Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 426 yazı 1 takipçi

Vav'ın altındakiler

Mayısın son günleri, İstanbul'un taşlarına sinmiş fethin nefesi. Arnavut kaldırımlarının altından asırlar öncesinin nal sesleri, göğün yırtığından ise kadim bir şehrin yeniden doğuş sancısı sızıyor. Zaman, doğrusal bir çizgi değil, üst üste katlanmış bir ferman bu şehirde. Geçmiş, bugünün asfaltını yarıp nefes almaya devam ediyor. Yeni Cami Hünkâr

Karanlık haritalardan iyilik coğrafyalarına

Bugünlerde hepimizin en çok yorulan, en çok yağmalanan yanı haritalardaki o uzak coğrafyalar değil; doğrudan doğruya kendi zihnimizin, kimselerin kolay kolay tapusunu soramadığı o sessiz odaklanma havzası. İnsan tabiatının, anatomiye gizlenmiş ince bir sırrı vardır. Gözlerimiz bir noktadan diğerine hızla sıçrarken, beyin görüntünün bulanıklaşmasını

İki gövdeli devletin asimetrik zırhı

Washington'da, Amerikan Senatosu'nun o soğuk ve keskin mermer sütunları arasında zaman adeta geriye doğru bükülüyor. Takım elbiseli figürlerin, kürsüden parlayan spot ışıkları altında uzayan katı gölgeleri arasına, görünmez bir kadife pelerin süzülüyor. Atlantik'in karşı yakasından gelen asırlık bir şatonun toprak kokusu, salondaki ahşap sıralara s

Kanın bilmediğini kalp bilir

Kabuğu usulca soyulan bir mandalinanın odaya yayılan o keskin, asidik diriliği... Narenciyenin yağı parmak uçlarınıza işler, saatlerce silinmez. Meyve çoktan tükenmiş, tabak kaldırılmış, kelimeler başka yerlere savrulmuştur; ama o râyiha hâlâ oradadır. Bayram da insanın varlığına tam böyle işler. Zihni yerinde tutan, insanın o fırtınalı günlerde da

Eşikte kök salmak

Arefe, takvim yapraklarında sıradan bir geçiş değil; zamanın nefesini tuttuğu, dünün yorgun tortusunun yarının neşesine karıştığı ağırbaşlı bir eşiktir. Olayların sadece sonucuna odaklanmış yığınların aksine, gerçek inşanın o son bekleyiş anında gizli olduğunu bilenler için bu vakit, pürüzsüz bir araf halidir. Göğün rengi henüz değişmeden, toprağın

Göğü yırtan inkâr

Bin dokuz yüz otuz dokuz yılında, yeryüzünün büyük bir yıkıma hazırlandığı o puslu günlerde inşa edilen bir binanın asırlık camları, seksen beş yıl sonra bir gece yarısı tuzla buz oldu. Ukrayna'nın başkenti, sabaha karşı gökyüzünü yararak inen amansız bir fırtınanın ortasında uyandı. Olayın sıradan bir askeri operasyon olmaktan çıkıp, topyekûn bir

Baba avucumda kertenkele var

Bir insanın yeryüzündeki asıl menzili, yürüdüğü yollar değil, avuçlarında taşıdığı ağırlıktır. Bizler hep ileriye, durmaksızın o meçhul ufka doğru adımladığımızı sanırken, aslında sadece geride bıraktığımız toprağın amansız çekimine direnen nafile birer rüzgârız. Hele ki o toprak, sıradan bir yer kabuğu değil de bir babanın harç kokan, nasırla mühü

Ustalar sustuktan sonra

Bugünlerde pek çok kamu kurumunun o resmi masalarında sessizce tekrar edilen bir sahne var: Sıfır hata ile övünülen devasa bir verimlilik raporu özenle önlerine konuyor. Sayfalardaki pürüzsüz grafikler her şeyin kusursuz işlediğini söylüyor. Ancak aynı saatlerde sahada beklenmedik bir ihale ihtilafı patlak verdiğinde, inisiyatif alıp o ateşi söndür

Çamurun şerefi

Verizon'ın 2026 Veri İhlali Raporu'nda sarsıcı bir paradoks gizli: En büyük yıkımlar, en pürüzsüz arayüze sahip sistemlerin kalbinde yaşanıyor. Raporda, saldırganların bu açıkları birer silaha dönüştürme hızının, kurumların savunma reflekslerini kat kat geride bıraktığı belirtiliyor. Knox'un aşılmaz zannedilen surları, iCloud'un ağır kilitleri... D

İçimizdeki yargıçsız mahkeme

Geçtiğimiz gün bir dostum, yıllardır masasının köşesinde duran o yarım kalmış kitap taslağını nihayet çöpe attığını söyledi. "Yayınevleri basmaz diye mi" diye sordum. Başını iki yana salladı. "Hayır," dedi, "kendime verdiğim sözü tutamamanın o sessiz ağırlığından kurtulmak istedim." O an susup başımı önüme eğdim. Çünkü bu ağır itirafı yapan o dost,

Kırılmayı göze almak

Sırf bir gün uçup gidecek diye elindeki balonun ipini bırakmayan o neşeli ufaklığın bilgeliğine hepimizin ihtiyacı var. Çünkü yara almamış bir kalp, aslında hiç meydana çıkmamış bir kalptir. Hepimiz biliriz o hissi... Elinde tuttuğu balonun ipini ne kadar sıkı kavrarsa kavrasın, balonun bir gün uçup gideceğini veya söneceğini içgüdüsel olarak seze

"Ama"dan önceki her şey yalandır

Duyduğunuz an, kaslarınız sizi ele verir. Cümle henüz bitmemiştir, söylenecek şey havada asılı durmaktadır; bedeniniz ise o yaklaşan kırılmayı çoktan bilmektedir. Omuzlar içgüdüsel olarak içe çöker, nefes yarı yolda donar, gözler karşıdakinin yüzünde o ince kasılmayı arar. Zihin daha harfleri yan yana getirip içeriği işlemeden, ses tonu o ağır habe