Eski zamanların o ahşap direkli, tozlu panayırlarında en çok ilgiyi gözbağcılar çekerdi. Seyirci, cebindeki son akçeyi o çadıra girip kandırılmak, aklının sınırlarını zorlayan bir illüzyonu izlemek için isteyerek verirdi. Çünkü panayırın kuralı buydu; asıl mesele gerçeği bulmak değil, yalanın ne kadar ustaca sergilendiğini izlemekti. Fakat aynı seyirci, o çadırdan çıkıp buğday almak için çarşıya indiğinde terazinin milim şaşmasını affetmezdi. Eğri bir terazi, sadece tüccarın itibarını değil, pazarın tüm bereketini ve Ahilik yeminini yerle yeksan ederdi.
Bugün yeşil sahalarımız, ne yazık ki pazarın terazisi ile panayırın gözbağcılığı arasında sıkışmış bir arafta can çekişiyor.
Milyonlarca euroluk devasa bütçelerin, akıl almaz borç sarmallarının ve dev bir endüstrinin döndüğü o yeşil zemin, şike ve haksız kazanç iddialarıyla yeniden sarsılıyor. Mesele sadece topun çizgiyi geçip geçmemesi değil. Mesele, insanın o kadim tamah zaafının, hakkaniyetin önüne geçmesidir. Bir takımın diğerini hileyle alt etmesi, rakibe atılmış bir çalım değil; adaletin kalbine indirilmiş ağır bir darbedir.
Çünkü adalet duygusunun zedelendiği hiçbir zemin, üzerinde yeşerecek bir umut barındıramaz.
Burada en sert itirazı duyar gibiyim: "Fakat bu devirde futbol artık masum bir oyun değil ki! Ortada milyarlarca liralık yayın gelirleri, sponsorluklar, borsada işlem gören hisseler ve devasa bir ekonomi var. Şirketleşmiş kulüplerin, iflas etmemek için kazanmayı her şeyin üstünde tutmasından daha doğal ne olabilir" İlk bakışta son derece rasyonel, kâr zarar tablosuna uygun bir argüman. Ticaretin acımasız kuralları içinde, hayatta kalmak için her yolun mubah sayılabileceği o soğuk gerçeklik.
Ama kazın ayağı öyle değil. Eğer bu sadece bir şirket yönetimi, sadece bir bilanço meselesi olsaydı, milyonlarca insan bir pazar akşamı o soğuk tribünlerde gözyaşı dökmezdi. Futbolu devasa bir ekonomi yapan şey, rakamların büyüklüğü değil; o topun her iki kaleye de eşit şartlarda, tesadüfün ve alın terinin kudretiyle girebilme ihtimalidir. Siz o ihtimali masada veya kapalı kapılar ardında kurguladığınız an, milyarlarca liralık o devasa yapı ruhsuz bir beton yığınına dönüşür. Hileyle elde edilmiş bir zafer, teopolitik bir dille söylersek; galibiyetin bereketini anında yok eder ve sahibini vicdani bir iflasa sürükler.

20