Latif Bozdoğan

Milat

Yapay zeka rüya göremez

Rüya nedir Günün tortusunun, bilinçaltının derinliklerinde, bizden habersiz, hesapsız ve plansız bir şekilde yeniden şekillenmesi değil midir Rüyayı biz "yapmayız", rüya bize "gelir". Kontrol edemezsiniz, senaryoyu önceden yazamazsınız. İşte Ebru sanatı da tam olarak böyledir. Suyun üzerinde görülen, vesile ile nasip arasındaki uyanık bir rüyadır.

Ahlakın mayalandığı yer

Kelimelerin içi boşalınca manalar kayboluyor, manalar kaybolunca da istikamet şaşıyor. Bugün belki de en büyük sancımız bu. Etrafımıza baktığımızda şekilsel olarak her şeyin yerli yerinde olduğunu görüyoruz ama zihinleri kurcalayan o yakıcı soru orta yerde duruyor: Neden bu yoğunluk, aynı oranda toplumsal bir "güven" ve "incelik" inşa etmiyor Neden

Sol şeridin sahibi

Avrupa ve Amerika otoyollarında sürücüler şu sıralar yeni bir "bilinmeyenle" karşı karşıya. Direksiyon başında, saatte 120 kilometre hızla akarken gözünüze mavi bir tabela çarpıyor. Üzerinde bembeyaz, net bir "baklava dilimi" (elmas) sembolü. Ne bir harf var ne de bir uyarı yazısı. Sadece o geometrik şekil. Bu sembol, trafiği rahatlatmak ama daha d

Gökyüzü kadar gerçek

Başınızı kaldırıp o uçsuz bucaksız maviliğe baktığınızda ne hissedersiniz O gökyüzü; altında yaşayanın kimliğine, günahına ya da sevabına bakmaksızın herkesi aynı merhametle örter. Sınır çizmez, ayırmaz ve ötekileştirmez. Hem herkesindir hem de hiç kimsenin tapulu mülkü değildir. İşte Richard Bach'ın kült eseri Martı Jonathan Livingston, aslında bi

Ağlasanız da oynarız

Kazanılması üzerine kurulmamış bir sisteme "oyun" denir mi; yoksa bunun adı, bitmek bilmeyen bir eziyet midir Oyunu kuran, zorluk seviyesini gerçekten hesapladı mı bilinmez ama sabah uyanıp haber akışına baktığınızda hissettiğiniz o ağırlık tesadüf değil. Çünkü karşımızdaki masada, kuralları sürekli değişen bir "Transatlantik Lejyoner Düzen" var. C

Vergisi ödenmemiş günahlar

Berlin sokaklarında yürürken başınızı öne eğerseniz, kaldırımlarda parlayan pirinçten küçük küp taşlar görürsünüz. Adına "Stolpersteine" (Tökezleme Taşları) derler. Almanlar, Nazi döneminde o evlerden koparılıp götürülen insanların isimlerini yazar o taşlara. Turistlerin, yayaların ayağı "takılsın", o utançla yüzleşilsin diye... "Geçmişte bir hata

Görünen köy

Gecenin sessizliği çökmüş, evin ışıkları sönmüş. Odanın köşesinde sadece kitap okuma ışığının o sıcak, sarı haresi... Parmaklarımız kâğıdın dokusunda gezinirken, satırların arasında bambaşka bir hayal dünyasına dalıyoruz. Her şey ne kadar berrak sayfalarda, değil mi Ama kitabı kapatıp başımızı kaldırdığımızda, aynı berraklığı gerçek hayatta da arıy

Zihnin çıkmaz sokakları

Gece yarısı... İstanbul'un o meşhur, kemik sızlatan nemli ayazı hüküm sürüyor sokaklarda. Termometreler eksi 3dereceyi gösterse de hissedilen soğuk, insanın ciğerine işliyor. Bir adam, otoyolun tenha bir köşesinde, arabasının direksiyonuna çaresizce vuruyor. Kontak anahtarını çeviriyor; tık yok. Motor susmuş, metal yığınına dönmüş araç, gecenin kar

Arınamayanlar

Bir toplumun ruh sağlığı, sadece hastanelerde değil, maruz kaldığı kelimelerin ağırlığında da ölçülür. Bugünlerde milletin kahve sohbetlerine sinen o gergin sessizlik, damarlarda dolaşan, sokaklarda elde mikrofon gezen o huzursuzluk; aslında sahadaki gerçeklikten değil, zihinlere ilmek ilmek işlenen, planlı bir "karamsarlık mühendisliğinden" kaynak

İlk yarım saniyenin sırrı

Gaziantep'ten tepsisiyle yeni gelmiş, sade yağı üzerinde pırıl pırıl parlayan, şerbeti boğazı yakmayan o kararında ve az şerbetli boz fıstıklı baklavanın karşısındasınız. Yanında ise damağınızı temizleyecek ince belli bir bardak su duruyor. Çatalı bir kenara itiyorsunuz; çünkü bilirsiniz ki baklava çatalın soğukluğuyla değil, parmak uçlarının sıcak