Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 713 yazı 2 takipçi

En sevdiğini, yine çok sevdiği vatanı için gönderiyorlardı...

Doğan da attan inmiş biricik refikasını bekliyordu... Nikâhlısının mühim bir vazife için gideceğini babasından öğrenmişti Gülşah. Kripto, "hoca efendi"nin elini öpüp, duasını almalarını tembihledi. Baş işaretiyle de nazikçe istirahate çekilmelerini rica etti.Misafirler, daha ileri gitmediler. Onların da uykusu gelmişti. Yarın zor gün olacağa benziy

Yüzündeki ifadeleri gizliyor ve ağlıyormuş gibi görünüyordu!

Bu, bir, muvaffakiyetin zirvesindeyken düşmenin, kaybetmenin azap, elem, işkence, intikam destanıydı. Ne kadar sürdü kimse anlayamadı.Erkara, bulunduğu yerden hamle yaptı. Gelip Hurufi'nin dizi dibine oturuverdi. Palabıyık da ilk defa tanıştığı bu "mübarek" zâtın anlattıklarını kaçırmak istemiyordu. Aynı hareketi taklit edip o da ihtiyarın yanına i

"Başımıza devlet kuşu kondu" diyordu Kripto!

Yeni köşkün müdavimleri mest olmuştu. Bu gece haşhaş almadıkları hâlde sarhoştular, ayakta duramayacak kadar. Yoksa rüya mı görüyorlardıHurufi, bir, elindeki kızıl altından yapılmış anahtara, bir de arkadaşlarının zevkten oynaşan hâllerine baktı. Büyük bir meydan muharebesinde galip gelmişçesine heyecanlı ve sevinçliydiler. Kansız bir zafer kazanma

Sönük gözleri alevalev tutuştu...

Doğan Bey hürmetle elini öpüp başına koydu. Esas duruşta diyeceklerini, emirlerini bekledi...Evrenos Gazi köşesinde birkaç paşayla sohbet hâlindeydi. Gelenleri görünce;- Buyurun... Buyurun, karındaşımın yadigârı Doğan Bey evladım.Doğan Bey elini öpmek istedi. Önce vermedi. Sonra da;- Beyazıd Paşamızın damadı bizim de sayılır.Deyip, elini uzattı. O

Gecenin loş ışıkları altında vahşi bir sükûnet hâkimdi...

Bahçe, bakımlı ve eşsiz bir güzelliğe sahipti. Usta bahçıvanların elinde âdeta rengârenk çiçek tarlasına dönüşmüştü.Yıldırım Han:- Bu anahtar, sizin gibi güzide âlimlere, memleketimin her köşesinde, her beldesinde istediğiniz her kapıyı da açar. Buyurun, mübarek olsun.Dedi, elini sıktı ihtiyar şairin. Nazikçe gülümsedi.Yanına yaklaşan Emîr Sultan'l

Muvaffak olmasının sırrı belki de bu karakterinde gizliydi...

Hadiselerin sağlıklı neticelenmesi için uzun zamana yayar, asla gevşemez, gevşetmez ve görmezlikten gelmezdi Yıldırım Han...Yıldırım Han, işi hiç aceleye getirmezdi. Göz karanlıkta görmezdi, kulak çok düşük sesleri duymazdı, bunlar ona göre noksanlıktı ve bütün bu organlar kusurlu sayılırlardı. "Karanlıkta görmeyen gözden, her sesi tam duyup ayırt

Yıldırım Han, cengâverliği yanında iyi bir şairdi...

Erkara, toplantının baş mimarı olarak oldukça şımarıktı. Padişah-ı şahanelerinin iltifatlarına mazhar olmuş, Doğan'ı bir adım daha geride bırakmıştı. YILDIRIM HAN'IN HUZURUNDA...Muhteşem bir gece yaşanıyordu. Yıldırım Beyazıd Han'ın şanına yakışır bir organize yapılmış, sarayın teşvik ve isteğiyle Doğan Bey'in de içinde bulunduğu genç kabiliyetler

Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi küt küt atıyordu...

Evet yanlış görmüyordu. Ümidi, istikbali, kahramanı, canı, cananı, hayat arkadaşı, örnek insan, sevgili Doğan'ı bir adım ileride onu bekliyordu.Güzel yüzünü bilen, dönüp güle bakar mıSevgin ile eriyen, derde derman arar mıGülşah, kafes arkasından bahçeyi, uzaktaki ağaçların altını uzun uzun seyretti. Kimseciklerin olmadığından emin olduktan sonra d

"Geleceğimizi mahvetmek isteyenlere fırsat veremem karındaşım!"

Doğan Bey, Atmaca Nuri ile yan yana yürüyor, havadan, sudan bahsediyorlardı. Söz, Bursa'da son günlerde konuşulan meseleye geldi.Nerede yiğit olan, er meydanına gelsin,Dik tutmasın kafayı, şöyle biraz eğilsin.Göründüğün gibi ol, niye öyle değilsinAdam gibi dik durun, sorma bana ne diyeTarla çayır, bağ bostan, Bey Doğan'a hediye. ***Doğan Bey, Atmac

O, mazlumun dostu, zalimin ise hasmı, korkulu rüyasıydı

"Çelebi'yi de, Doğan'ı da hiç kimse benim gazabımdan kurtaramayacak! Anladın mı Kurtaramayacaklar da!.."Erkara, Doğan ismini duyunca iyice fıttırdı. Ağzından salyalar akarcasına kükredi.- Yine mi o Pislik herif! O küstahın haddini bildirmek zamanı geldi, geçiyor artık!- İstikbalimizin veziri Erkara Bey'imize hakaret etmenin bedelini mutlaka ödeyece

"Maziyi unutacak kadar vefasız değilim"

"Ah onun imkânları bende olsaydı. Neler yapmazdım" diye geçirdi içinden Palabıyık.Palabıyık hararetle anlatıyor, Erkara da pürdikkat dinliyordu:-Artık herkesin bütün malı, davarı, ne istersen senin elinde, senin emrinde. Yediğin önünde, yemediğin arkanda. Ahmaklar, budalalar çalışıp, kazanacak, istif edecek. Akıllılar da gidip o birikenleri eliyle

Biricik nikâhlısını o yamyamların eline bırakacak değildi ya...

Doğan Bey, dünyanın ne mal olduğunu çoktan kavramıştı. Son gelişmeleri, saraydaki toplantıyı hatırladıkça; "Ah, dünya ah!" derdi.Erkara'nın niyetini tahmin ediyordu Doğan Bey. Biricik sevgilisi, nikâhlısı Gülşah'ı ve onun samimi arkadaşlarını 'yamyamların' eline bırakacak değildi ya...Amcası Süleyman Çelebi'nin tespitleri de eklenince, daha dikkatl