Hâlâ 72'ye ulaşamadık mı

Bizim memlekette bazı rakamlar uslu durmaz, hemencecik kümelenir. Yetmiş iki de onlardan biri...

Peygamber Efendimizin ümmetin fırkalara ayrılacağını haber veren ikazını, parçalanmaktan sakınma vesikası okumamız beklenirdi.

Biz onu doldurulmayı bekleyen kadro cetveli sandık.

Her oluşum bir şube açtı, her şube kendisine kurtuluş beratı hazırlayıp altına liderinin mührünü bastı.

Peki...

Hâlâ yetmiş ikiye ulaşamadık mı

Yetmiş iki, ümmetin yüzüne tutulmuş bir aynadır. Ne var ki biz lekemizi silmek yerine aynanın hangi fırkadan olduğunu sormayı marifet bildik.

Cemaat, cem kökünden gelir. Toplar, yakınlaştırır, kaynaştırır.

Fırka ayırır, tefrik eder, böler. Kur'an'ın "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın, bölünüp parçalanmayın!" ikazı tam da bu yara içindir.

Cemaat insanı kendisinden büyük bir ümmete bağlar.

Fırka, ümmeti kendisinden küçük bir hücreye sıkıştırır.

Cemaat Allah'a çağırır.

Fırka, Allah'a giden yolun liderinin bürosundan geçtiğini söyler.

Bugün liderini hakikatten büyük, hukukunu sadakatten küçük hâle getiren oluşumların tamamının cemaat değil cemaat kisvesine bürünmüş fırkalar olduğunu iddia ediyor, ispatını da zıpkın gibi karinelerle şişirilmiş kutsiyetlerinin tam böğrüne saplıyorum.

Suç emirle, suskunluk sadakatle, eleştiri ihanetle ödüllendiriliyorsa cemaatin rahmeti çekilmiş, fırkanın inzibatı kurulmuştur.

17/25 Aralık hengâmesinde Bosnalı üst düzey bir liderin konuşmasına katılmıştım. Bosna'daki bir caddeye Boşnakların girmesini yasaklamak istediğini söyledi.

Şaşırdık!

Meğer o caddede Türkiye'den gelen derneklerin, vakıfların ve dinî yapıların büroları bulunuyormuş. Caddeye giren Boşnak'ın kolundan her kapıda başka bir kurtuluş memuru tutuyormuş.

Gel, en doğru biziz...!

Ehl-i sünnet biziz...!

Hakikat burada...!

Boşnak, caddeye, indiği günkü gibi taptaze İslam'ı öğrenmek üzere giriyor, her büronun ayrı dini, her kapının ayrı doğrusunu görünce, "Bundan sonra İslam'la işim olmaz! hükmüyle çıkıyormuş.

Ürpermiştik.

O cadde Bosna haritasında görünüyordu ama asfaltı bizdeki fırkaların zihninden dökülmüştü.

İslam götürdükleri zehabıyla rekabeti, nefsi ve küçük iktidarlarını ihraç etmişler.

O gün şunu düşündüm.

Günümüzün "iyiliği emretme ve kötülükten alıkoyma" cihadı, öncelikle ülkemizdeki fırka müntesiplerine yönelmelidir.

Bu yöneliş evlâdır, elzemdir, hatta farz mesabesindedir.

Zira insanı puttan kurtarmak zordur. İnsana, şeyh diye sarıldığının puta dönüştüğünü anlatmak daha da zordur.

Süleymancılar ve Furkan Vakfı etrafındaki tartışmaların hukuki hükmünü mahkemeler verecek. Fakat sosyoloji hükmün kesinleşmesini beklemiyor.

Dışarıdan bakan insan sakalı, cübbeyi, hocayı, vakfı, Kur'an kursunu ve Müslümanlığı aynı fotoğrafa yerleştiriyor.

Şahsın suçunu dine, örgütün suçunu cemaate, cemaatin kusurunu İslam'a teşmil ediyor!

Temsil krizi tam burada başlıyor.

Bu fırkaların bıraktığı enkaza, kendisini "akılcı" ekolün mümessili sayan kazurat takımı da yerleşti.

Genç zihinleri malumat kılığına sokulmuş safsatalarla doldurdular.

Biri dini liderinin odasına kilitledi, öteki akıl stüdyosuna...