Muvaffak olmasının sırrı belki de bu karakterinde gizliydi...

Hadiselerin sağlıklı neticelenmesi için uzun zamana yayar, asla gevşemez, gevşetmez ve görmezlikten gelmezdi Yıldırım Han...

Yıldırım Han, işi hiç aceleye getirmezdi. Göz karanlıkta görmezdi, kulak çok düşük sesleri duymazdı, bunlar ona göre noksanlıktı ve bütün bu organlar kusurlu sayılırlardı. "Karanlıkta görmeyen gözden, her sesi tam duyup ayırt edemeyen kulaktan ne hayır gelirdi Allahü teâlâ eksikliğini göstermesin. Onlarsız ne günümüz vardı. Lakin yanılacaklarını ve nice beyleri, paşaları, hükümdarları yanıltacaklarını da herkes bilmeliydi. Göz de kulak da sanki birer aldatılma kapısıydı... Yalanlar, hileler, hurdalar insana hep bu dört açık kapıdan girmiyor muydu Bütün şaklabanlar, münafıklar, dil ile dost, kalbiyle düşman olanlar, dimağımıza hücum için bu uzuvlarımıza koşmuyorlar mıydı Fakat el, öyle miydi Bir şeyi tutup, yakaladı mı bırakmazdı. Evirir, çevirir, yoklar, sıcaklığını, soğukluğunu, sertliğini, yumuşaklığını, sağlamlığını, çürüklüğünü, velhasıl işe yarayıp yaramayacağını gayet iyi ölçer, biçer, anlar, hiç külyutmaz, diğerlerinin açığını da hep o tamamlardı" diye düşünürdü Sultan Yıldırım Han.
Hadiseleri duygularıyla, sezgileriyle değil, hakikatlerin ışığında çözer, sebep, sonuç münasebetlerini çok etraflıca ölçer, tartar, sentezler, ilmine, aklına ve memleket sevgisine tam inandığı gönül ehli zevatla istişare eder, niyetini mutlaka düzelterek karar verir, sonra da verdiği karardan ne pahasına olursa olsun dönmezdi. Hadiselerin sağlıklı neticelenmesi için uzun zamana yayar, asla gevşemez, gevşetmez ve görmezlikten gelmezdi. Muvaffak olmasının sırrı belki de bu karakterinde gizliydi...

Yıldırım Han, Engiros Kalesi'nin fethinde kızının kaçırıldığı haberine çok içerlemiş, kahırlanmıştı. Aşırı üzüntü ve kederinden fazla araştırma yapmadan vermiş olduğu ani karar sonunda, kırk güvendiği yiğidini kaybetmiş. Sevgili ve şerefli Peygamberimizin mübarek zerrelerini taşıyan Seyyid Emîr Sultan hazretlerini, iffetli kerimesi Hundi Sultanı ve numune insan refikasını incitmişti. Muharebe şartlarında elinde olmadan düştüğü bu hatayı bir daha tekrarlamamak için kılı kırk yarar, ince eleyip sık dokur olmuştu.