Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 671 yazı 2 takipçi

Pehlivanın keyfine diyecek yoktu...

Hasan ile Çekirge Ali'nin çimen meydanında et yemesi ve idman yapması arasında, güç ile çeviklik arasındaki rekabet gerçekten de uyumlu olabilir mi?

Aradığın ancak sensin, sen! Neyi arıyorsan, sen osun!..

İnsan aradığı şeyle kendisi arasında fark görmediğinde, ruh arayışı başka bir boyuta mı çıkıyor yoksa kendi özünü kaybetme riski mi taşıyor?

"Unutma; edep herkese her daim ve ebediyen lazım!.."

Kapı edeple çalınırsa açılır, ama kapıyı açtırmak için önce kendi içindeki 'ben'den vazgeçebilir misin?

"Gel, ne yaparsan yap, ne olursan ol, yine gel..."

Mevlânâ'nın 'ne olursan ol yine gel' sözü tövbeyi mi, yoksa her halükârda affı mı özendiriyor?

"Ufaklıkların gürültüsünden sesimi işitmiyorlar galiba..."

Hak ve batıl arasındaki sonsuz mücadelede, çalışmak ve gayret göstermek kadar önemli olan şey nedir: doğru rehberiniz mi yoksa kendi iradəniz mi?

Bu sıralar kafamkarışık, çok düşünüyorum da...

"Hem vaktim yok, bir yerlere gidecektim diyorsun, hem de susuyorsun! Durma anlat bakalım! Derdini söylemeyen derman bulamazmış!.."Çayır, tıklım tıklım koyun kuzu doluydu. Kuytu bir köşede yer buldu ve oturur oturmaz da "Ee... anlat bakalım derdin neymiş" dedi, Doğan'ı konuşmaya teşvik etti.- Haydi dinliyorum... dedi, "filozof kılıklı" adam ve konuş

Ölüm ve sonrası, zihnini fena meşgul ediyordu!..

Bugün başkaydı... Hayatında yeni bir sayfa açılmış ve ne yazacağını bilmeyen tembel bir talebe gibi hissediyordu kendini. Birbirine bitişik, kimi kiremit çatılı, kimi düz dam evler, sağa sola koşuşturan her yaştan insanlar, yürüdüğü taş döşeli kaldırımlar, bağrışan çocuklar, piyadeler, "çekilin" deyip yol isteyen sürücüler... kim olurlarsa olsun hi

"Bunda bir iş var ama ne!."

Abdestini aldı, elbiselerini giyindi ama gördüğü dehşetli rüyanın tesiri altındaydı hâlâ.Rüya olduğunu anlamasına anlamıştı da tesirinden bir türlü kurtulamıyordu. Attığı çığlıkları duyan Matlube sütanacığı uyanmış, korkulu gözlerle odaya koşmuştu. Gülerek başını okşayıp "Hadi anacığım odana! Bak bende bir şey yok! Korkunç bir kâbustu o da geçti!"

Karanlık, rutubetli ve küf kokan korkunç bir yer!

Gittikçe havasız kalıyor, boğazı sıkılıyordu. Ha öldü ha ölecek... canhıraş son bir hamleyle uyandığında da nefes nefese kalmıştı.Plânlayanı kim, böyle savaşınHâllerine bir bak, bacı kardaşın,Boynu bükük kaldı nice dindaşın,Hileyle kuyunu kazdırır düşman!Çalışkan olmazsan, olmaz kavuşman!Önce halkı, şu bu diye böldüler,Çoluk çocuk nice masum öldüle

"Unutmayın her biriniz yüz bin insan demeksiniz!.."

Kendini, tekke disiplini içinde huşuyla dinleyen dervişlerin şeyhi gibi düşündü baykuş gözlü, şeytani bakışlı tüccar!..Adam "Ne yaptım" kabilinden biraz kızararak, biraz da utanarak yüzüne baktı adamın.- Suyu bir yudumda içmemeliydin!Der demez hatasını anladı. İşi şakaya vurdu.- İmtihan ediyordum sizi. Maalesef yutturamadım, dedi gülerek. Lafı deği

Tüccar el, kol hareketleriyle bir şeyler anlatıyordu...

"Büyük bir vâiz efendi gelmiş. Herkese; 'Bursa, Bursa olalı böyle bir âlim görmemiştir' deyin. Çekinmeyin sakın!.." BURSA'DA İLK GÜNLER...Bursa Ulucâmi dolaylarında kalın taş duvarlı bir handa hareketlerinden ve giyimlerinden tüccar olduğu belli olan üç kişi, zayıf çelimsiz, yırtık, pırtık eski elbiseli iki kişiyle sohbet ediyordu. Nazik görünümlü

Her şey tatlı bir cümbüşe dönüşüyordu artık...

Ne zaman hırslanırsa hep böyle olurdu. Karşısına bir Türk çıksa herhâlde acımadan onu parçalar, tereddüt etmeden çiğ çiğ yerdi!.. Gözleri kızardı, kulakları belirsiz bir uğultuyla tıkanır gibi oldu. Ne zaman hırslanırsa hep böyle olurdu. Karşısına bir Türk çıksa herhâlde acımadan onu parçalar, tereddüt etmeden çiğ çiğ yerdi. Oysa sinirlenecek, kıza