Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 322 yazı 1 takipçi

Strateji Olimpiyatları

Menengiç kahvesinin o ağır, topraksı kokusu genzimi yakarken, İstanbul'un henüz ağarmamış göğünde yankılanan sabah ezanlarının tınısı adeta dilimde çözülüyor. Işık yeryüzüne inmeden, odanın bir köşesinde büyüyen gölgeler, asırların yorgunluğunu taşıyor. Uyku, en masum sığınaktır. Biz burada, güvende ve sükûnet içinde bir bayram sabahını karşılarken

İnsan insanın kitabıdır

Bu sabah, bayram ziyaretlerinde gözlerimizin daldığı o yorgun ahşap kitaplıkların ve porselen kâselerdeki badem şekerlerinin genze dokunan tanıdık kokusuna, binlerce kilometre öteden havalanan füzelerin kesif barut tadı sızıyor. Ufukta usulca beliren kızıllık sadece güneşin haberi değil; Basra'nın kaynayan sularından göğe tırmanan devasa alevler, y

Yeraltında bekleyen ağırbaşlı divan

Okyanusun en derin noktasındaki bir kırılma, yüzeye çıkana dek fırtına koptuğunu hissettirmez. Ancak o devasa kütle karaya vurduğunda, dünyanın en sağlam zannedilen limanları bile aynı acı frekansta titrer; ve o titreşim, kulağa çarpmadan önce kemiklerin içinden geçen kurşuni bir sızı gibi hissedilir. Bugün, küresel ekonominin o aşılmaz sanılan ted

Kırmızı halının perde arkası

Kızıl bir halının üzerine damlayan ağırbaşlı sessizlik, salonun göğsüne değdiği an dondurucu bir ürperti yayıyordu. Kalabalık; yutkunuşlarını, milyarlarca dolarlık kibrini ve çürümüş vicdanını aynı kravat düğümünün arkasına saklarken, tavandan süzülen altın sarısı ışık ahşap zemini ve koca bir endüstrinin günahlarını usulca yalayıp geçti. O daracık

Sesin gölgesindeki müşterek düş

Boğaziçi'nin üzerine çöken o ağır, kurşuni sisi izliyorum. Karşı kıyı yok. Suların üzerinde süzülen devasa şileplerin yalnızca genzi titreten düdük sesleri duyuluyor ama gövdeleri sırra kadem basmış. Suya inen her ses, kendi yankısında boğuluyor. Koca bir şehir, kör bir beyazlığın içinde el yordamıyla menzilini arıyor. Gölgeler var, hakikat heybede

Olgunluk spektrumu

Fatih'in kadim sokaklarında gece yarısını devirirken, taşların arasına sinmiş o tuhaf ve köklü dinginliği soluyorum. Gölgeler uzuyor, asırlık kubbelerin üzerinden süzülen ışık yepyeni bir hesaba duruyor. Bugün ikindi vaktinin o kızıla çalan serinliğinde, bu topraklara, surların hemen yamacına ebedi bir komşu gelecek. Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu şeh

Kusurlu adımlar

Alkışların sustuğu o sağır edici boşlukta atılan adımlar, insanın kendi hakikatiyle kurduğu en derin köprüdür. Peki, yürüdüğümüz yolda kusursuzluğu beklerken, aslında yürümeyi unutuyor olabilir miyiz Gece yarısı, rüzgarın eski ahşap pencereleri usulca dövdüğü o tenha saatler... Loş bir odada, bir hattatın kamış kalemi kağıda ilk dokunduğunda bırakt

Ağır eşik

Mart ayının o keskin soğuğu, hastane koridorundaki mermer zemine çarptığında, duvardaki saat saniyeleri değil, koca bir asrın yorgunluğunu sayıyordu. Bekleme salonundaki deri koltuğun üzerine bırakılmış eski bir palto, sahibinin omuzlarındaki yüzyıllık yükü tek başına sırtlanmış gibi iki büklüm durmaktaydı. Işıklar cılızdı, etraftaki tüm sesler yut

Merhametsiz mükemmellik

Gecenin küle dönmüş karnında, Mezopotamya'nın asırlık çöl rüzgarları eserken; gökyüzünde kanatsız, kalpsiz ve vicdansız çelikten bir kartal süzülüyor. Nuru yanmış bir esrar kabağında pıhtılaşırken zaman, aşağıda titreyen cılız kandil ışıklarını, kerpiç avlularda nefesini tutmuş çocukları ve gökyüzüne açılmış çaresiz elleri sadece birer "veri noktas

Çürüme reddiyesi

Elimde tuttuğum bu ince, bordo cildi görenler bugün onu evlilik cüzdanı sandılar. Birkaçı dayanamayıp sordu: "Hayırdır, evlilik cüzdanıyla niye böyle sokaklarda geziyorsun" Haklıydılar. Rengi, boyutu, o resmi duruşuyla tıpkı bir nikâh defterini andırıyordu. Fakat kapağını araladığınızda içinden mühürlü bir akit değil; çağın cinnetine kesilmiş bir f

Merakını geri iste

Çin, kuantum bilgisayarlarını halkın kullanımına açtığını duyururken, biz Silivri'nin o soğuk koridorlarında trajikomik bir diyaloga şahitlik ediyoruz. Ekrem İmamoğlu davasında avukatlar genç hakime "Tensip zaptını yapay zekaya mı yazdırdınız" diye soruyor; sistemin o yeknesak çarkından geçmiş, devleti temsil eden kürsüdeki isim ise "Ben yapay zeka

Zihin işgali ve iç cephe

Tarihin paslı mekanik saati, insanoğlunu en derinden sarsacak eşikleri daima sağır edici gürültülerin arkasına gizleyerek aşıyor. Bugün başımızı gökyüzüne çevirdiğimizde füzelerin zift rengi dumanını, yere indirdiğimizde ise küresel ekonomik sarsıntıların soframıza vuran gölgesini görüyoruz. İçeriye baktığımızda ise enerjimizi tüketen, ufkumuzu dar