Mustafa Sabri Beşer

Mustafa Sabri Beşer

Star
Yaşam 273 yazı 0 takipçi

Ülke küçülüyor ama haritaya bakan yok!

Aile, bir evin içi kadar dar, bir milletin kaderi kadar geniş bir alandır. Son yıllarda o alanın etrafına görünmez bir kuşatma kuruldu.Kira, geçim, ekran bağımlılığı, dilin hoyratlaşması, sabrın çekilmesi. Bir yandan da aileyi "eski kurum" diye küçümseyen yeni bir kibir türü.Sonuçta evlilik yaşı yükseliyor, evlenme isteği azalıyor, boşanmalar artıy

Ülkemde ne güzel şeyler oluyor

Ay'a çıkan ilk insana atfedilen bir cümle var. "Buradan dünya güzel ve ışıklı, yek vücut ve sakin görünüyor." Yeryüzünü yukarıdan görünce kavga küçülüyor, gürültü ince bir çizgiye dönüşüyor.Roger Garaudy, bu ufuk kaydıran bakışı bir anahtar gibi kullanır ve şu soruyu diri tutar: "Zamanla biz de dünyayı böyle bütün, böyle sakin, böyle yekpare algıla

Pro Kemalizm, Pro İnönü, Pro İsrail!

Bu ülkede kimlik, bir elbise gibi giyilip çıkarıldığında hakikat yetim kalıyor. Türkçülük satan bir profil, ertesi gün Müslümanı aşağılıyor, bu toprağın inancını hedef alabiliyor.Görünen bir yüz var, bir de o yüzü işleten bir atölye. Altay Cem Meriç'in günlerdir anlattığı tam olarak bu atölye.Haber sayfası gibi duran hesaplar, tarafsızmış gibi akan

Türkiye'de gündem neden değişiyor gündemi kim belirliyor

Bir ülkenin hikâyesi bazen bir meydanda yazılır, bazen bir ekranda bozulur, bazen de bir etiketin altına tıkılıp havasız bırakılır. Son yıllarda bize yapılan budur.Olayları yaşamak yetmedi, olayların anlatım biçimiyle de boğuşuyoruz.Uzun zamandır bu ülkede yaşanan "büyük çatışma", ucuza satılan bir hikâyeye indirgeniyor. İnsanlar meseleyi anlamaya

Tarihte tatil, bugün de sürgün!

Bu satırlar "genel bir yakınma" ya da "felaket tellallığı" diye okunmasın. Muhatabı var.Bir önceki yazımda "Kırk yaş üstü ebeveynler, muallimler, hocalar, akademisyenler, sözü geçen büyükler..." diye kurguyu kurmuş, ardından "Siz son bilinçli nesil olabilirsiniz" demiştim.Bugün o muhataplara bir fotoğraf göstermek istiyorum.Bazı toplumlar zamanla y

Herkesin gördüğü ama kimsenin konuşmadığı o büyük tehlike!

Bugün hepimiz evlatlarımızı bir yerlere yetiştirme telaşıyla, onları asıl menzillerinden uzağa savuruyoruz.Kurslar, sınavlar, sertifikalar, proje dosyaları, rozetlerle dünyevi bir istikbal inşa ettiğimizi sanırken, ruhları muhkem bir yüceliğe havalandıracak olan o "insan yetiştirme" idealini, vıcıklaşmış bir dünyanın ellerine terk ediyoruz.Cebimize

Dostoyevski'nin Galata'da ne işi var

Nurettin Topçu'nun 1934 yılında Fransa'da yazdığı "İsyan Ahlakı" isimli doktora tezini okuyorum.Topçu, "ahlak" meselesinin merkezine sorumluluk bilincini koyuyor. "İnsan, isyan hareketi içinde Allah'la birliktedir. Bizde isyan eden Allah'ın hareketidir." dedikten hemen sonra "İsyan Ahlakı" mefhumunu canımızı acıta acıta açıklıyor."İçlerinde Allah'ı

Kostüm dolabınızda kimin refleksi asılı

Bir tohum deposu düşün. Raflarda aynı tür tohumlar duruyor, fakat her birinin üzerine başka iklimlerin etiketi yapıştırılmış. Paketler albenili, renkler canlı, herkes memnun. Dışarıdan bakınca düzenli bir istif.İçeriden bakınca mesele ortaya çıkıyor.Bir toplumun mensubiyeti, refleks anında aklına ilk gelen örneklerle ölçülür.Ev içi dil, okul dili,

Medine Vesikası üzerinden "Demokratik İslam" söylemi Aptullah Öcalan'a mı kaldı

25 Aralık 2025 günü Diyarbakır'da "Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu" kongresinde, İmralı Cezaevi'nde tutuklu bulunan PKK terör örgütünün kurucusu Aptullah Öcalan adına bir mesaj okundu. Mesaj "Demokratik İslam" vurgusu yaptı, çözüm zemini olarak Medine Vesikası'na bağ kurdu, "özgürlük, adalet, eşitlik" iddiaları eşliğinde "resmi devlet d

Organik iman, part-time Müslüman, oksimoron dindarlık!

Yaşadığımız çağ hayreti sıradanlaştırdı. Haber akışı bir nehir olmaktan çıktı, sel oldu. Selin içinde kalan zihin dumura uğruyor, vicdanın ışığı kısılıyor.İhsan Fazlıoğlu'nun sözü tam buraya denk düşüyor. "Hayreti olmayanın ilmine itibar, gayreti olmayanın ameline itimat etme."Bu hengâmede Müslüman zihnin refleksi hayati bir yere oturuyor. Olan bit

Bu korku kalbe mi dair

Bazı meseleler vardır, tartışma diye açılır, kısa sürede yoklama ateşine döner. Türkiye'de din başlığı hep böyle çalışır. Bir çocuk namaz için diz çöker, manşetler alarm verir. Bir kız başını örter, kösele suratlar aniden endişeye kapılır. Bir resmi iş besmeleyle açılır, tunçtan tırnaklar masaya iner.Sanki sıradan bir sahne yaşanmamış, büyük bir te

Şey gibi… Anladınız siz! Belli zaten…

"Toplumsal çözülme, annelik krizi ve 2026 Anne Yılı çağrısı üzerine" entelektüel bir deneme yazısı üslubuyla olabilirdi belki. Ama "Anne Yılı" önerisi için iki yazıyla konuyu hitama erdirmeye çalışmıştım zaten.Ve fakat üstat Nuri Pakdil'in şiiriyle yolum kesişti. Depreşti hamasi duygularım.Ne olur yani, bu sefer de hamasetle duygularımı faş edeyim.