Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 734 yazı 2 takipçi

Memleketine âşık,cesur bir serdengeçti lazımdı...

Padişah, yaşayan ölü gibiydi. Hesapta olmayan bu içten vurulma çok ağır gelmişti. Aldatılmaya, kandırılmaya utanıyor, sıkılıyor, hayıflanıyordu. Yıldırım Beyazıd Han, odasına çekildikten sonra, Emîr Sultanı, Gazi Evrenos, Beyazıd Paşaları ve Süleyman Çelebi'yi ayrıca hususi mütalaa için kabul etti.Şerefsiz hainler, sözleri yalan dolanmış,Hakikatler

"Herkesin üzerine düşeni yapacağı bir zamandır..."

"Allahü teâlânın; 'Habibim' dediği şanı yüce, sevgili ve şerefli Peygamberimize dil uzatılmasına tahammül etmek mümkün değildir."Hamdolsun Rabbimize, sünneti ettik eda,Bugün ayrılıyoruz, mücahidler elveda!Yıldırım Han:-Bulunduğumuz vahim durum dostlarımızı derinden üzmekte, düşmanlarımızı da sevindirmektedir. İçinden çıkılması zor, bir o kadar da z

Koca Padişah Yıldırım Han, burnundan soluyordu!..

"Muhterem Hocam Molla Fenâri ve kıymetli damadım Seyyid Emîr Sultan hazretleri... Paşalarım, beylerim... Alelacele toplanmamızın sebebini tahmin etmektesiniz."O sultan ki Şarkta, Garpta nice ordulara baş eğdirmiş, Türk'ün şanlı, şerefli tarihini kirletmemiş, lekelemek isteyenlere de fırsat vermemişti. Evlatlarına iftiharla anlatılacak tertemiz bir

Milletçe birlik olup, el ele verilmeli, Çeteci teşkilatın hesabı görülmeli!

Başta Padişah ve yakın devlet ileri gelenleri câmi-i şerifi teşrif etmişlerdi. Bir gariplik seziliyordu ama ne olduğu sorulmadan hemen namaza duruldu.Taç Kapı'da, rüzgârda başakların dalgalanması gibi bir hareketliliği gören Arap Molla; "Sadakallahül azim" diyerek kürsüden indi.Başta Padişah ve yakın devlet ileri gelenleri câmi-i şerifi teşrif etmi

Bursa, Bursa olalı böyle acayip bir gün görmemişti!

Ne zamandır at üzerinde içi dışarı çıkacakmış gibi olan Hurufi, hararetten yanıyor, tutuşuyordu. Ulucami'deki kâbus, ateşler içinde bırakmıştı.Vaaz veren Hurufi'nin emniyetinden endişe eden Kripto ve adamları, etten bir koridor oluşturdu. Karışıklıktan istifade ederek de bir yolunu bulup kaçırdılar.Hurufi durmadan; "Diyeceğimi dedim. Diyeceğimi ded

"Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu"

"Hem kendini hem de dinleyip tasvip edenlerin küfre düşmelerinden korkmuyor musun"Her kafadan bir sesin çıktığı bu kritik ortamda, Arap Molla diye tanınan elli beş, altmış yaşlarında beyaz tenli, güzel, sempatik yüzlü, başında fildişi kavuğu ve krem rengi abasıyla âlim olduğu belli olan heybetli bir zât-ı muhterem ayağa kalktı. Her iki kolunu kürsü

Bursalılara tanıtılan zat, vaazını yaparken bir dalgalanma oldu!

Cemaat de nefeslerini tutmuş, huşu içinde her kelimesini kaçırmamaya çalışıyordu. Anlatılan mevzu insanı heyecanlandırıyordu...Birçok kelime, cümle ve deyimleri anlayamıyordu Erkara. "Bana bakıp tekrarlamasına bakılırsa sevgi ve bağlılık ifade eden bir açıklaması olmalı. Yahut da bunlara yakın bir şeylerdir herhâlde." Kızıl köşkte de aynı şeyler ol

Sızladı yüreğim kalmadı hâlim, Güzel vatanıma kastetti zalim!

Doru at, rahvan yol alırken Doğan Bey, fermanda okuduklarını içinden tekrarlıyordu. Kulaklarında Yıldırım Han'ın sesi yankılanıyordu!"İtimadına layık olmalıyım" dedi sessizce Doğan bey... Sevincinden uçacak gibiydi. Her şey parayla satın alınabilirdi. İnsanlar kandırılabilir, yanıltılabilirdi. Lakin itimat edilir olmak kolay kolay kazanılmazdı.Doru

"Kavak ağacından nar, çirkef adamdan ar beklenmez!.."

Sırdaşı Dürdane'nin sözleri aklına geldi Gülşah'ın... "Uyanık ol kızım! O Erkara denen herif, dünyada senin peşini bırakmaz!"Beybabasından işittikleri aklından hiç çıkmıyordu Gülşah'ın... Erkara'nın çarpık, iri, iğrenç suratı, dişlek, çirkin hayali sırıtarak gözünün ününe karabasan gibi dikilip kalıyordu. İçinden; "Şimdi ihtimal Doğan Bey'imin gitt

En sevdiğini, yine çok sevdiği vatanı için gönderiyorlardı...

Doğan da attan inmiş biricik refikasını bekliyordu... Nikâhlısının mühim bir vazife için gideceğini babasından öğrenmişti Gülşah. Kripto, "hoca efendi"nin elini öpüp, duasını almalarını tembihledi. Baş işaretiyle de nazikçe istirahate çekilmelerini rica etti.Misafirler, daha ileri gitmediler. Onların da uykusu gelmişti. Yarın zor gün olacağa benziy

Yüzündeki ifadeleri gizliyor ve ağlıyormuş gibi görünüyordu!

Bu, bir, muvaffakiyetin zirvesindeyken düşmenin, kaybetmenin azap, elem, işkence, intikam destanıydı. Ne kadar sürdü kimse anlayamadı.Erkara, bulunduğu yerden hamle yaptı. Gelip Hurufi'nin dizi dibine oturuverdi. Palabıyık da ilk defa tanıştığı bu "mübarek" zâtın anlattıklarını kaçırmak istemiyordu. Aynı hareketi taklit edip o da ihtiyarın yanına i

"Başımıza devlet kuşu kondu" diyordu Kripto!

Yeni köşkün müdavimleri mest olmuştu. Bu gece haşhaş almadıkları hâlde sarhoştular, ayakta duramayacak kadar. Yoksa rüya mı görüyorlardıHurufi, bir, elindeki kızıl altından yapılmış anahtara, bir de arkadaşlarının zevkten oynaşan hâllerine baktı. Büyük bir meydan muharebesinde galip gelmişçesine heyecanlı ve sevinçliydiler. Kansız bir zafer kazanma