"Bunda bir iş var ama ne!."

Abdestini aldı, elbiselerini giyindi ama gördüğü dehşetli rüyanın tesiri altındaydı hâlâ.

Rüya olduğunu anlamasına anlamıştı da tesirinden bir türlü kurtulamıyordu. Attığı çığlıkları duyan Matlube sütanacığı uyanmış, korkulu gözlerle odaya koşmuştu. Gülerek başını okşayıp "Hadi anacığım odana! Bak bende bir şey yok! Korkunç bir kâbustu o da geçti!" deyip bir şey olmamış gibi davrandı, doğru pencereye geçti. Camdan aşağı baktığında ne görsün Rüyadakilerin aynı, atlılar, arabalar, aynı sırayla sokaktan geçmiyor mu "Bunda bir iş var ama ne" diye düşünmeye başladı Doğan.

Bil, kabir azabı haktır,

Bunda asla şüphe yoktur,

Salihlerde ümit çoktur,

Sen kendi kalbine baktır!

Abdestini aldı, elbiselerini giyindi ama gördüğü dehşetli rüyanın tesiri altındaydı hâlâ. Biraz ferahlamak için odanın penceresini açtı rüyadaki gibi. "Şükür, ferahlandım!" deyip başını uzattı. Esen rüzgârda uzun saçları dalgalandı bir sancak gibi. Elinde olmadan "Oh be! Dünya varmış!" dedi, etrafını seyretti bir müddet Doğan.

Sessiz, sakin bir sabah, hava hâlâ kapalı, kurşuni bulutlar gökyüzüne hâkim. "Bugün ıslanacağız!" dedi, yeniden semaya baktı. Parça parça karakargalar, sığırcık sürüleri geçiyordu binaların üstünden üstünden...

Açtığı pencereyi olduğu gibi bırakarak kilere geçti. Bir tarafta un çuvalları, beride kurutulmuş sebze ve meyveler, neler yoktu ki. Ne zamandan beri eline almadığı kılıcını kınından çıkardı, okşadı sevdi bir masum bebek gibi. Duvarda asılı yayını, ok dolu sadağını tek tek kontrol etti. "Bunlar can yoldaşlarım.." dedi. Su küpüne eğilip bakınca durakladı. Kömür gibi saçları darmadağınıktı. Daha dün gibi hatırlıyordu ufaklığını. "Seneler ne kadar da çabuk geçti! Hakikaten bu ben miyim" dedi, şimdiki hâline şaşırdı. Hafif sakalları çıkmış, pembemsi bir yüz, şakakları çökmüş, gözler çakmak çakmak, yeni tutuşmuş çıra gibiydi... Sıkıntısından dolayı mı yoksa içindeki fırtınalardan mı ne gömleğinin açık yakasını bir düğme daha açarak ferahlanmaya çalıştı ama nafile... "Bir şeyler yapmalıyım ama nasıl ve kiminle" diye düşündü pek efkârlandı. Maşrapayı aldı küpteki serin suyla doldurdu, abdestliğe geçti, bol suyla iyice yüzünü gözünü yıkadı. Parmaklarını tarak gibi yaparak ıslak elleriyle saçlarını düzeltmeye çalışsa da sıkıntısı geçecek gibi değildi.