"Ah onun imkânları bende olsaydı. Neler yapmazdım" diye geçirdi içinden Palabıyık.
Palabıyık hararetle anlatıyor, Erkara da pürdikkat dinliyordu:
-Artık herkesin bütün malı, davarı, ne istersen senin elinde, senin emrinde. Yediğin önünde, yemediğin arkanda. Ahmaklar, budalalar çalışıp, kazanacak, istif edecek. Akıllılar da gidip o birikenleri eliyle koymuş gibi alacak ve afiyetle de yiyecek, içecek gönlünce, keyfince harcayacak. Bilmem anlatabildim mi Bey'im Daha da açayım mı
Dağa çıkmanın hikmetlerini, tılsımını, faziletlerini, kuvvetini, iktidarını uzun uzun anlattı. Erkara Bey de hayranlıkla karışık ve hayretle dinledi. Çaresizliğini ve ezikliğini hisseden Palabıyık, acıdı arkadaşına. Bazen merhamet damarları kabarırdı. İşte yine öyle oldu. Kocaman bir bey oğlu, hâlâ bir baltaya sap olamamıştı. "Ah onun imkânları bende olsaydı. Neler yapmazdım" diye geçirdi içinden Palabıyık.
- Üzülme be Erkara Bey'im. Doğrudan doğruya senin dağa çıkmana lüzum yok zaten. Bir sürü adamın var. İtimat edip güvendiklerinden birkaç kişi gönder kâfi. İsmin yeter. Sen gelme, namın gelsin...
- İşte itimat ettiklerimden birisin, seni gönderiyorum.
- Hah! Ha! Hahhha...
Diye öyle bir kahkaha patlattı ki uzaktaki insanlar bile dönüp dönüp; "Neler oluyor" kabilinden defalarca baktı iki kafadara.
- İlahi Erkara, güldürdün. Artık ben bir anlı şanlı 'beyim', zengin 'ağayım'. Kendi servetimin, topraklarımın sultanıyım. Eski çamlar çoktan bardak oldu.
Aklına bir şey gelmiş gibi kulağına eğildi. "Lakin tecrübelerimi aktarır, size kol kanat gerer, yardımcı olurum. Maziyi unutacak kadar vefasız değilim" diye de fısıldamayı ihmal etmedi.
Koyu sohbet, inanılmaz derecede tesiri altına almıştı Erkara Bey'i. Birinci adamı Aşır'ı uzakta görünce konuşulanları ve yanındakileri de unuttu. Ona duyuracak şekilde haykırdı;

12