Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 322 yazı 1 takipçi

Tukidides tuzağı ve Türkiye

Dünya, tarihin en keskin virajında, yükselen bir gücün yerleşik bir devi yerinden etme sancısı olarak bilinen Tukidides Tuzağı'na doğru pupa yelken ilerliyor. Antik Yunanlı tarihçi Tukidides'in adıyla anılan bu kavram, hegemon güçlerin el değiştirdiği o 16 büyük düzen değişiminden 12'sinin kanla yazıldığını hatırlatır. Bugün etrafımızda biriken kür

Küresel kolezyumda taşlanan ruhlar

Haritada yerini bile tam kestiremediğimiz, okyanusun öte yakasındaki Meksika'nın puslu sokakları alevlere teslim olmuş durumda. Devasa bir uyuşturucu imparatorluğunu yöneten altmış yaşındaki o malum baronun ölümüyle, ağır silahlı milisler şehirleri esir alıp otoyolları ateşe veriyor. "Bize ne on binlerce kilometre ötedeki bu yangından" deyip omuz s

İçimizdeki o jakoben ses

Limanın o durağan, iliğe işleyen güvenli sularında yıllarca demirli kalmaktan omurgası çürümeye yüz tutmuş o devasa kadırgaları gözünüzün önüne getirin. Onların asıl trajedisi, açık denizlerdeki amansız fırtınalara, devasa dalgalara yenilmeleri değildir; o sığ sularda, kalın halatlarının paslanmasını beklerken kendi kendilerini sessizce yiyip bitir

Şuur ve şefkat

Gecenin dinginliğine inen sahur bereketinin, usulca ağaran şafakla toprağa karıştığı, tabiatın ve ruhun uyanışa geçtiği günlerdeyiz. Ramazan, o eşsiz iklimiyle yüreklerimize sükunet indirirken, bize en büyük imtihanımızın sadece midemizle değil; tüm uzuvlarımızla ve en çok da niyetimizle olduğunu hatırlatıyor. Çoğumuz orucu sadece yeme içmeyi kesme

Satha Aldanmak

Yıl 1720, Dersaadet... Ok Meydanı'nın semalarında günlerce sönmeyen şenlik ateşleri, devasa otağların gölgesinde kurulan ziyafet sofraları ve İstanbul'un her köşesinden akın eden mahşeri bir kalabalık. Yüzeyden bakıldığında kusursuz bir kudret gösterisi. Ancak devrin şairlerinin yaldızlı kasidelerle göklere çıkardığı bu şatafat, aslında içten içe k

Ruhunu satan arenalar

Eski zamanların o ahşap direkli, tozlu panayırlarında en çok ilgiyi gözbağcılar çekerdi. Seyirci, cebindeki son akçeyi o çadıra girip kandırılmak, aklının sınırlarını zorlayan bir illüzyonu izlemek için isteyerek verirdi. Çünkü panayırın kuralı buydu; asıl mesele gerçeği bulmak değil, yalanın ne kadar ustaca sergilendiğini izlemekti. Fakat aynı sey

Tekkenin bahçesinde zaman durdu

Kanlıca'nın o asude tepesinde, saatin tiktaklarına değil, kalbin ritmine ayarlı bir bahçedeyiz. Ataullah Efendi Tekkesi... 18. yüzyıldan bugüne, taşın, toprağın bile zikirle yoğrulduğu bu mekânda, bugün başka bir nefes var. Boğaziçi Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Topluluğu (GTS), akademinin soğuk koridorlarından çıkıp, hakikatin sıcak iklim

Gulyabani ile Derviş

Yalnızlığı seçmek, bu topraklarda her zaman bir hesap verme meselesine dönüşmüştür. "Neden evde oturuyorsun, neden kenara çekiliyorsun" soruları aslında hiç de merak taşımaz. Hepsi aynı derin kaygının farklı kılıflarıdır: Topluluktan kopan insanın başı belaya girer. Bu inanç öylesine kök salmıştır ki, yalnızlığı tercih eden kişi bile kendini savunm

Mağduriyet diktatoryası

Eskiden destanlar "yokluktan varlığa" yürüyenlerin ayak sesleriyle yazılırdı. Bir adam çıkar, göğsünü gere gere "Mücadele ettim ve kazandım" derdi. Biz de o zaferin gölgesinde serinlerdik. Şimdi mi Şimdi rüzgâr tersten esiyor. Artık kimse zirveye diktiği bayrağı anlatmıyor; herkes tırmanırken ne kadar hırpalandığını, kaç kez düştüğünü, dizlerinin n

Taksim'in kalbinde "Göğe Yükseliş": Mi'râciye

İstiklal Caddesi... Her gün milyonlarca ayak sesinin, korna gürültüsünün, dijital ekranların cızırtısının ve tükenmek bilmeyen bir "gulgule"nin (uğultulu kalabalık) aktığı o nehir. Bugün, o nehrin kıyısında, Taksim Camii'nin serinliğine sığındım. Dışarıda zamanın ruhunu kemiren o metalik acelecilik hüküm sürerken, içeride asırlardır uyuyan bir dev

Araf'ta bir sabah

Şehrin uğultusu paslı bir tanin gibi kulaklarımızda; vapur düdüklerinin nevmid haykırışı, martıların o bitimsiz rızık kavgası, egzoz dumanına karışmış bayat simit kokusu, telaş, yeis, umut, plazaların soğuk camlarına çarpan güneş ve o hiç dinmeyen, karınca sürüsü misali koşuşturmaca... Hepsi aynı kazanda, aynı hararetle kaynıyordu. Sonra bir el, gö

İtalyan Lisesi'nde tarihi grev

Bugün İtalya Konsolosluğu'na giderken, İtalyan Lisesi önünden geçiyordum. Kapının önünde bir grup öğretmen, ellerinde dövizler, yağmura aldırmadan bekliyordu. Merak ettim, durdum. Sordum. Bana anlattıkları, sadece bir maaş meselesinin değil, çok daha karmaşık bir eğitim ikliminin, beklentilerin ve gerçeklerin çarpıştığı bir mücadelenin hikayesiydi.