Futbolun finansal illüzyonu

Fenerbahçe orta sahasına sınıf atlattığı, Gençlerbirliği karşısındaki o vakur ve enerjik tavrıyla şimdiden tescillendi. Ancak Kante'nin o yeşil çimlere basmasıyla birlikte, Türk futbolunun yönetici odalarında yankılanması gereken asıl soru, bir kez daha derunî bir sızı gibi gün yüzüne çıkıyor. Osimhen, Ederson, Asensio ve şimdi Kante... Süper Lig, adeta bir "All-Star" vitrinine, parıltılı bir lüks mağazasına dönüşüyor. Peki, bu pırıltı gözlerimizi mi kamaştırıyor yoksa hakikati mi perdeliyor

Madalyonun diğer yüzüne, o tozlu muhasebe kayıtlarına bakmak vaktidir. Avrupa'nın elit kulüplerinde hâlâ kendine yer bulabilecek bu yetenekler, neden rotayı aniden Türkiye'ye kırıyor Cevap, skor tabelasının ışıklarında değil, kulüplerin o ağır işleyen mali defterlerinde gizli. Avrupa'da vergi yükü altında nefes alamayan net maaşlar, Türkiye'de kulüplerin sırtlandığı vergi modelleriyle birleşince, ülkemiz futbolcular için adeta bir melce haline geldi. Bir oyuncu Avrupa'da brüt maaşının yarısını sistemin dişlilerine bırakırken, burada "elime ne geçecek" sorusuna aldığı cevap; net, dolgun ve pürüzsüz.

Buna bir de "Milli Takım Vitrini" stratejisi ekleniyor. Kante gibi, milli takımındaki yerini korumak veya o kutsal formayı yeniden kuşanmak isteyenler için Türkiye, Avrupa arenalarına açılan kestirme bir kapı. Şampiyonlar Ligi veya Avrupa Ligi, onları kendi ülkelerinin seçicilerine hatırlatan birer nirengi noktası. Bugün sahada Kante'yi izlemek, futbolun estetiğine dair büyük bir keyif. Gençlerbirliği karşısında yaptığı her müdahale, attığı her pas ligimizin marka değerine altın harflerle birer not düşüyor olabilir.