Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 322 yazı 1 takipçi

Değerler erozyonu ve çözüm arayışı

Türkiye'de maarif davasının önündeki en büyük engel, vizyon ile uygulama arasındaki makasın açılmasıdır. Ankara'da devlet aklı geleceği inşa etmek için küresel vizyon belgeleri imzalarken, yerel yönetimlerin bu vizyona omuz vermek yerine öğrencinin yükünü ağırlaştırması düşündürücüdür. Tam da Millî Eğitim Bakanlığı'nın, yaklaşan Ramazan ayı vesiles

İzah etmek umuda susmak hakikate aittir

Şehrin gürültüsünden sıyrılıp kendi iç sesini duymaya çalışan her faninin aklında aynı kemirgen soru var: "Yarın ne olacak" Hepimiz zihnimizde görünmez bir grafik çizip, geçmişin noktalarını birleştirerek geleceğe doğru dümdüz bir çizgi çekmeye çalışıyoruz. Bu çizginin adına "kariyer" diyoruz, "strateji" diyoruz, "istikrar" diyoruz. Oysa hayat, cet

Buz üstünde satranç

Şubatın keskin ayazı camın pervazına sinmişken, masamdaki çay bardağından yükselen buharın havada dağılışını izliyorum. Pencerenin ötesinde 86 milyonluk bir kalabalık, hayatın sertleşen zemininde bir yerlere yetişmeye çalışıyor. 2026 yılının bu puslu sabahında asıl mesele, o kalabalığın içinde kaç kişi olduğumuz değil; hayatın buz tutmuş zemininde

Futbolun finansal illüzyonu

Fenerbahçe orta sahasına sınıf atlattığı, Gençlerbirliği karşısındaki o vakur ve enerjik tavrıyla şimdiden tescillendi. Ancak Kante'nin o yeşil çimlere basmasıyla birlikte, Türk futbolunun yönetici odalarında yankılanması gereken asıl soru, bir kez daha derunî bir sızı gibi gün yüzüne çıkıyor. Osimhen, Ederson, Asensio ve şimdi Kante... Süper Lig,

Yankı odasındaki narkoz

İnsan, aynalarla kaplı bir odada hapsolduğunu fark etmeyen, gördüğü her sureti başka biri sanıp kendi yansımasını "dünya" zannetme yanılgısına düşen bir varlıktır. Sabah uyanır uyanmaz, daha günün ilk ışığını görmeden gözümüzü diktiğimiz o ekranlar, bize hakikati gösterdiğini iddia eder. Oysa gösterdikleri çoğu zaman, kendi tercihlerimizin dijital

Her şeyi bilen toplum sendromu

Dün sabah erken kalktım. Pencereden martıların hengamesini izlerken kahve yaptım. Buharı camı buğulandırdı. Birden aklıma takıldı: Bu memlekette en çok neye ihtiyaç var Cevap geldi hemen: Susma cesaretine. Herkes konuşuyor çünkü. Kimse dinlemiyor. Herkes hoca, kimse talebe değil. Herkes fikir veriyor, kimse düşünmüyor. Akşam televizyonu açtım. Krav

Duyulması gereken sesler

Telefonun öbür ucundaki annenin sesi titriyor: "Kreşe bırakırken kalbim yerinde kalmıyor" diyor. Başka bir baba, "Yurtta kalan oğlumu her aradığımda sesi kısık geliyor ama bir şey söylemiyor" diye anlatıyor. Son günlerde kreşlerden gelen haberler içimizi acıtıyor. Ama asıl acıtan şu: Belki de bunlar buzdağının sadece görünen kısmı. Çocuklarımızı sa

Tribünden gelen fatura

Stadyumun ışıkları yanarken mahalle sokağındaki ampul sönüyor. Tribünlerdeki coşku gökyüzüne yükselirken üniversite yemekhanelerindeki kuyruklar uzuyor. Bir kulüp tek bir transfer için 20 milyon euro harcarken bir öğretmen, maaşının yetmediği noktada kredi kartına sarılıyor. Bu tablo sadece bir tezat değil, bir tercih meselesi. Futbol ekonomisinin

Yanılmayı öğrenmek

Sosyal medyada bir video izliyorsunuz. Görseller çarpıcı, müzik gerilim dolu, anlatım ikna edici. "Kimsenin bilmediği gerçekler" size anlatılıyor. Nabzınız hızlanıyor. "Bunları nasıl bilmiyordum" diye düşünüyorsunuz. Tam o anda beyniniz size küçük bir ödül veriyor: dopamin salgılıyor. Tıpkı bir bulmacayı çözdüğünüzde aldığınız o "aha!" hissini veri

Kuyruk psikolojisi

Kuyruğa girmek bu memlekette bir kader meselesidir. Doğduğun hastanede başlar, gideceğin mezarlıkta biter. Arada nice kuyruklar vardır. Kimi zorunlu, kimi göstermelik, kimi de hiç girmesen olmaz türden. Mesela üniversiteye giriş kuyruğu. Milyonlarca çocuk aynı kapıya üşüşür. Bazıları "ben zaten bu kuyruktayım" diye doğar. Babası profesör, dayısı de

Anıları hapsetmek

Çengelköy'ün sahilinde, Çınaraltı'nda oturdum dün gece. Yıllar sonra. Berat Kandili programından çıkmıştım. Gece serinliğinde, kendi kendime verdiğim bir yasağı çiğnemiş olmanın farkına vardım. Ve anladım ki, aslında kendime haksızlık yapıyordum. Çok sevdiğim biriyle bir zamanlar burada oturmuştuk. O anıyı o kadar kutsal saymıştım ki, o mekânı dond

Param olsa ne alırdım bilmiyorum

Dün marketteyim, sepet elimde. Liste var, para var ama alışveriş bitmiyor bir türlü. Deterjan rafının önünde beş dakikadır duruyorum. Yirmi üç çeşit var. Dağ ferahlığı, okyanus esintisi, lavanta bahçesi. Arkamdan biri "pardon" dedi, çekildim. Sonra yine geldim rafın önüne. Hangi deterjan Ne fark eder ki Çamaşır yıkayacak işte. Ama fark ediyor. Ucuz