İşte, hayallerini süsleyen delikanlıkarşısındaydı...

Hancının dünyalar güzeli kızı, ocakta kızarmakta olan bir tepsi böreği vakit kaybetmeden sıcak sıcak masaya taşıdı...

Örnek aldıklarının başında gelenlerinden biri de Doğan Bey'di. Canını istese hayır demezdi. Büyük muhabbetinden dolayı, çevre illerde; "Karahan'ın sahibi sünnetli, Muhammedî olmuş..." söylentileri, başını almış gidiyordu. Bu yakıştırmayı ilk duyduğunda çok şaşırmıştı. Sonra biricik kızıyla konuşmuş, birlikte, kendi rey ve istekleriyle, adam gibi adam olan güzel insanların tarafında ve dininde karar kılmışlardı. Hâlâ kimsecikler bilmiyordu. Yalnız Doğan Bey, kitaplar getirmiş vermiş, temel esasları öğrenmesine yardımcı olmuştu. Nasıl olsa yakında Osmanlı buraları da topraklarına katacaktı. O zaman da dinini, imânını aleni haykıracak ve daha hür olarak yaşayacaktı.

Yolcusu hiç eksik olmayan bu hana, her memleket insanı kendi anlayışına, tespitine göre bir ad takmıştı. En çok bilineniyse, Karahan ismiydi. İç ve dış bütün duvarları kesme kara taşlardan yapılmış olduğundan dolayı olsa gerek "Karahan" adıyla meşhur olmuştu.

Dört bir yanında, ikişer katlı, seksen odası vardı. Duvarlarının düz ve yüksek oluşu aşılması zor bir sur gibi görünüyordu. Çok geniş, üstü açık bir tarla büyüklüğündeki iç avlunun orta yerinde üç katlı, mini şato görünümünde hancının müştemilatı yer alıyordu. Misafirlerini ağırlayacağı gıda depoları da bu bölümdeydi.

Doğu, batı, kuzey, güney istikametlerinde gidip gelen yolların kesiştiği bir yerde bulunan han, her bakımdan mükemmeldi. Gün doğusundan, gün batımı istikametinde akan billur gibi bir derecik, hanın tam ortasından geçiyor, temizlik, yemek, içmek için yetiyor ve artıyordu bile.

Bulunduğu yer ve imkânlarının elverişli olması, emniyeti kadar uyumlu, çalışkan, hâlden anlayan hancı ve adamları sayesinde her kavimden insanın severek uğradığı yerdi.

Çalışıp çabalayan herkesi takdir eder,

Demez: Bu âlem, böyle gelmiş böyle gider.

Özel misafiri için hancı, kendi evinin en gösterişli yerinde nefis bir kahvaltı sofrası hazırlatmıştı. Meşeden yapılmış kalın, uzun masanın üzerinde çeşitli meyvelerin yanında, yeni kovanından alınmış bir dalak oğul balı, bir maşrapa kaynatılmış, buharı hâlâ tüten inek sütü, kurutulmuş kaymak, çeşit çeşit peynirler, kocaman bir parça pastırma, düve etinden yapılmış kavurma, ceviz büyüklüğünde sele zeytini, bir tabak haşlanmış yumurta, beyaz, kocaman bir ekmek aziz misafirini bekliyordu.