Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 671 yazı 2 takipçi

"Dedelerimin at koşturdukları bu topraklar tekrar bizim olacak!.."

"Ah! Ah! Bu memleketin hakiki sahibi, mirasçısı olduğum için mi ne Kilikya topraklarını hep kendi çiftliğim sanırım..."Sıska bir dükkân çırağı gibi olanı alelacele çalı, çırpı toplayarak bir ateş tutuşturdu. Diğeri de yiyecekleri getirdi. Kısa zamanda nefis bir ziyafet çektiler kendilerine. Son şarap şişelerini de bitirdiler. Her biri bir tarafta s

Tabiatın bütün güzellikleri gözlerini kamaştırıyordu...

Aziz Kripto, tiksinerek baktığı koyun yününden yapılmış kalınca derviş kıyafetlerini, yüzünü buruşturarak giydi.Kripto:- Tam zamanı gelince yapmalı. Yoksa... Yoksa...- Yoksa...- Yoksa... İş işten geçer, olacaklar da olmaz!Birlikte gülüştüler. Ne yapacaklarını bilmenin bir ifadesiydi bu. Belli ki hepsi de hazırlıklıydı.Tarif edildiği gibi hareket ed

"Kurt dumanlı havayı sever!.."

İçinde bulunduğu durumun arayıp da bulamayacağı bir fırsat olduğunu düşündü Kripto...Kripto, kendi kendine; "Ben yalnız büyük, ebedî düşmanımızı kalbinden hançerlemenin fırsatını kollayacağım. İşim de bu derdim de..." diyerek hissiyatını, azmini bu işe verdiği ehemmiyeti bir daha tekrarladı...Hırsından mı ne kanlı gözleri yuvasından fırlamış gibiyd

Sevinç karışımı heyecanını gizlemede zorlanıyordu...

Sandıkta, Osmanlı ulemâsının giydiği cübbe, sarık, tesbih vs. vardı. Bir başka sandıktan da zamanın en güçlü ve kıymetli silahları çıkmıştı. Sandıklar lebalep altın doluydu. Konuşmadan bir başkasına yöneldi onu da açtı. Osmanlı ulemâsının giydiği cübbe, sarık, tesbih vs. vardı. Bir başka sandıktan da zamanın en güçlü ve kıymetli silahları çıkmıştı.

Muhatabına Osmanlının gücünü ve azmini tane tane anlattı...

Şeytanca gülen gözleri, büyük bir zekâ şulesi değildi belki. Fakat o iri, kaba burun, toslayacak bir koç azmi olduğunda şüphe bırakmıyordu!Yanındaki adam da ona şöyle cevap verdi:- Bir o kadar da benden azizim. Bize öyle bir ilaç sundu ki hiçbir ızdırabımız kalmayacak. Ne başımızda bir ağrı, ne içimizde sıkıntı, ne de gönlümüzde üzüntü kalacak!..Or

"Arap, Türk, Acem dillerini çok iyi öğrendim..."

"Müslümanların pek çok zaaflarını biliyorum. Topla, tüfekle, yüz binlerce insanla yapamadıklarımızı birkaç kişiyle yapacağımız zaman geldi artık!"Aziz Kripto:- Asırlarca biriken tecrübeler ışığında, tatbik ettiğimiz taktikler istediğimiz neticeyi vermedi. Siz de biliyorsunuz bunu. Peki çare ne diyeceksiniz Hemen söyleyeyim. O da kaleyi içten yıkmak

Büyük işler yapmak, meşhur olmak emelindeydiKripto!..

"Büyük davamızın kahraman evladı. Huzurlarında bulunduğun soylular adına sizi saygıyla selâmlıyorum..."Emirleri, kimin kimden alıp vereceğini hiçbir âdem bilemeyecekti. Biraz önce kendisine; "Hoş geldiniz!" diyen ses, lüks salonu dalga dalga doldurarak yeniden yankılandı.- Büyük davamızın kahraman evladı. Huzurlarında bulunduğun soylular adına sizi

Kadınlar yerlere kadar eğilerek "istikbalin azizi"ni selâmladılar!

"Görüyorum ki, ilkbahar sabahı kadar pembe, dişi bir kaplan kadar kuvvetli, yeni açan bir gül tomurcuğu kadar sıhhatlisiniz..."Bu süslü mekâna geldiğinden beri fazla konuşmamıştı da. Aradan geçen zaman yabancılığının geçmesine, utangaçlığını üzerinden atmasına sebep oldu. Kendini hayran hayran seyreden birbirinden alımlı kadınlara şuh bakışlarla ba

İhtişamlı bina göz kamaştıracak derecede parlıyordu...

Aziz Kripto, sorulacak soruları ve bunlara verebileceği cevapları düşünüyordu. Kendisine iltifat eden askerlerin hareketlerini görecek hâlde değildi bile!Taş duvarların dibinden yürüyüp, büyükçe bir kapının önünde durdular. Askerlerden daha uzun boylu olanı çevik bir hareketle ileri atılarak sıkılmış bir yumruk biçimindeki pirinç tokmağı iki defa t

Sebepsiz bir korkuya kapılıyordu!..

"Bizans'ı sarsan tehlikeye dur denilmeli, herkes üzerine düşeni de yapmalıydı!"Aziz Kripto "Bir çığ gibi büyüyen, bir kasırga misali Bizans'ı sarsan tehlikeye dur denilmeli, herkes üzerine düşeni de yapmalıydı" diye de düşündü, hırsından dişlerini sıktı, "Onlara gösteririm" mânâsında başını salladı.Çok küçükken babasıyla gitmişti. Defalarca dik sok

Ter ve tozun çamur gibi sıvadığı adamın kaybedecek vakti yoktu!

Atlar, ırmaktan içmek isterken sürücü, yorgun ve terli hayvanların kendisini nasıl bir çıkmaza sürükleyeceğini düşünerek kırbacını olanca gücüyle vurdu!..İki yağız atın çektiği yaylı araç, toprak yağmuru altında arazinin rengini almış, iyice kamufle olmuş gibiydi. Kukuletalı sürücü acelesi varmışçasına atları kırbaçlarken güneşin battığı tarafa dön

Ot topla ye, namert ekmeği yeme, gün olur başına kakar demişler!

İnsanın kusurlarını sayan düşmanlarından edeceği istifade, kendisini öven dostlarından gelecek faydadan büyüktür."Şimdi sizden bir kere daha bütün cihana yayılmış şanınızı, şöhretinizi doğrulayacak merdâne hareketler diler. Bugün heybetinizle titreyen şu Bursa, muzaffer olacak şanlı sancağımızın düşman içlerine doğru gitmesini, bundan sonra hiçbir