Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 338 yazı 1 takipçi

Mağduriyet diktatoryası

Eskiden destanlar "yokluktan varlığa" yürüyenlerin ayak sesleriyle yazılırdı. Bir adam çıkar, göğsünü gere gere "Mücadele ettim ve kazandım" derdi. Biz de o zaferin gölgesinde serinlerdik. Şimdi mi Şimdi rüzgâr tersten esiyor. Artık kimse zirveye diktiği bayrağı anlatmıyor; herkes tırmanırken ne kadar hırpalandığını, kaç kez düştüğünü, dizlerinin n

Taksim'in kalbinde "Göğe Yükseliş": Mi'râciye

İstiklal Caddesi... Her gün milyonlarca ayak sesinin, korna gürültüsünün, dijital ekranların cızırtısının ve tükenmek bilmeyen bir "gulgule"nin (uğultulu kalabalık) aktığı o nehir. Bugün, o nehrin kıyısında, Taksim Camii'nin serinliğine sığındım. Dışarıda zamanın ruhunu kemiren o metalik acelecilik hüküm sürerken, içeride asırlardır uyuyan bir dev

Araf'ta bir sabah

Şehrin uğultusu paslı bir tanin gibi kulaklarımızda; vapur düdüklerinin nevmid haykırışı, martıların o bitimsiz rızık kavgası, egzoz dumanına karışmış bayat simit kokusu, telaş, yeis, umut, plazaların soğuk camlarına çarpan güneş ve o hiç dinmeyen, karınca sürüsü misali koşuşturmaca... Hepsi aynı kazanda, aynı hararetle kaynıyordu. Sonra bir el, gö

İtalyan Lisesi'nde tarihi grev

Bugün İtalya Konsolosluğu'na giderken, İtalyan Lisesi önünden geçiyordum. Kapının önünde bir grup öğretmen, ellerinde dövizler, yağmura aldırmadan bekliyordu. Merak ettim, durdum. Sordum. Bana anlattıkları, sadece bir maaş meselesinin değil, çok daha karmaşık bir eğitim ikliminin, beklentilerin ve gerçeklerin çarpıştığı bir mücadelenin hikayesiydi.

Değerler erozyonu ve çözüm arayışı

Türkiye'de maarif davasının önündeki en büyük engel, vizyon ile uygulama arasındaki makasın açılmasıdır. Ankara'da devlet aklı geleceği inşa etmek için küresel vizyon belgeleri imzalarken, yerel yönetimlerin bu vizyona omuz vermek yerine öğrencinin yükünü ağırlaştırması düşündürücüdür. Tam da Millî Eğitim Bakanlığı'nın, yaklaşan Ramazan ayı vesiles

İzah etmek umuda susmak hakikate aittir

Şehrin gürültüsünden sıyrılıp kendi iç sesini duymaya çalışan her faninin aklında aynı kemirgen soru var: "Yarın ne olacak" Hepimiz zihnimizde görünmez bir grafik çizip, geçmişin noktalarını birleştirerek geleceğe doğru dümdüz bir çizgi çekmeye çalışıyoruz. Bu çizginin adına "kariyer" diyoruz, "strateji" diyoruz, "istikrar" diyoruz. Oysa hayat, cet

Buz üstünde satranç

Şubatın keskin ayazı camın pervazına sinmişken, masamdaki çay bardağından yükselen buharın havada dağılışını izliyorum. Pencerenin ötesinde 86 milyonluk bir kalabalık, hayatın sertleşen zemininde bir yerlere yetişmeye çalışıyor. 2026 yılının bu puslu sabahında asıl mesele, o kalabalığın içinde kaç kişi olduğumuz değil; hayatın buz tutmuş zemininde

Futbolun finansal illüzyonu

Fenerbahçe orta sahasına sınıf atlattığı, Gençlerbirliği karşısındaki o vakur ve enerjik tavrıyla şimdiden tescillendi. Ancak Kante'nin o yeşil çimlere basmasıyla birlikte, Türk futbolunun yönetici odalarında yankılanması gereken asıl soru, bir kez daha derunî bir sızı gibi gün yüzüne çıkıyor. Osimhen, Ederson, Asensio ve şimdi Kante... Süper Lig,

Yankı odasındaki narkoz

İnsan, aynalarla kaplı bir odada hapsolduğunu fark etmeyen, gördüğü her sureti başka biri sanıp kendi yansımasını "dünya" zannetme yanılgısına düşen bir varlıktır. Sabah uyanır uyanmaz, daha günün ilk ışığını görmeden gözümüzü diktiğimiz o ekranlar, bize hakikati gösterdiğini iddia eder. Oysa gösterdikleri çoğu zaman, kendi tercihlerimizin dijital

Her şeyi bilen toplum sendromu

Dün sabah erken kalktım. Pencereden martıların hengamesini izlerken kahve yaptım. Buharı camı buğulandırdı. Birden aklıma takıldı: Bu memlekette en çok neye ihtiyaç var Cevap geldi hemen: Susma cesaretine. Herkes konuşuyor çünkü. Kimse dinlemiyor. Herkes hoca, kimse talebe değil. Herkes fikir veriyor, kimse düşünmüyor. Akşam televizyonu açtım. Krav

Duyulması gereken sesler

Telefonun öbür ucundaki annenin sesi titriyor: "Kreşe bırakırken kalbim yerinde kalmıyor" diyor. Başka bir baba, "Yurtta kalan oğlumu her aradığımda sesi kısık geliyor ama bir şey söylemiyor" diye anlatıyor. Son günlerde kreşlerden gelen haberler içimizi acıtıyor. Ama asıl acıtan şu: Belki de bunlar buzdağının sadece görünen kısmı. Çocuklarımızı sa

Tribünden gelen fatura

Stadyumun ışıkları yanarken mahalle sokağındaki ampul sönüyor. Tribünlerdeki coşku gökyüzüne yükselirken üniversite yemekhanelerindeki kuyruklar uzuyor. Bir kulüp tek bir transfer için 20 milyon euro harcarken bir öğretmen, maaşının yetmediği noktada kredi kartına sarılıyor. Bu tablo sadece bir tezat değil, bir tercih meselesi. Futbol ekonomisinin