Silâh başkana değil, Aileye doğrultuldu!

Bu satırları uzaktan hükmeden bir kalemle değil, İstanbul Aile Vakfı'nın bir ferdi olarak yazıyorum. Üner Karabıyık yalnız başkanım değil, dostumdur, yakından bilirim.

Nezaketi zayıflık sananların idrak edemeyeceği kadar ince, vakarını gürültüye muhtaç etmeyecek kadar sağlam, sesini yükseltmeden hürmet telkin eden kıymetli bir insandır.

Böyle bir kişiye, 15 Temmuz şehit ve gazi yakınları için düzenlenen programın çıkışında saldırıldı.

Hadisenin seyri, "bir anlık öfke" masalını ilk anda boğuyor.

Saldırgan arkadan sesleniyor, yanına sokulup vurmaya başlıyor. Önce silahın kabzasıyla başına indiriyor sonra namluyu çeviriyor... Tam ateş edecekken polis yetişiyor.

Birkaç saniye gecikse bugün geçmiş olsun değil, bir cenaze üzerine konuşacaktık.

Şimdi bu sahnenin üzerine "kişisel mesele" yazılı kirli bir örtü çekmeye çalışanlar var.

Ne kullanışlı bir kılıf!

Namluyu saklıyor, kastı küçültüyor, saldırganı mağdur kılığına sokuyor, asıl hedefi buharlaştırıyor.

Oysa şahıs başkanla önceden tanışmıyor, aralarında husumet yok.

Bazı mahfillerin haberine göre, saldırgan yıllar önce vakıfta kısa süre çalışmış, boşanma sürecinde çocukların zarar görmemesi için eşine verilen mesleki desteği hazmedememiş, sonuç alamadığı şikâyetlerden sonra kişisel öfkesini vakfın başına yöneltmişmiş!

Tanımadığı adama doğrultulan silâh nasıl "kişisel" olur

Bu şahıs kimi mihraklarca maşa olarak kullanılıyor.

Kör göze parmak göstermiyoruz azizan!

Asıl hedef ailenin müdafaasıdır.

Çünkü aile, aynı soyadını taşıyan birkaç kişinin sığındığı dört duvar değildir.

Milletin hafızası orada emzirilir, merhamet orada öğrenilir, mahremiyet, sadakat ve mesuliyet orada kök salar. Aileyi dağıtmak isteyen her cereyan önce çocuğu köksüzleştirir, sonra kadını ve erkeği birbirine yabancılaştırır, nihayet toplumu kolayca sevk edilen yalnızlıklara böler.

Aile Vakfı'nın dijital dayatmalara, LGBT lobilerinin pis sapkınlıklarına, ahlak ve vicdan sınırlarını zorlayan gündüz kuşağı programlarına, cinsiyet bunalımına ve küresel kültürel emperyalizme karşı verdiği mücadele tam da bu yüzden birtakım mahfilleri rahatsız ediyor.

Bu zamana kadar hep karşılarında susan bir tabela olmuş. Bu defa sadece susan bir tabela vakfı değil, konuşan bir vicdan buldukları için saldırıyorlar, maşa kullanıyorlar.

Bazı kelimeler suç ortağıdır.

"Tartışma" dersiniz, saldırıyı iki tarafa paylaşırsınız.

"Husumet" dersiniz, silâhla öldürülmekten kıl payı kurtulanı faille aynı kefeye koyarsınız.

"Kişisel mesele" dersiniz, namlunun ardındaki fikrî hıncı görünmez kılarsınız.

Dil böyle zamanlarda hadisenin tercümanı değil, suçun ikinci maskesidir.

Meseleyi doğru adlandırmak öfke değil, ahlak borcudur.

Ortada planlandığı bildirilen, silâhla tamamlanmak istenen ve bir kurumun başkanını görevi yüzünden hedef alan ağır bir saldırı vardır.