Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 734 yazı 2 takipçi

Bu sefer konuşacak cesareti bulamadı kendinde...

Ruhunun rahat ettiği tek yer bu ihtişamlı bina ona sanki; "Kaç gündür nerelerdeydin Yokluğunun pek hasretini çekiyorum" diyecek gibi geliyordu.Çınarların gölgelediği bahçede ezânı bekleyen müminlere, belli belirsiz selam verdi. Beklemeden, bir gölge gibi geçti. Oysa her defasında selamla birlikte hâl, hatır sorar, duâ eder ve duâlarını da isterdi.

Bir hafta boyunca hep bu cumâ hutbesine hazırlanmıştı...

Süleyman Çelebi'nin, konuşacak mecali, söyleyecek lafı kalmamıştı. Kurumuş, taneleri çıkarılmış haşhaş kapsülü gibiydi. Ne yapsaydı acabaYerde kalmaz elbet zulüm,Ciğerimiz dilim dilim,Her planı bozar ölüm,Ecel başa gelir bir gün! ***Süleyman Çelebi, Matlube Hanım'ın ikazıyla aklı başına geldi. Bugünün cumâ olduğunu unutmamıştı amma, bir şeyler de h

Vakit, herkesin üzerine düşeni yapacağı vakitti...

Yıldırım Han, Emîr Sultan hazretlerinin dergâhına kadar gelmişti. Hâl ve gidişatı yakinen görmüş olmanın rahatlığıyla ayrıldı oradan.İbretle bak olaylara!Alaylara, kalaylara,Sığmayanlar saraylara,Toprak eve sığar bir gün.Padişah, tebdil-i kıyafet etmiş, halkın içindeydi. Ahalinin hissiyatını, beklentilerini bizzat kulaklarıyla duyuyor, zaman zaman

"O, Kâbus denilen densiz, fırsat düşkünü Sultan'ım"

Sultan Yıldırım: "Beyazıd Paşam, Akıncı Doğan Bey'in vakit kaybetmeden sefere devam etmesi çok isabetli oldu."Padişah, iri şahin gözlerini uzaklara çevirdi. Delillerinden emin olan sade insanlara mahsus bir kanaatle; "Kendi kazdıkları kuyuda boğulacaklar" diye söylenerek divana yöneldi.Malum cumâdan sonra hep; "Av peşinde gezerken, gafil avlandım"

Bursa'ya indiğinde "öcü geliyor" diyerekkaçışmıştı çocuklar...

Lolo, yürüyen çöplük gibiydi âdeta. "Saraydan çöplüğe düşen benden başka biri daha var mıdır acaba" dedi, kendi kendine...Kaç senedir kurt, kuş da uğramamıştı bu izbe yere. Yalnızlıktan korkuyordu Lolo. Bursa'ya birkaç defa inmiş, onu gören çoluk, çocuk; "Öcü! Şeytan geliyor!" demiş kaçışmıştı.O da zamanında fukara bir kızcağızdan tiksinmiş, itekle

Keyfi yerine gelen Erkara, bir kese altın attı büyücüye

Burası, kocaman bir oda büyüklüğünde mağaraydı. Devamlı yanan ateşten dolayı her taraf zifiri siyahtı. İrili, ufaklı kazanlar dikkati çekiyordu.İyice yakınına gelinceye kadar kimseleri fark etmedi yaşlı büyücü. Belli ki, kulakları da uzun senelere yenik düşmüş, dış dünyaya kapılarını kapatmıştı. Ancak yüksek sesleri işitebiliyordu.Aşır'ı görünce se

"İşte Büyücü Lolo'nun yeri!"

Duman, kesintisiz ince bir ip gibi göğe yükseliyor, sonra da dağılıp kayboluyordu. BÜYÜCÜ LOLO...Erkara, Gülşah'ı elde etmek için her yolu mubah sayıyordu. Onun nikâhlı olması, umurunda bile değildi. Ne felaketlere sebep olacağını düşünmüyor, ikazlara aldırış etmiyordu. Bu hislerle bir beyin mahremine kadar girebilmiş, Gülşah'ı köşeye sıkıştırabilm

Edepsiz adamın üzerine atılıp lime lime etmek istedi onu!..

Gülşah, duyduğu hâlde cevap vermedi. Muziplik olsun diye oyunu devam ettirmeye kararlıydı. Bulunduğu yerden başka bir kuytu bölüme geçti.Dilara, ellerini ağzının iki yanında tutarak;- Güülşaahhh! Güülşaaaahh!- !!!- Gülşaaah!Diye bağırdı. Bir cevap alamayınca da oturma alanına doğru yürüdü.Gülşah, duyduğu hâlde cevap vermedi. Muziplik olsun diye oyu

Doğan Bey'in nikâh sepetindeki gülleri hatırladı Gülşah...

Şakalaşmanın hedefinde hep Gülşah vardı. Ona sataşmadan edemiyorlardı... Saçını, başını çekiyor, çekiştiriyorlar. Gülüşüp duruyorlardı...Hepsi de, Osman Gâzi'nin, Bizans tekfurlarıyla yaptığı cenklerin menkıbelerini dinleyerek büyümüştü. Yine de tekrar etmekten büyük bir zevk alıyorlardı. İnegöl baskınını anlatan Dürdane, birden durdu. Muziplik ols

Taptaze kalmış bu güzel bahçe, nice hayalleri süslüyordu...

Hadisenin çıktığı cumâ gününden sonra ilk defa bir araya gelen kızlar için bugün çok mühimdi. Herkes noksansız toplanmıştı. Gülşah'ın bütün arkadaşları bahçede toplanmıştı. Burası, ilk bahardaki gibi yeşil ve rengârenk kalan ender yerlerden biriydi. Çünkü her mevsim çiçek açan güller ve nebatatla donatılmıştı dört bir yanı. İrili ufaklı çeşitli ağa

Vakit kaybetmeden çıktılar ve atlarını doludizgin sürdüler...

"Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmalı. Yoksa dünyada ne nizam kalır, ne de huzur" diye düşünürken eşkıyanın hıçkırıklarıyla kendine geldi.Doğan Bey için mühim olan kendinin bu vazifeyi noksansız, zamanında yerine getirmesi, din ve dünya saadetine kavuşmasıydı. Ümitleri, güvenleri boşa çıkarmaması, işi geciktirmemesiydi. Yoksa Osmanlıda Doğan ço

"Beni başka biri yenseydi, hiç tereddüt etmeden öldürürdü!"

"Sen müşfik bir baba gibi davrandın. Beni öldürmen mümkünken canımı bağışladın. O güzel, temiz ellerini, çirkin kanımla kirletmedin!"Eşkıya, renkli hayatını, yaptıklarını enine boyuna saydı, döktü sıkılmadan. Sonra da;- Niçin öldürülmek istendiğimi anlatabildim mi yiğidimDedi. Boynunu büktü. Mahcup vaziyette ellerine sarılıp;- Başkaları beni alt et