Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 685 yazı 2 takipçi

Gecenin loş ışıkları altında vahşi bir sükûnet hâkimdi...

Bahçe, bakımlı ve eşsiz bir güzelliğe sahipti. Usta bahçıvanların elinde âdeta rengârenk çiçek tarlasına dönüşmüştü.Yıldırım Han:- Bu anahtar, sizin gibi güzide âlimlere, memleketimin her köşesinde, her beldesinde istediğiniz her kapıyı da açar. Buyurun, mübarek olsun.Dedi, elini sıktı ihtiyar şairin. Nazikçe gülümsedi.Yanına yaklaşan Emîr Sultan'l

Muvaffak olmasının sırrı belki de bu karakterinde gizliydi...

Hadiselerin sağlıklı neticelenmesi için uzun zamana yayar, asla gevşemez, gevşetmez ve görmezlikten gelmezdi Yıldırım Han...Yıldırım Han, işi hiç aceleye getirmezdi. Göz karanlıkta görmezdi, kulak çok düşük sesleri duymazdı, bunlar ona göre noksanlıktı ve bütün bu organlar kusurlu sayılırlardı. "Karanlıkta görmeyen gözden, her sesi tam duyup ayırt

Yıldırım Han, cengâverliği yanında iyi bir şairdi...

Erkara, toplantının baş mimarı olarak oldukça şımarıktı. Padişah-ı şahanelerinin iltifatlarına mazhar olmuş, Doğan'ı bir adım daha geride bırakmıştı. YILDIRIM HAN'IN HUZURUNDA...Muhteşem bir gece yaşanıyordu. Yıldırım Beyazıd Han'ın şanına yakışır bir organize yapılmış, sarayın teşvik ve isteğiyle Doğan Bey'in de içinde bulunduğu genç kabiliyetler

Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi küt küt atıyordu...

Evet yanlış görmüyordu. Ümidi, istikbali, kahramanı, canı, cananı, hayat arkadaşı, örnek insan, sevgili Doğan'ı bir adım ileride onu bekliyordu.Güzel yüzünü bilen, dönüp güle bakar mıSevgin ile eriyen, derde derman arar mıGülşah, kafes arkasından bahçeyi, uzaktaki ağaçların altını uzun uzun seyretti. Kimseciklerin olmadığından emin olduktan sonra d

"Geleceğimizi mahvetmek isteyenlere fırsat veremem karındaşım!"

Doğan Bey, Atmaca Nuri ile yan yana yürüyor, havadan, sudan bahsediyorlardı. Söz, Bursa'da son günlerde konuşulan meseleye geldi.Nerede yiğit olan, er meydanına gelsin,Dik tutmasın kafayı, şöyle biraz eğilsin.Göründüğün gibi ol, niye öyle değilsinAdam gibi dik durun, sorma bana ne diyeTarla çayır, bağ bostan, Bey Doğan'a hediye. ***Doğan Bey, Atmac

O, mazlumun dostu, zalimin ise hasmı, korkulu rüyasıydı

"Çelebi'yi de, Doğan'ı da hiç kimse benim gazabımdan kurtaramayacak! Anladın mı Kurtaramayacaklar da!.."Erkara, Doğan ismini duyunca iyice fıttırdı. Ağzından salyalar akarcasına kükredi.- Yine mi o Pislik herif! O küstahın haddini bildirmek zamanı geldi, geçiyor artık!- İstikbalimizin veziri Erkara Bey'imize hakaret etmenin bedelini mutlaka ödeyece

"Maziyi unutacak kadar vefasız değilim"

"Ah onun imkânları bende olsaydı. Neler yapmazdım" diye geçirdi içinden Palabıyık.Palabıyık hararetle anlatıyor, Erkara da pürdikkat dinliyordu:-Artık herkesin bütün malı, davarı, ne istersen senin elinde, senin emrinde. Yediğin önünde, yemediğin arkanda. Ahmaklar, budalalar çalışıp, kazanacak, istif edecek. Akıllılar da gidip o birikenleri eliyle

Biricik nikâhlısını o yamyamların eline bırakacak değildi ya...

Doğan Bey, dünyanın ne mal olduğunu çoktan kavramıştı. Son gelişmeleri, saraydaki toplantıyı hatırladıkça; "Ah, dünya ah!" derdi.Erkara'nın niyetini tahmin ediyordu Doğan Bey. Biricik sevgilisi, nikâhlısı Gülşah'ı ve onun samimi arkadaşlarını 'yamyamların' eline bırakacak değildi ya...Amcası Süleyman Çelebi'nin tespitleri de eklenince, daha dikkatl

Dilenci kılıklı adam burada sır oldu, uçtu sanki!..

Kızlar örtülerini daha bir sıkı kavradı, birbirlerine iyice sokuldular. Bursa'nın oldukça dışında kalan bu patika yol, eskiden beri tekin değildi.Çevreyi çok iyi bilen Dürdane, kendini daha bir mesul hissediyordu. Sanki bu araştırmanın rehberi, emîri gibiydi. Öyle de davranıyordu. Gülşah'ın ikinci sorusunu beklemeden cevabını verdi;- Daha ilerisi y

Üç kafadar kız Gülşah, Dürdane ve Perihan iz peşindeydiler...

Hurufi de Kripto da yeni köşkü çok beğenmişlerdi. Hem şehir merkezine yakın, hem de büyük, oldukça sağlam ve emniyetli bir yerdi. Kripto:- Aman yiğidim!.. Ne demek. Sizin sayenizde Sultan'ımızın himmetiyle sanki Cennet-i âlâda yaşıyoruz. Öyle mükemmel organizasyon kabiliyetiniz var ki anlatmaya ne vakit yeter, ne de kelimeler. Sözümüzün özü şudur k

Ortak özellikleri, Osmaoğullarına olan kin ve düşmanlıklarıydı...

Kripto ve Hurufi ihtiyar, aslında zevkine düşkün iki kafadar olmalarına rağmen köşkte Hindu rahipleri gibi sade bir hayat yaşıyor görünüyorlardı.Süleyman Çelebi:-Anlamak kolay olmuyor.Çünkü imtihan dünyasındayız. Hak teâlâ iyileri, kötüleri iç içe yaratmıştır. Herkes mizacına münasip olanı bulur. Hayat, ömür, aslında en çok bir insanın yanındaki bi

"Erkara, beni ve arkadaşlarımı düşman ilan etmiş!.."

Süleyman Çelebi, hayallerini darmadağınık eden ismin yeğeni tarafından da önüne konmasına dehşetle baktı.Doğan lafını eğmeden, bükmeden içinden geldiği gibi söylemeyi severdi. Bu ona her zaman büyük bir rahatlık veriyor, hadiselerin çözülmesinde zaman kaybını önlüyordu. Zaten onu tanıyanlar; "Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan insan" demeden