Ünal Bolat

Ünal Bolat

Türkiye
Yaşam / Okur Soruları 650 yazı 1 takipçi

Şefkat öyle bir dildir ki...

"Hayattan çok büyük beklentisi olmayanın, çok büyük derdi de olmazmış" derler...İnsan kendi kalitesini kendi belirlermiş. İşte bu muazzam bir adalet. Şefkat öyle bir dildir ki, sağır da duyabilir, kör de görebilir. İnsanları şefkatle karşılamalıyız. Yazdıklarımızın kolay anlaşılabilmesi için gerçek hayattan birkaç örnek vereceğim: Cihazımın aparatı

Bekir enişteme dair...

"Ne sitem etti ne karşılık bekledi. Onun için aile olmak, sözle değil özde yaşanırdı."Bazı insanlar hayatımıza gürültüyle girmez; sessizce yerleşir ama en sağlam izleri bırakır. Bekir eniştem, işte o iz bırakan insanlardan biridir. Onu anlatmak, sadece bir kişiyi anlatmak değildir; sabırla yoğrulmuş bir ömrü, sessiz fedakârlığı ve gerçek aile olman

Biraz ağır alınan ders

"Bak teyzem, bu mısır koçanlarını ödünç aldım. Onları tarlaya ekmek için gidiyorum."Biri Balkan Savaşı biri Birinci Dünya Savaşı biri de Kurtuluş Savaşı olarak üç savaşı görmüş yaşamış insanların ibretlik hatırasını anlatmaya bugün de devam ediyorum...Dedemin altı yaş küçük kardeşi Ayşe halam yaşadıklarını anlatırken o günleri âdeta yeniden yaşıyor

Üç koçan mısır için

"O yere gittim. Sağ olsun üç koçan verdi. Eve geldim ki orta yaşta bir kadın var kapıda..."Hatırama bugün de devam ediyorum...Kurtuluş savaşı yıllarında kapımıza gelen ihtiyar, Hanife nineye diyor ki:"Kızım karnım çok aç bana bir tane ekmek verebilir misin"Hanife nine de "Ekmekler fırından çıkmak üzere, şurada beş dakika otur ben seni doyuracağım"

Veren el olabilmek...

"O zamanlarda fakirlik, gariplik ülkenin koca imparatorluğunun her yerinde mevcuttu.""İnsan için yalnız kendi çalıştığının karşılığı vardır." İslamiyet'te kimseye muhtaç olmamak için çalışmak, helal kazanç sağlamak ibadet sayılmış; el emeği ile geçinmek birçok yerde övülmüştür.Çalışmanın önemiyle ilgili âyeti kerime ve hadisi şerifleri burada yazma

İşte o kişi bendim

"Ayılınca kitapları eve getirdim. Sonra merak edip arada ben de okumaya başladım..."Hatırama bugün de devam ediyorum... O kimseye elimdeki kitabı göstererek kısaca meramımı anlattım. "Çakırkeyif" adam hiç kesmeden efendi ve kibarca dinledikten sonra bana dedi ki:"Dinî kitap mı o elindeki""Evet" dedim.Adam hürmetle ayağa kalktı ve ellerini havaya ka

Bu milletin mayası çok temiz

"Benim dikkatimi çeken ise oradaki arkadaşlardan birinin her hatıra sonraki yüz hâli idi..."Dünya hem çok küçük hem de taaccüp edici hadiselere gebe. Geçtiğimiz günlerde hasta babamı ziyaret için Aydın'ın şirin ilçesi Söke'ye gitmiştim. Babam annemin vefatından sonra epeyce bir vakittir kız kardeşim ve ailesiyle birlikte yaşıyor.Abim kabul ettiğim

"Bu dünkü misafirimiz değil mi"

"O zaman meşveret nedir, söz dinlemek nedir bilmiyordum, öneminden habersizdim."Yıl 1968, ocak ayının son haftasıydı. Bir sürü engellemelere rağmen, o zaman Siirt'in Baykan ilçesinin bir köyünde ikamet eden bir mübarek zatı ziyaret etmek için senelik izne ayrılmıştım. O zamanlar meşveret nedir, söz dinlemek nedir bilmiyordum. Yani öneminden habersi

"Madem biliyordun neden sakladın!"

"Bir gün bile merak edip arayıp sormayan bir baba ile aynı evde yaşayamam ben..."İki yıl boyunca kendisini arayıp sormayan, ailesini unutan delikanlı annesini karşısında görünce önce şaşırdı, sonra koşup sarıldı annesine.Babası hariç herkesi soruyordu annesine "O nasıl, bu nasıl" diyerek.Sonunda gönülsüzce onu da sordu:"Babam nasıl hâlâ aksi ve anl

Oğlumu çok özledim

"Kendilerini anlatamayan anne babaların yaralı kalplerine ithaf olarak sunmak istedim."Aslında benim de benzer hatıralarım var.Buna benzer neler yaşadık nice evlat olarak baba olarak. Ama ben bugün size birçoklarının bildiği yaşanmış değil yazılmış bir hikâyeyi sunacağım... Bu köşede unutulmaz hikâyeler yayınlanıyorsa inanın bu da aslında unutulmaz

Tarihçi hükmünü peşin vermez

"Bazıları, ömrümüze uzun konuşmalarla değil, tam zamanında bir cümleyle girerler..."Hatırama bugün de devam ediyorum... Son başvurusunu köklü bir Anadolu üniversitesine yaptı. Koridorda sırasını bekledi. Kapı açıldı. İsmi okundu:Yusuf içeri girdi. Ortada oturan Profesör Ahmet Bey dosyayı kapattı."Evladım, dedi, biraz konuşalım."İlk sorusunu sordu:-

"Baba, diplomama bir bak!.."

"Nöbetçi öğretmen her bayram aynı soruyu sorardı: Sen yine gitmedin mi Yusuf"Bayram arefeleri, yatılı okulların en sessiz günleridir. Öğleden sonra koğuşların havası birdenbire değişir; demir dolapların kapakları telaşla kapanır, bavullar hışırtılarla koridorlarda sürüklenir, memleketten gelen çöreklerin, baklavaların kokusu binanın dört bir yanına