Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 734 yazı 2 takipçi

"Ölümüne mi susadın bre densiz demin bülbüller gibi ötüyordun!"

Tuttu elinden, kaldırdı canına, malına göz dikmiş adamı. Kamasını yerine koydu. Azgın eşkıyanın üstünü başını temizledi.Doğan Bey:- Ölümüne mi susadın bre densiz- !!!- Demin bülbüller gibi ötüyordun. Şimdi dilini mi yuttun Hadi konuşsana. Maksadın ne- Öldür beni! Öldür beni!- !!!Bu sefer de susma sırası Doğan Bey'e gelmişti. Evet dilini yutan tanım

"Nereden gelir nereye gidersin"

Doğan Bey "Dur!" sesiyle irkildi. Sağına, soluna baktı. Karanlıkta kimsecikleri göremedi.Bir müddetten beri dalmış olmalıydı ki, köpek seslerini ancak fark etti Doğan Bey. "Uyudum mu yoksa" diye kendi kendine söylendi. Çünkü böyle at üzerinde uyuduğu çok olmuştu. "Menzilime gelmişim de, haberim yok..." Dedi. Sonra da Kamer tayına seslendi."Haydi ba

İki ok, ortalığı velveleye vermeye kâfi gelmişti!..

Hancı, kendisine laf atıldığına aldırmadan Doğan Bey'in ardı sıra baktı bir müddet daha. "Bir kasırga gibi esti yiğit Doğan'ım" diye söylendi.Fırça bıyıklı, at üzerinde tozu dumana katarak uzaklaşan Doğan'ın ne demek istediğini anlamıştı ama iş işten de çoktan geçmişti.İki ok, ortalığı velveleye vermeye kâfi geldi."Bu deli de kim""Bize hakaret etti

Doğan Bey dizginleri çekince sakinleşmişti küheylan...

Atı demek, arkadaşı demekti. Yerine göre can yoldaşı, her şeyiydi. Onunla ne korkunç günleri, ne zifirî karanlık geceleri olmuştu.Hancının dizginlerini tuttuğu atını görünce, istemeye istemeye altüst olmuş iç âleminden kopup keyiflendi Doğan Bey.- Hey be yavrum! Küheylanım!Deyip boynuna sarıldı. Parıl parıl parlayan yanağına yanağını koydu ve öptü.

"Çıkarken kapıyı örtersen makbule geçer bacım..."

Sarıkız'ın keyfi kaçmıştı. Doğan Bey "bacım" kelimesinin üstüne öyle basıyordu ki, bütün ümitlerini yıkıp götürüyordu bu kelime...Sarıkız, duygularına hâkim olamıyordu onu görünce. Şuracıklarından bir şeyler kopup geliyordu. Rüyalarını, hayallerini süsleyen bu genç Türk beyini babası da çok seviyordu.Doğan Bey, kendine karşı masum aşk hisleri besle

Sarıkız'ın kalbi duracak gibi oldu, elleri terledi...

Usulca aralanan kapının ağzında hancının kızı göründü... Bir elinde ayran testisi, diğer elinde kocaman bir bardak gülümsedi.Herkes rahatlamıştı;- İşi esastan alalım. Biz birbirimizin kıymetini bilemedik. İlk önce arkadaşımızda fâni olmamız lazım gelir. Sonra... sonra hiç gıybet, dedikodu yapmamak... kötülük denilen şey olmayacak! Hepimiz önce tövb

Emîr Sultan, sarsılmaz bir kaya gibi dimdik duruyordu...

Süleyman Çelebi, misafirlerin bulunduğu odaya geçti. Matlube Hanım, gece yarısından beri ilk defa rahat bir nefes almıştı. Derinden bir "oh" çekti.Matlube Hanım "Yâ Rabbi, sevdiklerini başımızdan eksik eyleme. Sevginle, sevdiklerinin sevgisiyle ve sevgine ve sevdiklerinin sevgisine kavuşturacak amellerin sevgisiyle bizleri dopdolu eyle! Ey, merhame

Kalbi küt küt atıyor, başı çatlayacak gibi ağrıyordu

Süleyman Çelebi, refikasının ısrarıyla girdiği geniş yatağında, kırmızı kadife kaplı yorganının altında sıkılmış bir yumruk gibi yusyumru yatıyordu.Erkara:- Yani demek istediğim, ruh ve gönül birliği içinde olmak her şeyi kolay, yağdan kıl çeker gibi çözdü. Hiç zorlanmadım. İşin esrarı ruhlarımızdaki görünmez kıvılcımlarda gizli.Erkara, konuşmasına

"Biz sana güveniyoruz dostum"

"Bu cahil insanlar bizim kıymetimizi bilemezler! Bilmeyecekler de! Ama tarih gösterecek her şeyi."Aşır, fazla övünmesine fırsat vermeden lafa girdi. İstikbalinin parlak olduğunu, bunu yakinen görür gibi hissettiğini, onun için de daima yanında olacağını bir daha tazeledi.Erkara, Aşır'ın açıklamalarından cesaret almıştı. Sararmış otlara uzattığı aya

Orası, insanların uğramadığı vahşi tabiat parçasıydı...

Erkara, Aşır ve Palabıyık, Kripto ve arkadaşlarını Karahan'a kadar getirip kapı önünde bırakmış, kimseciklere görünmeden de geri dönüyorlardı.Adam çok şaşırmıştı. Tabaktan bir elma da o aldı. Avucunda tutup aynı hareketi yaparak sıktı, çevirdi. "Olamaz!" diyerek, Doğan Bey'in arkasından kendi kendine şaşkınca mırıldandı."Yahu, nasıl kopardı bunu"Do

Saçlarının renginden dolayı ona "Sarıkız" diyorlardı...

Narin ayaklarını, yünden örülmüş kendinden desenli çoraplarla örten güzel kız, daha önce başladığı örgüsüyle meşgul olmaya başladı.Beyaz, işlemeli, biri nemlendirilmiş, diğerleri kuru bırakılmış pamuk peçeteleri, masanın münasip yerine yavaşça koyarak müsaade istedi Sarıkız.Hanın karşı köşesinde eğlenen Kripto ve adamlarının önünden geçerken kızıl

İşte, hayallerini süsleyen delikanlıkarşısındaydı...

Hancının dünyalar güzeli kızı, ocakta kızarmakta olan bir tepsi böreği vakit kaybetmeden sıcak sıcak masaya taşıdı...Örnek aldıklarının başında gelenlerinden biri de Doğan Bey'di. Canını istese hayır demezdi. Büyük muhabbetinden dolayı, çevre illerde; "Karahan'ın sahibi sünnetli, Muhammedî olmuş..." söylentileri, başını almış gidiyordu. Bu yakıştır