldı. Oysa yeni rejimin kültürel taşıyıcılarını üretme arzusundan başka bir şey değildi.

Vahdeddin hain diye taze dimağlara zerk edildi.

Hakeza Şeyh Said meselesi bir isyan olarak kabullendirildi.

Bütün bunların merkezinde Cumhuriyeti kuranlar vardı.

Eğitim sistemi bunların etrafında döndü. Tarih kitapları bunların etrafında örüldü. İlerleme bunların adıyla tanımlandı.

Öncesi karanlık, sonrası aydınlık gibi sunuldu.

Bir milletin tarihi tek bir merkez etrafında dondurulursa hakikat zayıflar.

Bir lider, eleştirinin üstüne yerleştirilirse düşünce cılızlaşır.

Bir dönem sorgulanamaz hale getirilirse toplum öğrenmez, ezberler.

5816'nın gölgesi de bu iklimi büyüttü. Bazı isimler rahat konuşulmaz, bazı dönemler kurcalanmaz, bazı hükümler yeniden tartışılmaz duygusu yıllarca toplumun zihnine yerleştirildi.

Sonunda çocuk, tarih öğrenmiş olarak değil, devletin hangi tarihi sevdiğini öğrenmiş olarak okuldan çıktı.

Bu sebeple Tanzimat'tan Cumhuriyet'e uzanan çizgiyi bir "aydınlanma destanı" gibi okumak bana göre büyük bir kavramsal körlüktür.

Türkiye'nin gerçek aydınlanması