Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 672 yazı 2 takipçi

"Seni böyle öfkelendiren sebep ne"

"Ben gazetenin ilk abonelerindenim. Severek okur, kendime çekidüzen verirdim..."Öfkeli adama dedim ki:- Size "ah" dedirttiren şey ne olabilir Benimle ne alâkası vardı ki kinle bağırdın, hakaret ettin, kapı dışarı etmeye çalıştın usta- Mutlaka bir sebebi var: Her gün sizin adamlardan birkaçı bu cihazlar elinde içeri giriyor da ondan anladım nereden

Kapısı açık ilk iş hanından içeri girdim...

Depo olarak kullandığımız odadan iki elime, iki su arıtma cihazı alarak yola çıkmıştım ama hesapta olmayan bir kaza yaşamıştım...Bu arada radyo tiyatrolarına hazırlık da yapıyorduk. Yarınki SESLENDİRME yapacağımız senaryonun son şeklini vermiş, yeteri kadar da çoğaltmıştım. Harbiye'deki Aydonat Stüdyosu bulunduğumuz yere oldukça uzak ve kalabalık b

Tarifsiz bir acıyla kıvrandım, sanki aklım başımdan gitti!

Bir yağız delikanlının çektiği kâğıt ve hırdavat yüklü tahta araba, karşı istikametten üzerime üzerime geliyordu.Güneş bir ateş topu gibi bakır rengi bulutların arasından süzülüp gri apartmanların, mor kubbelerin, ak minarelerin üzerinden şefkatle okşar gibi, sımsıcak kayarken kafam birçok sualin çözümü ile meşguldü... Hedefime kilitlenmiştim yine.

Hayatta hiçbir şey tesadüf ve boşunadeğildi!..

Hâlâ "Geleli birkaç gün olmuş, misafirlere böyle mi davranılır" diyen nefsimle çok işim olacağını iyice anlamıştım...Hanıma, "Haklısın!" diyebildim sadece. Kendi dünyama sarıldım derin uykudaymışım gibi rol yapmaya başladım o gece. Yine de uyumuşum. Sabah ezanlarıyla birlikte yeni bir güne merhaba demek üzere heyecanla uyandım.Bu yol ince ve uzun b

"Peki, sevinirken korkmak da nereden çıktı şimdi"

Kalpten kalbe yayılan, görünmeyen fakat tesiri, içimde fırtınalar oluşturan bu muhabbet korkusuydu beni uyutmayan...Şimdi bana "Peki, sevinirken korkmak da nereden çıktı" diyenler olabilir. Hani çok çok kıymetli bir şeye kavuşursun; bu bir servet olabilir, makam mevki, itibarlı bir iş... sonra da onu elde tutamama, çaldırma, kaybetme hissiyatı için

Akşamı nasıl yaptığımı,eve nasıl gittiğimi bilemiyorum!

Onun yüreğinden akıp gelen sonsuz haz, feyiz ve bereket; beni benden almış yine bana getirmişti.Zaten biraz başım da ağrıyordu. Bu mübârek zatı dinlerken, açıldım elhamdülillah! Ruhu ürperten sözleriyle kendimden geçtim. Her âşık gibi ben de tutulmuştum bu kara sevdaya. Onun yüreğinden akıp gelen sonsuz haz, feyiz ve bereket; beni benden almış yine

Sanki başka bir âlemdeymişimgibi bir hâl kapladı...

Böyle bir âlim zatın burada bulunması herkes için ayrı bir huzur kaynağı olduğunu sonradan öğrenecektim.Bu müşfik, babacanzat-ı muhteremkimdiNeciydiNe iş yapardıNereliydi..Hakkında hiçbir şey bilmiyor, Rahim Bey Abimizin hareketlerinden mânâ çıkarmaya çalışıyordum. Belli ki onu pek seviyor, sayıyordu. Böyle bir âlim zatın burada bulunması herkes iç

"Hadi, seni bir yere götüreyim..."

Masada mütebessim bir zat-ı muhterem oturuyordu. Siması ise bir yakınım gibi çok tanıdık geliyordu!Yeşilay İş Hanının bir katında bulunan ofise erkenden geldim her daim yaptığım gibi. Gülerek, çok samimiymişim gibi selâm verdim, gürültüden alıp-almadıklarını bile duymadım. Gırgır, şamata içindeki gençler coşkulu bir şekilde şakalaşıyor, çay, kahve

İstanbul'un âşıkları çoktu,peki ya İstanbul kime âşıktı..

İçinden nehirler geçen şehirler olduğunu birçok insandan duymuştum ama içinden deniz geçen şehri tek başıma keşfediyordum.Ellere bak ellere!Sır verilmez ellere!Dua etmek gerekir,Öpülecek ellere!Yara sızlar yara sızlar,Kan akıyor yara sızlar.Yaralının durumunu,Nasıl bilir yarasızlar!VALLAHİ ÖLÜM VAR!Yeni çevrem, işim, ideallerim birbirleriyle amansı

Kısa,açık ifadelerle diyeceğimi der, lafı eğmez, bükmezdim...

İnsanların problemlerini dinlemeyi, rıza-i ilahi için yardımcı olmayı ihmal etmezdim elimden geldiğince.Keyfimi, az çalışıp çok kazanmayı, başkalarına hava atmayı, şımarıklığı, kavgayı, gürültüyü, haddini aşmayı, ukalâlığı, kendini beğenmişliği sevmedim, tabii böyle olanları daİnsanların problemlerini dinlemeyi, rıza-i ilahi için yardımcı olmayı ih

"Buralar, hicret, fukaralık, eşkıya baskınları yaşadı!"

Müşterek tanıdıklarımızın olduğu da anlaşılınca ömür boyu sürecek dostlukların da ayaküstü temelleri atılıvermişti o kısa zaman içinde.Onlarla el sıkışıp merhabalaşırken bir üçüncü kişi daha geldi. Üçüncüsü orta boylu, zayıfça, düşük omuzlu. Sonradan öğrenecektim onu, ikinci tanıştığımız gencin küçük kardeşiymiş. O, "DİNLE EVLAT! SANA SÖYLEYECEK Bİ

"Söz gümüşse sükût altındır"deyip susmayı öğrendik...

İlk defa büyük bir şehirde, büyük bir gazetenin çok satan bir dergisine gidip genel yayın müdürüyle tanışacaktım...Biz yaşadığımız toplumdan edebi, hürmeti, muhabbeti, her mevzuda konuşmamayı, bilhassa "Söz gümüşse sükût altundur..." deyip susmayı öğrendik, öyle de büyütüldük elhamdülillah. Lakin bu kıymetlerin farkında olmayanlar da azımsanmayacak