Ragıp Karadayı

Türkiye

Dersten çıktığımdan beri hep nefislemuharebe hâlindeyim!

"Bugün hocam da bu mesele üzerinde durdu. Aklım başımdan gitti, hâlâ kendime gelemedim. Nefis denilen iç düşman hiç boş durmuyor!"Harun Reşid:- Beni de buralara getiren o hâliniz değil mi Behlül- Hüsn-ü teveccühünüz Efendim.- Her iki lakap da sana seçilerek konmuş ve de çok yakışmış karakterine.- Estağfirullah.- Birçok mânâ ihtiva ediyor bence: "Fa

"Behlül" lakabı yakışmış sana...

Tahta kilitsiz kapısı olan kulübemden biri çıktı. "Allah Allah! Bu da kim, benim çilehanemde ve bu saatte ne işi olabilir" dedim, dikkat kesildim. Zeytuni saçı, sakalı uzaktan da olsa parıldıyordu. Belini düzeltmek istiyormuş gibi doğruldu, kimseler yok zannederek serbestçe gerindi. Kolları, ayakları kuvvetli görünüyordu. Elini siper ederek gökyüzü

Çocukların yanından ayrılırken hayatımındersini almıştım!..

"Seni bilmeyen mi var Her gün kabristana gidip dönüyorsun! 'Bu giden var ya! Aklını oynatmış Behlûl Divane'diyorlar."Çocukbana ismimle hitap etti:- Ey Behlül Dânâ Efendim!- Buyur evlat! İsmimi nereden öğrendin- Bilmeyen mi var Her gün kabristana gidip dönüyorsun! "Bu giden var ya! Aklını oynatmış Behlûl Divane" diyorlar. Ha bu oyun oynayan çocuklar

Dokuz on yaşlarında bir çocuk iki gözü iki çeşme ağlıyordu!

"A evladım! Sana ne oldu Bir yerin mi ağrıyor, düştün mü, hasta mısın, seni dövdüler mi ki böyle içten içten gözyaşı döküyorsun"Bir gün yine Şunûziyye Kabristanına giderken sokaklarda çeşitli oyunlar oynayıp eğlenen çocuklar gördüm. O da ne Dokuz on yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir çocuk, oyunlara iştirak etmediği gibi, iki gözü iki çeşme ağl

Kimine göre Hak âşığı, kimine göre deli divanebir kulum...

Kendimden bahsetmek hoşuma gitmese de tanımak isteyenler olabilir düşüncesiyle kısaca izah edeyim. İnsanları merakta bırakmayayım...BİRAZ KENDİMDEN BAHSEDEYİMAnlaşıldı bu iş uzun süreceğe benziyor, biraz kendimden bahsedeyim. Bu dillere destan olmuş Behlûl-i Dânâ denilen meczup da kimdir, necidir, maksadı, derdi nedirPek kendimden bahsetmek hoşuma

"Bakalım Sultan bana yeni vazifeler verecek miydi"

"Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid Sultan'ımın huzuruna çıktım ve yeni bir vazife istedim..."Orada da birkaç ekmek tarttım ve gördüm ki bütün ekmekler, olması lazım gelenden daha fazla geliyor, noksanlık yok. Aynı suâlleri ona da yönelttim.- Hayatından memnun musun- Elhamdülillah! Bana emanet canım sağ, elim ayağım tutuyor, gö

Çeşitli hislerle sarayın taç kapısına kadar geldim...

"Sultan'ım ne yapsam da insanlardan uzak duramıyorum. Bana öyle bir vazife verin ki hep işim onlarla olsun..."Duruma göre herhâlde garpbatı burası. Öf her neyse! En azından artık garbın nerede olduğunu biliyorum. Kervanla sefere giderken hep şarka yani doğuya doğru gitmişim. Ticaret güzel. Helâlinden olunca tabii. İki taraftan kazançlı oluyordum. H

"Ne hikmetse bugün hava sisli, oldukça da sıcak..."

Hükümdarından çobanına, ihtiyarından tıfılına herkesin bana soracağı bir meselesi olurdu mutlaka. Bende de cevap çoktu...Veli kullar nimettir, HOCA onlarla otur!Sevip oturan köle, kalkınca sultan olur.Eden kendine eder, ne yapsa onu bulur! Derde deva olsa da, aklı olan dağlamaz! Haramda şifa olmaz, kendi düşen ağlamaz!ÂDÂLET YERİNİ BULMUŞBilmem kaç

Kısa zamanda şehrin çehresi değişti...

Bir ömür, hikmetli sohbetler, ders verici, ibret alıcı nasihatlerle akıp gidecekti.Dayanamadım sordum o heybetli zata:- Efendim siz kimsiniz- Kime benziyorum- Bilmem ki! Nasıl desem Bey misiniz, paşa mı, ağa, şeyh, tüccar mı desem Tam kestiremiyorum!- O söylediklerinden hiçbiri değilim.- Yoksa- Evet, yoksa- Yoksa Emîr'ül-mü'minîn misiniz Efendim- !

Sebebini tam bilmesem de içimden ağlamak geliyordu!

"Hey Derviş Efendi!" diye bir ses duydum, heyecanla gözlerimi açtım. "Acaba bu derviş denilen de kimmiş" diye sağa sola bakındım.Elbisesinde olduğu gibi ayaklarındaki temizlik, vakarı, insanların edeple ayakta karşılaması dikkatimi çekti.Bu heybetli zat-ı muhterem etrafa şöyle bir göz gezdirdi, boş bir yer buldu, hemen oturuverdi. Fakat insanlar hâ