Türkiye'de maarif davasının önündeki en büyük engel, vizyon ile uygulama arasındaki makasın açılmasıdır. Ankara'da devlet aklı geleceği inşa etmek için küresel vizyon belgeleri imzalarken, yerel yönetimlerin bu vizyona omuz vermek yerine öğrencinin yükünü ağırlaştırması düşündürücüdür.
Tam da Millî Eğitim Bakanlığı'nın, yaklaşan Ramazan ayı vesilesiyle okullarda "Maarif'in Kalbinde Ramazan" projesini başlattığı günlerdeyiz. Bakanlık; evlatlarımıza merhameti, diğerkâmlığı ve o kutlu Nebi'nin ahlakını aşılamak istiyor. Ne diyordu Fehmî, o yanık nutk-i şerifinde:
"Kevser dudakları bilmem ne söyler Hulûs-i kalb ile Hakk'ı zikreyler. Daha tıfl iken ümmetin diler Nûr kundak içinde yatar Muhammed"
Henüz kundaktayken ümmetini dileyen, çocuk yaşta derdimizle dertlenen bir Peygamberin izinden gitme iddiasındayız. Ancak Bakanlığın bu manevi inşayı başlattığı bir dönemde; İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi'nde onaylanan ve 16 Şubat'tan itibaren yürürlüğe girecek olan yüzde 20'lik zam, bu yapının temeline maddi bir bariyer örmektedir.
Bir öğrenci biletinin 20,50 TL'ye, aylık tam abonman ücretinin ise 3.298 liraya yükselmesi teknik bir fiyat ayarlaması değil, pedagojik bir bariyerdir. Öğrencinin cebindeki deliğin büyümesi, verilen eğitimin inandırıcılığını zedeler. "Paylaşma" erdemini anlatacağınız bir gencin, okula gelebilmek için öğle yemeğinden feragat etmek zorunda kalması, teorik eğitimin pratik hayatın sert duvarına toslamasıdır.
Elbette küresel enerji maliyetlerinin arttığı ve belediyelerin bütçe dengelerini korumak zorunda olduğu itirazı yükseltilebilir. Yakıt, personel ve bakım giderlerindeki artış yerel yönetimleri zorlamaktadır; bu inkâr edilemez bir matematiksel gerçektir. Ne var ki stratejik yönetim tam da burada kendini sınava sokar. Bir kamu otoritesi, bütçe açığını kapatmak için en savunmasız ancak stratejik açıdan en değerli grubu, yani öğrencileri bir "gelir kalemi" olarak göremez. Öğrenciye bakış masraf değil yatırım perspektifi taşımalıdır.
Meseleyi somutlaştıralım: İstanbul'un çeperinde yaşayan bir lise talebesinin günlük ulaşım maliyeti 41 lirayı bulmaktadır. Ayda 22 okul günü üzerinden hesaplandığında, dar gelirli bir hane için sürdürülebilirlik sınırları zorlanmaktadır. Kültür Bakanı'nın Berlin'deki Yunus Emre Enstitüsü'nde Türkçe öğrenen gençlere sunulan imkânlarla övündüğü bir dönemde, kendi şehrimizdeki bir gencin kütüphaneye veya okuluna giderken tereddüt yaşaması yaman bir çelişkidir.

17