Doğan Bey, dünyanın ne mal olduğunu çoktan kavramıştı. Son gelişmeleri, saraydaki toplantıyı hatırladıkça; "Ah, dünya ah!" derdi.
Erkara'nın niyetini tahmin ediyordu Doğan Bey. Biricik sevgilisi, nikâhlısı Gülşah'ı ve onun samimi arkadaşlarını 'yamyamların' eline bırakacak değildi ya...
Amcası Süleyman Çelebi'nin tespitleri de eklenince, daha dikkatli olması lazım geldiğini anlıyor. İşi tesadüflere bırakmak istemiyordu. Sebepler âleminde yaşamıyorlar mıydı Zaten dünyadan fazla bir şey beklediği de yoktu. Genç olmasına rağmen dünyanın ne mal olduğunu çoktan kavramıştı. Son gelişmeleri, saraydaki toplantıyı hatırladıkça;
"Ah, dünya ah!" derdi.
Erkara ile iki defa burun buruna gelmesinden sonra nişanlanması, alevsiz bir yangın gibi bu güzelim Osmanlı yurdunu, içten içe yakıp tutuşturuyordu. Genç, tecrübesiz olmasına rağmen bunu rahat görebiliyor, fenalıkların önüne geçmek istiyordu. Bozulan ahlâkı düzeltmek, kötü niyetli insanları mutlaka bulup yok etmek lazımdı. Fakat nasıl Gece gündüz hep bunu düşündü, bunu konuştu ve tekrarladı.
Fırsatı iyi kolla, denmesin sana ahmak!
Karışma kötülere, sen asli işine bak!
Tekrarlanan hatalar, canlara etmesin tak!
Dokunur abur cubur, sağlam olan mideye!
Varım yoğum servetim, Bey Doğan'a hediye.
***
Dün bir arkadaşına rastladı Erkara. Köşke götürmeden önce iyice, ne yapığını, ne ettiğini öğrenmek istedi. Bu çocuk medresedeyken kaçmıştı. İpe, sapa gelmez, hırçın, gözü kara isyankâr biriydi. Şimdi de öyle görünüyordu. Kural, kaide, nizam, intizam tanımaz, başına buyruk olmayı severdi. Bir tomar yumak gibi kara kalın bıyıkları ilk görenin dikkatini çekiyordu. Şimdi tüccar olmuş güya.
- Beş bin koyunum, iki bin sığır, yüzlerce çalışanım var.
Dedi Palabıyık.
- Şaka ediyorsun!
Diye güldü Erkara.
- Vallahi! İstediğine sor. Ya da gel, yerinde göstereyim.
Dedi.
- Ey, nasıl oldu bunlar
- Kafanı çalıştırırsan kolay bu işler.

3