Şubatın keskin ayazı camın pervazına sinmişken, masamdaki çay bardağından yükselen buharın havada dağılışını izliyorum. Pencerenin ötesinde 86 milyonluk bir kalabalık, hayatın sertleşen zemininde bir yerlere yetişmeye çalışıyor. 2026 yılının bu puslu sabahında asıl mesele, o kalabalığın içinde kaç kişi olduğumuz değil; hayatın buz tutmuş zemininde hangi hamleyi yapacağımızdır.
Geçen ağustos ayında Ödemiş'te başlayan orman yangını, saatlerce süren mücadeleye rağmen Gökçealan köyüneulaştığında, geriye sadece kara bir enkaz bırakmıştı. Evini, anılarını ve yılların emeğini küle dönüşürken izleyen köylünün sessizliği; aslında hayatın bazen kurduğu acımasız satranç oyununun sessizliğiydi. Lakin yedi ay sonra aynı noktada yeni bir ev yükseldiğinde, adam "Rüyamda görsem inanmazdım" dedi. Bu bir mucize değildi; iradenin, devletin ve dayanışmanın ortak zaferiydi. Yıkım ne kadar büyük olursa olsun, o enkazın başında nasıl bir tavır alacağınız, kimsenin elinden alamayacağı son özgürlüktür.
İşte bu yüzden 2026, buz üstünde satranç oynamayı öğrenme yılımızdır. Zemin kaygan, şartlar dondurucudur; ancak maharet, tam da bu kaygan zeminde dengede kalıp doğru hamleyi yapabilmektir. Tıpkı iflasın eşiğinde bir girişimcinin, iki yıl sonra yeni bir stratejiyle zirveye dönmesi gibi. Ya da ağır bir hastalık teşhisi konulan bir gencin, yaşam tarzını değiştirerek o kötü teşhisi yalanlayan tahlil sonuçlarını eline alması gibi... Küllerin arasında çaresizce mi oturacaksınız, yoksa ertesi gün ilk tuğlayı mı koyacaksınız Buzun üzerinde oturmak mı, yoksa ayağa kalkıp ilk hamleyi yapmak mı Hayat, bu tercihlerden ibarettir.
Bugün her birimiz kendi küçük savaşımızı yaşıyoruz. Hangi işe tutunacağız Evimizdeki bütçeyi nasıl yöneteceğiz

17