Eski bir öğrenci velisi

Bir cami avlusunda başlayan sohbet, Bingöl'ün yoksul bozkırlarından bir ailenin fedakarlık hikayesine dönüşüyor—peki bu anılar bize bugünün değersiz tüketim çağında ne söylüyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, cami çıkışında karşılaştığı eski bir öğretmen velisiyle paylaştığı sohbet üzerinden, Anadolu'nun imanlı insanlarının zor koşullarda bile ibadet ve hayırdan taviz vermediğini gözlemliyor. Anlatılan Bingöl anısı—yoksul bir ailede bile zekât bilincinin yaşanması—, modern dönemde manevi değerlerin hâlâ yaşadığını iddia ediyor; ancak bu tarz örnekler gerçekten istisna değil de kural mıdır, yoksa seçili anılarla oluşturulmuş bir romantizasyon mudur?

"Cami avlusunda iki öğretmen arkadaş konuşurken tanımadığım bir beyefendi geldi..."

Cuma namazının ardından caminin ağır ahşap kapıları yavaş yavaş açılmış müminler birer ikişer avluya yayılmıştı. Güneş, mart ayının yumuşak sıcaklığıyla taş zemine düşüyor; minarenin gölgesi bankların üzerine doğru uzanıyordu. Hava ne soğuktu ne sıcak... Tam insanın içine huzur işleyen cinsten.

Her zamanki gibi avludaki banklardan birine oturdum. Tespihimi elimde yavaşça çevirirken kalbimde tarif edilmez bir sükûnet vardı. Biraz sonra iki tanıdık sima göründü kapıda: Emekli öğretmen dostlarım Kemal Hoca ile İbrahim Hoca.

"Basri Hocam!" diye seslendi Kemal Hoca, gülümseyerek.

"Hocam hoş geldiniz" dedim. Ayağa kalkıp sarıldık. İbrahim Hoca her zamanki vakur edasıyla elimi sıktı: "Allah kabul etsin" dedi.

"Cümlemizin hocam" diye karşılık verdim. Yan yana oturduk. Cami çıkışındaki ramazanın o manevi havası hâlâ üzerimizdeydi. İnsanların yüzlerinde bir aydınlık, bir yumuşama vardı. Sohbet devam ederken bir beyefendi yaklaştı elinde bastonuyla... Kemal Hoca yüzüne dikkatle baktı ve gülümsedi:

"Basri Bey, bu benim eski bir öğrenci velimdi. Hasan Ali Bey"

Tanıştırdı. Tokalaştık. Memnun olduğumu belirttim. O da çok memnun oldu. Kendini tanıştırdı:

"Ben de 1982 yılında Bingöl'de dört yıl öğretmenlik yaptım. İnsanlarından çok memnun kaldım. Bize çok yardımları oldu. Altın kalplidir sizin oranın insanı."

Hasan Ali amcanın gözleri parladı. "Bizim insanımız hele öğretmene... Baş tacı ederiz."

Bir an sustu, derin bir nefes aldı: "Bizim oralarda eğitim geç yaygınlaştı. Ama ibadet aksatmak büyük ayıp sayılır. Fitre, zekât, hayır... Çok kıymetlidir" dedi. Bir anısını anlattı: