Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 730 yazı 2 takipçi

Bursa'ya indiğinde "öcü geliyor" diyerekkaçışmıştı çocuklar...

Lolo, yürüyen çöplük gibiydi âdeta. "Saraydan çöplüğe düşen benden başka biri daha var mıdır acaba" dedi, kendi kendine...Kaç senedir kurt, kuş da uğramamıştı bu izbe yere. Yalnızlıktan korkuyordu Lolo. Bursa'ya birkaç defa inmiş, onu gören çoluk, çocuk; "Öcü! Şeytan geliyor!" demiş kaçışmıştı.O da zamanında fukara bir kızcağızdan tiksinmiş, itekle

Keyfi yerine gelen Erkara, bir kese altın attı büyücüye

Burası, kocaman bir oda büyüklüğünde mağaraydı. Devamlı yanan ateşten dolayı her taraf zifiri siyahtı. İrili, ufaklı kazanlar dikkati çekiyordu.İyice yakınına gelinceye kadar kimseleri fark etmedi yaşlı büyücü. Belli ki, kulakları da uzun senelere yenik düşmüş, dış dünyaya kapılarını kapatmıştı. Ancak yüksek sesleri işitebiliyordu.Aşır'ı görünce se

"İşte Büyücü Lolo'nun yeri!"

Duman, kesintisiz ince bir ip gibi göğe yükseliyor, sonra da dağılıp kayboluyordu. BÜYÜCÜ LOLO...Erkara, Gülşah'ı elde etmek için her yolu mubah sayıyordu. Onun nikâhlı olması, umurunda bile değildi. Ne felaketlere sebep olacağını düşünmüyor, ikazlara aldırış etmiyordu. Bu hislerle bir beyin mahremine kadar girebilmiş, Gülşah'ı köşeye sıkıştırabilm

Edepsiz adamın üzerine atılıp lime lime etmek istedi onu!..

Gülşah, duyduğu hâlde cevap vermedi. Muziplik olsun diye oyunu devam ettirmeye kararlıydı. Bulunduğu yerden başka bir kuytu bölüme geçti.Dilara, ellerini ağzının iki yanında tutarak;- Güülşaahhh! Güülşaaaahh!- !!!- Gülşaaah!Diye bağırdı. Bir cevap alamayınca da oturma alanına doğru yürüdü.Gülşah, duyduğu hâlde cevap vermedi. Muziplik olsun diye oyu

Doğan Bey'in nikâh sepetindeki gülleri hatırladı Gülşah...

Şakalaşmanın hedefinde hep Gülşah vardı. Ona sataşmadan edemiyorlardı... Saçını, başını çekiyor, çekiştiriyorlar. Gülüşüp duruyorlardı...Hepsi de, Osman Gâzi'nin, Bizans tekfurlarıyla yaptığı cenklerin menkıbelerini dinleyerek büyümüştü. Yine de tekrar etmekten büyük bir zevk alıyorlardı. İnegöl baskınını anlatan Dürdane, birden durdu. Muziplik ols

Taptaze kalmış bu güzel bahçe, nice hayalleri süslüyordu...

Hadisenin çıktığı cumâ gününden sonra ilk defa bir araya gelen kızlar için bugün çok mühimdi. Herkes noksansız toplanmıştı. Gülşah'ın bütün arkadaşları bahçede toplanmıştı. Burası, ilk bahardaki gibi yeşil ve rengârenk kalan ender yerlerden biriydi. Çünkü her mevsim çiçek açan güller ve nebatatla donatılmıştı dört bir yanı. İrili ufaklı çeşitli ağa

Vakit kaybetmeden çıktılar ve atlarını doludizgin sürdüler...

"Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmalı. Yoksa dünyada ne nizam kalır, ne de huzur" diye düşünürken eşkıyanın hıçkırıklarıyla kendine geldi.Doğan Bey için mühim olan kendinin bu vazifeyi noksansız, zamanında yerine getirmesi, din ve dünya saadetine kavuşmasıydı. Ümitleri, güvenleri boşa çıkarmaması, işi geciktirmemesiydi. Yoksa Osmanlıda Doğan ço

"Beni başka biri yenseydi, hiç tereddüt etmeden öldürürdü!"

"Sen müşfik bir baba gibi davrandın. Beni öldürmen mümkünken canımı bağışladın. O güzel, temiz ellerini, çirkin kanımla kirletmedin!"Eşkıya, renkli hayatını, yaptıklarını enine boyuna saydı, döktü sıkılmadan. Sonra da;- Niçin öldürülmek istendiğimi anlatabildim mi yiğidimDedi. Boynunu büktü. Mahcup vaziyette ellerine sarılıp;- Başkaları beni alt et

"Ölümüne mi susadın bre densiz demin bülbüller gibi ötüyordun!"

Tuttu elinden, kaldırdı canına, malına göz dikmiş adamı. Kamasını yerine koydu. Azgın eşkıyanın üstünü başını temizledi.Doğan Bey:- Ölümüne mi susadın bre densiz- !!!- Demin bülbüller gibi ötüyordun. Şimdi dilini mi yuttun Hadi konuşsana. Maksadın ne- Öldür beni! Öldür beni!- !!!Bu sefer de susma sırası Doğan Bey'e gelmişti. Evet dilini yutan tanım

"Nereden gelir nereye gidersin"

Doğan Bey "Dur!" sesiyle irkildi. Sağına, soluna baktı. Karanlıkta kimsecikleri göremedi.Bir müddetten beri dalmış olmalıydı ki, köpek seslerini ancak fark etti Doğan Bey. "Uyudum mu yoksa" diye kendi kendine söylendi. Çünkü böyle at üzerinde uyuduğu çok olmuştu. "Menzilime gelmişim de, haberim yok..." Dedi. Sonra da Kamer tayına seslendi."Haydi ba

İki ok, ortalığı velveleye vermeye kâfi gelmişti!..

Hancı, kendisine laf atıldığına aldırmadan Doğan Bey'in ardı sıra baktı bir müddet daha. "Bir kasırga gibi esti yiğit Doğan'ım" diye söylendi.Fırça bıyıklı, at üzerinde tozu dumana katarak uzaklaşan Doğan'ın ne demek istediğini anlamıştı ama iş işten de çoktan geçmişti.İki ok, ortalığı velveleye vermeye kâfi geldi."Bu deli de kim""Bize hakaret etti

Doğan Bey dizginleri çekince sakinleşmişti küheylan...

Atı demek, arkadaşı demekti. Yerine göre can yoldaşı, her şeyiydi. Onunla ne korkunç günleri, ne zifirî karanlık geceleri olmuştu.Hancının dizginlerini tuttuğu atını görünce, istemeye istemeye altüst olmuş iç âleminden kopup keyiflendi Doğan Bey.- Hey be yavrum! Küheylanım!Deyip boynuna sarıldı. Parıl parıl parlayan yanağına yanağını koydu ve öptü.