Hancı, kendisine laf atıldığına aldırmadan Doğan Bey'in ardı sıra baktı bir müddet daha. "Bir kasırga gibi esti yiğit Doğan'ım" diye söylendi.
Fırça bıyıklı, at üzerinde tozu dumana katarak uzaklaşan Doğan'ın ne demek istediğini anlamıştı ama iş işten de çoktan geçmişti.
İki ok, ortalığı velveleye vermeye kâfi geldi.
"Bu deli de kim"
"Bize hakaret etti!"
"Nasıl elimizden kaçırdık"
"Hancı isteseydi yakalardı!"
Daha neler Neler
Hancı, kendisine laf atıldığına aldırmadan Doğan Bey'in ardı sıra baktı bir müddet daha. "Bir kasırga gibi esti yiğit Doğan'ım" diye söylendi. Ufukta kayboluncaya kadar da yerini terk etmedi.
Kendilerindenmiş gibi çok seviyorlardı. On sene önce çocuk denilecek yaşta eski bir akıncıyla birlikte gelmiş, uzun zaman kalmıştı burada. Hanın bütün işlerine yardım etmişti. Şimdiyse genç, çevik, kuvvetli ve bir o kadar da sevimli delikanlı olarak sık sık gelip gidiyordu.
Anadolu'nun ve Rumeli'nin her tarafını karış karış tanıyan bu yiğidin, Sarıkız'la evlenmesini çok istiyordu. Kaç defa ima etmiş, her defasında; "Ben sabit duran biri değilim Sarıkız'ın yarı yolda kocasız kalmasına dayanamam" demiş, gülerek geçiştirmişti bu tekliflerini. Oysa karşısında şu gördüklerinden hangisine böyle bir teklif yapsa kul, köle olurlardı. İşte Doğan'ı sevmesindeki sebeplerden biri de bu dosdoğru oluşu değil miydi
"Hey koca yiğit! Adam sen... Diğerleri çapulcu!" diyerek odasına doğru yürüdü, etrafındakilerin şamatasına aldırmadan...
Ey yarenler ne dersiniz
Böyle nere gidersiniz
Bizleri terk edersiniz,
Acı verir ayrı kalmak.
Umulana eremeyiz,
Bu devranı süremeyiz,
Hısım kardeş göremeyiz,
Sanma kolay ayrı kalmak!
Hepten titrer gözüm kaşım,
Çok sıkıntı çekti başım,
Akar dinmez kanlı yaşım,
Yanar yakar ayrı kalmak.
Gelenlerin yüzü gülmez,
Gidenlerden haber gelmez,
Kimse bunda vefa bulmaz,

2