Atı demek, arkadaşı demekti. Yerine göre can yoldaşı, her şeyiydi. Onunla ne korkunç günleri, ne zifirî karanlık geceleri olmuştu.
Hancının dizginlerini tuttuğu atını görünce, istemeye istemeye altüst olmuş iç âleminden kopup keyiflendi Doğan Bey.
- Hey be yavrum! Küheylanım!
Deyip boynuna sarıldı. Parıl parıl parlayan yanağına yanağını koydu ve öptü.
Atı demek, arkadaşı demekti. Yerine göre can yoldaşı, her şeyiydi. Onunla ne korkunç günleri, ne zifirî karanlık geceleri olmuştu. Sahibini yanında görünce, eşindi. Bir şeyler söyler gibi kişnedi. Sevgi reveransları yaptı. Sanki aralarında gizli bir lisanla anlaşıyor gibiydiler.
Küheylanın kara, iri gözleri, alev alev tutuştu. Yelelerini salladı. Burun delikleri genişledi. Ön ayaklarıyla yerleri kazıdı, şimşek gibi yukarı fırladı, şaha kalktı. Yol istiyordu belli ki... Doğan Bey, dizginleri çekince sakinleşti. Kuzu gibi oldu.
Uzaktan sefer hazırlıklarını gören Sarıkız, odasına girdi. Birkaç bohçayla çıktı. Beklemeden, merdivenleri takır takır, bir hamlede indi. Bütün cesaretini toplayarak koştu. Ter içinde, nefes nefese geldiğinde, bir babasına, bir de Doğan'a, baktı dik dik.
- Vedalaşmadan mı gidecektin
Dedi. Elindekini uzattı titreyerek.
- Sizin için yaptım. Sevdiğiniz şeyler var Doğan Bey!
- Olur mu Elbette Allah'a ısmarladık diyecektim! Ellerin dert görmesin. Kısmet olursa yine görüşürüz. Ben hakkımı helâl ettim siz de helâl ediniz lütfen!
Deyip, uzatılan çıkını aldı. Heybesine yerleştirirken, Sarıkız da koşarak uzaklaştı.
Ardı sıra bakan Doğan Bey;
- Deli kız! Deli kız! Ne olacak
Dedi, gülümseyerek.
- Ben de, Sarıkız demeyeceğim bundan sonra. "Delikız," evet "Delikız!"
Diyen hancı, kızının hâline katıla katıla güldü, bir müddet.
Doğan Bey de gülümsedi elinde olmadan. Yay gibi kaşlarını yukarı kaldırdı. Hayret edeceği zamanlar yaptığı gibi, yavaş yavaş başını salladı.
- Evet! Evet dünya işte böyle! Sevgisiz insan ölü, muhabbetsiz dünya mezarlığa benziyor, vesselam.
Varını yoğunu atmakmış aşk.

28