Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 338 yazı 1 takipçi

Görmek ve anlamak arasında

Gözlerimiz her şeyi görüyor, ama gerçekten anlıyor muyuz İşte asıl mesele bu. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok şey görmedi. Ekranlarımız her gün milyonlarca görüntüyle doluyor. Haberler, videolar, yorumlar, grafikler ve bildirimler kesintisiz bir akış halinde önümüzden geçiyor. Bir zamanlar bilgiye ulaşmak güçtü; bugün ise asıl güçl

Bazı şeyler hâlâ çalışıyor

Yokuş dikti. Bisiklet ağırdı. Gidona asılmış birkaç poşet, her pedal darbesini biraz daha zorlaştırıyordu. Durursam yeniden hareket etmek güçleşecekti. Tam o sırada arkamda bir araç belirdi. Bekledi. Sonra biraz daha bekledi. Korna çalmadı. Yokuş bitene kadar sessizce arkamdan geldi. Garip olan, bunun beni şaşırtmış olmasıydı. Oysa şaşırmamam gerek

Hayal yetmezliği çağı

Bir zamanlar insanlar ufka bakardı. Ufuk, yalnızca güneşin battığı çizgi değildi. Çocukların büyüdüğü, şehirlerin kurulduğu, yolların açıldığı ve medeniyetlerin filizlendiği yerdi. Bir çiftçi toprağa tohum bırakırken de, bir öğretmen sınıfın kapısını açarken de, bir genç geleceğe dair hayaller kurarken de gözünü biraz öteye dikerdi. Çünkü insanı ay

Haritanın zanaatkarları

Siyaset, sesi en çok çıkanların nefes tükettiği bir panayır alanı değil; yeryüzü fay hatlarını ve milletin kaderini ince ince şekillendiren ağırbaşlı bir zanaattır. Bu zanaatin hamuru, evvela kişinin kendi elleriyle yoğurduğu şahsi tezgahında sınanır. Kendi örsünde demiri tavına getiremeyen, kendi mesleğinin toprağını hakkıyla sürmeyen bir aklın, d

Fikir avluları

Aşağıda zümrüt yeşili, buz gibi sularıyla usulca ama derinden akan Neretva Nehri. Zamanın kimsesiz bir rüzgar gibi estiği, asırların acısını ve aklını o taş kavislerinde sırtlayan sarsılmaz Mostar Köprüsü'nün tam üzerindeyiz. Düşüncenin ve aklın yeryüzüne nasıl kök salacağını bulmak; işte bu iki yaka arasında, o eşsiz taş kütlesinin merkezinde duru

Ezberlenmiş geleceğin çöküşü

Kızgın kumların altında yeni bir çağın devasa kervansarayları inşa ediliyor. Uçsuz bucaksız çöller artık suya değil; milyarlarca cümlenin, eski hataların ve hesaplanmış ihtimallerin istiflendiği soğuk ve uğultulu hafıza silolarına ev sahipliği yapıyor. Bir zamanlar göğe bakıp toprağa tevekkülle tohum bırakan o ağırbaşlı vakar, yerini her bir fısılt

Yeni aklın kervansarayları

İnsanlık, asırlardır gücün menşeini yeryüzünün derinliklerinden çıkarılan, yandıkça tükenen kara sızıntılarda aradı. Hükmetme iradesi uzun bir süre coğrafyanın sunduğu o kaba enerjiyle sınandı. Şimdilerde ise ufuk çizgisi sessizce yer değiştiriyor. Hükümranlık artık sadece sınır boylarında tutulan nöbetlerle değil; aralıksız çalışan işlemcilerin, s

Mürai idollerin avlak anatomisi

Köklerin hafızasını yitirenler, kendilerine ışıksız dehlizlerden yeni kahramanlar yontuyor. Uluslararası basının manşetlerine bakılırsa, dünya kendine o sarsılmaz idolü buldu: Dario Amodei. Anlatılan o ki; Amerikan yönetiminin sert rüzgarlarına göğüs geren, devletin o ağır baskılarına boyun eğmeyi reddeden, inatçı ve cesur bir direnişçi var karşımı

Vav'ın altındakiler

Mayısın son günleri, İstanbul'un taşlarına sinmiş fethin nefesi. Arnavut kaldırımlarının altından asırlar öncesinin nal sesleri, göğün yırtığından ise kadim bir şehrin yeniden doğuş sancısı sızıyor. Zaman, doğrusal bir çizgi değil, üst üste katlanmış bir ferman bu şehirde. Geçmiş, bugünün asfaltını yarıp nefes almaya devam ediyor. Yeni Cami Hünkâr

Karanlık haritalardan iyilik coğrafyalarına

Bugünlerde hepimizin en çok yorulan, en çok yağmalanan yanı haritalardaki o uzak coğrafyalar değil; doğrudan doğruya kendi zihnimizin, kimselerin kolay kolay tapusunu soramadığı o sessiz odaklanma havzası. İnsan tabiatının, anatomiye gizlenmiş ince bir sırrı vardır. Gözlerimiz bir noktadan diğerine hızla sıçrarken, beyin görüntünün bulanıklaşmasını

İki gövdeli devletin asimetrik zırhı

Washington'da, Amerikan Senatosu'nun o soğuk ve keskin mermer sütunları arasında zaman adeta geriye doğru bükülüyor. Takım elbiseli figürlerin, kürsüden parlayan spot ışıkları altında uzayan katı gölgeleri arasına, görünmez bir kadife pelerin süzülüyor. Atlantik'in karşı yakasından gelen asırlık bir şatonun toprak kokusu, salondaki ahşap sıralara s

Kanın bilmediğini kalp bilir

Kabuğu usulca soyulan bir mandalinanın odaya yayılan o keskin, asidik diriliği... Narenciyenin yağı parmak uçlarınıza işler, saatlerce silinmez. Meyve çoktan tükenmiş, tabak kaldırılmış, kelimeler başka yerlere savrulmuştur; ama o râyiha hâlâ oradadır. Bayram da insanın varlığına tam böyle işler. Zihni yerinde tutan, insanın o fırtınalı günlerde da