Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 744 yazı 2 takipçi

'Efendi'diye seslendi beyine...

Ellerini beyaz, yaldızlı kuşağına sokmuş Matlube Hanım, kapı eşiğine kadar geldi. Sevgiyle içeri baktı. Yeni bir sayfayı okudu Süleyman Çelebi:Ölmeyüp Îsâ göğe bulduğu yol.Ümmetinden olmak için idi ol. Dahi hem Mûsâ, elindeki âsâ, Oldu onun izzetine ejderhâ.Çok temenni kıldılar Hak'dan bular,Kim Muhammed ümmetinden olalar. Gerçi kim bunlar dahi mür

"Siz civanmertsiniz... Sakın ha kendinizi suçlamayın!.."

Ah! Ah! Zavallı babam! Kendini bir şey sanan, ilah yerine koyan acınacak insan! Adam olmayan adamları... Uyuşuk şövalyeler. Maria:- Benim üzüntüm çok. Gizleyemiyorum da. Sebep, siz civanmert yiğitler değil. Sakın ha kendinizi suçlamayın!- !!!- Ah! Ah! Zavallı babam! Kendini bir şey sanan, ilah yerine koyan acınacak insan! Adam olmayan adamları... U

Seyirci namına ortalıkta kimsecikler kalmamıştı!

Kâbus bile tek başına odasına çıkmak zorunda kalmış, etrafında ne Maria'yı, ne de sadık şövalyelerini görebilmişti.Manzarayı seyretmeye dayanamayan kadın, çocuk ve birçok insan, bozguna uğramış ordu gibi çoktan kaçışmış. Adım atılacak yer bulunmayan mekân, domuz sürüsü geçmiş tarla perişanlığına ve sessizliğine bürünmüştü. Vakit kaybedilmeden ikinc

Gülşah'ın kokusunu bu Türk kiliminin tellerinde giderecekti

"Mert, sözünün eri bir kızmışsın be Maria. Yâ İlahi, yâ Rabbi! Bu kulunu razı olduklarından eyle... Sevdiklerinin hürmetine Allah'ım..."Doğan Bey, fevkalâde üzüldü. Sanki bu gördüklerinin asıl müsebbibi kendisiydi. Köşede, yırtık bir hasırın üzerinde iki kılıç ve kalkan, hasırın ucunda bir sandık, üzerinde su dolu bir testi, duvarda bir torbaya ası

"İşkence görenleri seyretmenin, amma da meraklısı varmış!.."

Halk sabahtan beri yiyip içiyordu. Neredeyse ayakta duracak hâlleri yoktu. Kâbus'un ayağa kalkmasıyla hizmetçiler harekete geçti.Kâbus, konuşurken kafası hep Osmanlı eşkıyalarının(!) nasıl parçalanacağındaydı. Onların feryâd u figanlarını, yalvarıp el etek öpme istemelerini, seyredenlerin büyümüş gözlerle o canavarlara bakmalarını ve daha neleri dü

Alışık olmadıkları kıyafetlerle hedefe doğru yürüyorlardı...

Kafadarlar, plan icabı, şatonun merdivenlerini tırmanmaya başlamadan önce, Kâbus'un ve maiyetinin önünden geçtiler.İşte yine babaları gibi, evlatları da beraberler omuz omuza. Büyük bir hizmet için, canlarını hiçe sayarak, kefenlerini koltuklarına alıp yollara düşmüşlerdi.Alışık olmadıkları, sevmedikleri acayip kıyafetler içinde hedefe doğru yürüyo

"Bu yazdıklarım, o zamanki ruh hâlimi yansıtıyor..."

Emîr Sultan hazretlerinin; "Mürşidi olmayanın mürşidi, şeytan olur!.." cümlesi, ılık bir meltem gibi içini ısıtarak yankılandı kulaklarında.Süleyman Çelebi, eski yazdıklarına tebessüm ederek baktı. "Bunlar, o zamanki ruh hâlimi nasıl da yansıtıyor. Hepsi de öfke, intikam, ölüm kokuyor. Aman Allah'ım insan bu kadar zıt, iki ruh hâlini nasıl taşıyor

Süleyman Çelebi, daldı gitti ötelere...

Bu sabah erkenden kalktı... Zaten uyuyup uyumadığı da tam belli değildi. İçi kıpır kıpırdı...Aralığından belli belirsiz bir ışık sızan odaya daldı. Kapının gürültüsünden uyanan bekçi, sersem bir tipti. "Neler oluyor" kabilinden aval aval yürüyen gölgeye baktı.- Buraya geleli hiç peri görmemiştim. Her gelen bir şey söylüyordu. Ben ise, tıpkı masalla

O, Doğan Bey'in planlarını bozmaktan korkuyordu

Maria "Osmanlı demek sözünde durmak, emin olmak, doğru, dürüst yaşamak, yakınlarını da yaşatmak aklıma geliyor" diye içinden geçirdi...Önüne bol elbiseli, iri yarı biri dikildi Maria'nın. Kılıcı, hançeri yoktu.- Ne istiyorsun- Osmanlıyı göreceğim.- Sen kimsin- !!!Maria, bu kadar kolay girebileceği yere, sorgulanarak girmesinden alınır gibi oldu.- B

Ne yaptığının farkında değildi, Doğan'ın hücresine doğru yürüdü

Geç vakitler olmasına rağmen uyuyamadı Maria. Kalktı, dolaştı. Yüzüp, sonuna getirdiği işi, heyecanından dolayı berbat etmek istemiyordu.Maria:- Aman pederim! Düşündüğüne bak. Halkın gözü önünde yapılan bu muhteşem merasimin başka ne mânâsı var ki Onlar anlayacaklarını çok iyi anlarlar. Sen meraklanma!- Sonra şatodaki soylularla ve şövalyelerle bir

Bu sefer konuşacak cesareti bulamadı kendinde...

Ruhunun rahat ettiği tek yer bu ihtişamlı bina ona sanki; "Kaç gündür nerelerdeydin Yokluğunun pek hasretini çekiyorum" diyecek gibi geliyordu.Çınarların gölgelediği bahçede ezânı bekleyen müminlere, belli belirsiz selam verdi. Beklemeden, bir gölge gibi geçti. Oysa her defasında selamla birlikte hâl, hatır sorar, duâ eder ve duâlarını da isterdi.

Bir hafta boyunca hep bu cumâ hutbesine hazırlanmıştı...

Süleyman Çelebi'nin, konuşacak mecali, söyleyecek lafı kalmamıştı. Kurumuş, taneleri çıkarılmış haşhaş kapsülü gibiydi. Ne yapsaydı acabaYerde kalmaz elbet zulüm,Ciğerimiz dilim dilim,Her planı bozar ölüm,Ecel başa gelir bir gün! ***Süleyman Çelebi, Matlube Hanım'ın ikazıyla aklı başına geldi. Bugünün cumâ olduğunu unutmamıştı amma, bir şeyler de h