Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 734 yazı 2 takipçi

Hancı, dişlerinin gıcırtısını duyuyordu Doğan'ın...

Hanın avlusuna gelmiş, atların bulunduğu ahırlara doğru dönerken zilzurna sarhoşlarla karşılaştılar. Bunlar, Ulucâmi'de vaaz vereni kaçıran gizli teşkilatın adamlarıydı.Hancı:- Aman aldırma!.. Biraz sonra sızıp kalırlar. Bu gibilerin genci de, ihtiyarı da birdir. Onları çok iyi bilirim. Dünyada bu gibileri kimse benim kadar tanımaz.Diyerek yatıştır

"Burasını babalarının çiftliği mi sanıyorlar Bu ne cüret!.."

Burası diğer han odalarına nazaran daha süslüceydi. Pencereleri büyük olduğundan daha bol ışık alıyordu. Kahvaltısını ve bugünkü yapacağı istirahatini unuttu Doğan Bey. Odanın içinde biraz yürüdü. Döndü durdu. Sonra da aklına bir şeyler gelmiş gibi koşar adımlarla hancının mekânına gitti.Burası diğer han odalarına nazaran daha süslüceydi. Pencerele

"Hey be vefakâr arkadaşım ne arıyorsun buralarda.."

Gözlerine inanamadı. Evet yanlış görmüyordu uzaklarda hep kendine name taşıyan ulak güvercin karşısındaydı."Tık, tak... tık, tak... tık, tak..." Kesintisiz bu sesler, Doğan Bey'in uykularını kaçırmaya yetti de, arttı bile. Hızla doğruldu. Tıklamanın geldiği pencereye koştu. Gözlerine inanamadı. Evet yanlış görmüyordu uzaklarda hep kendine name taşı

Yiğit karındaşlarını, saf milletini düşünüyordu...

Horozlar ötüyor, derinden gelen ezân sesleri Bursa'nın üzerine dalga dalga yayılıyordu.Yatak odasına çekildi. Soyundu, uzandı. "Belki biraz olsun rahatlarım" diye düşünüyordu. Fakat gözlerine uyku girmedi. Ateşsiz bir hastalık her tarafını yakıyor, soğuk soğuk terliyordu. Uyumak azmiyle önünü kıble istikametine getirecek şekilde, sağ yanı üzerine y

Matlube Hanım, kulaklarına inanamıyor, dikkatle dinliyordu

Süleyman Çelebi​: "Resûlullah Efendimize hakaret edilmesine ben sebep oldum! Ben! Zavallı ben! Yazıklar olsun bana! Yazıklar olsun!"Matlube Hanım kapıyı tıkladı. "Girin" diye bir ses duymayınca merakla açtı. Bir müddet kocacığını seyretti. "Aman Allah'ım ne yapsam, nasıl yardımcı olsam" diyerek yanına kadar geldi. Çelebi 'ruh' olmuştu sanki. Ne bir

"Ben gülen insanı seviyorum" demişti Emîr Sultan hazretleri

Sabah namazına kalkamayacağını düşünerek. "Önce namaz..." diyen hocası Emîr Sultan hazretlerinin sesi yankılandı kulağında.Dertten derde sokma garip başını,Akıtsa da gözden kanlı yaşını,Kerimdir düzeltir kulun işini,Ağlatırsa Mevlâ'm yine güldürür.Hoca senin gözlerinde çok hâl var,Geçip gideceğin daha çok yol var.Haydi, gece gündüz Mevlâ'ya yalvar,

"Matlube'm beni böyle perişan görmemeli..."

Süleyman Çelebi, Aklı başından gitmiş, öyle fena olmuştu ki... Tir tir titrediğinin farkına yeni vardı. Hayret etti bu hâline.Doğan'sın mütevâzı, alkışta yoktur gözün,Ne söylesen yaparsın, namustur elbet sözün.Uzun söze ne hacet, hizmettir işin özün.Sen gelince zalimin, ötmez oldu borusu,Duâlarım seninle, budur sözün doğrusu. ***Süleyman Çelebi, so

Doğan Bey, bitkinliğini falan düşünecek hâlde değildi...

Verilen ulvi vazifeyi yerine getirememe ihtimali vicdanını rahatsız ediyor, ateşten bir azap gibi dimağını yakıyordu.Kendine karşı inanılmaz güveni vardı evvel Allah. Lakin emr-i hak tamam olmuş olabilirdi. Verilen ulvi vazifeyi yerine getirememe ihtimali vicdanını rahatsız ediyor, ateşten bir azap gibi dimağını yakıyordu.Gecenin karanlığına inat,

Uzaktan kurt ulumalarına, irili ufaklı çakal sesleri karışıyordu

Hiç ama hiç unutamayacağı Gülşah'ının tebessüm dolu, sevgiyle bakan tertemiz yüzü hiç gözünün önünden gitmiyordu.Topluma dil yarası,Açana vur bir yumruk!Milletin yüz karası,Olana vur bir yumruk!Gözünde hile tüter,Tahriki sanma biter,Maksadı totaliter,Olana vur bir yumruk!Manevî yönü hasta,Numarada çok usta,Suçluya çorba tasta,Yapana vur bir yumruk!

"Beni asıl korkutan şu idrak meselesidir Paşam..."

Beyazıd Paşa: "Lâzım gelen tedbirleri almakta gecikirsek, durumun vahametini idrak etmiş olmak kâfi gelmeyecektir, korkarım..."Emîr Sultan, en son okuduğu hatm-i şerifi, başta Sevgili Peygamberimize, onun muhterem arkadaşları Cihar-ı yâr-i güzin, Aşere-i mübeşşere, ehl-i beyt, ehl-i soffa, bütün Eshâb-ı kirâm efendilerimize, Âdem babamızdan bugüne

Süslü kafes içindeki güvercinler...

Emîr Sultan, kafesin yaylı kapısını incitmeden açıp, gözüne kestirdiği güvercinlerden birini yakaladı.Beyazıd Paşa, nazik bakımlı ellerini iki defa birbirine çarptı. Saray holüne açılan kanatlı kapıdan bir hademe hürmet ve edeple içeri girdi. Kapıyı hafifçe kapatıp hemen oracıkta iki eli önde saygıyla; "Buyurun!" mânâsında hürmet ve tazimle verilec

"O densizleri en kısa zamanda burada görmek istiyorum!.."

"Bütün aile efradımızla yüksek iradenize amadeyiz. Doğan Bey'imiz seher vaktinde verdiğiniz emir mucibince helâlleşerek sefere çıktı Sultan'ım."Müfteriler kaçarken, bizler emekliyoruz,Yiğit ruhu arıyor, yiğitler bekliyoruz!Padişah, mesuliyetsiz hayatın hayvanlara, ölülere yakışacağını, tebaanın, sultana ve emirlerine uyması gerektiğinin lüzum ve eh