Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 383 yazı 1 takipçi

Nefesi mülk edinmek

Gece yarısını çoktan geçmiş bir odada, duvardaki sarkaçlı saatin ahşap gövdesinden yükselen o ritmik ve kuru ses... Belki de şu an sen de böyle bir odanın içindesin; gözlerin tavanda, kulağın o tıkırtıda. Sarkaç, her gidiş gelişinde ömür ağacından bir yaprak daha koparıp boşluğa savurur gibi ağır ağır sallanır. O tıkırtı, odanın sessizliğinde insan

Gölgesiz gölgeliler

Zamanın sarkaçları henüz okyanusların karanlık diplerine uzanan kalın çelik halatları yeni yeni sallandırırken, insanoğlu yeryüzünün tüm mesafelerini avuçlarının içine aldığını vehmetmişti. Gürültülü tellerin, kıtaları birbirine bağlayan ateşli haberleşme ağlarının tarihi kökünden sarstığına inandırıldık. Oysa yeryüzü yolculuğunun seyrini asıl deği

İlk adımın kütlesi

Bir yanda sayfalar dolusu süslü kürsüler, parlak vaatlerle bezenmiş reçeteler, hiç durmadan esen o yorucu ve köksüz coşku rüzgârları... Diğer yanda, yeryüzü yolculuğunda adım atmanın bile etten ve kemikten bir dağ taşımaya dönüştüğü, dört duvar arasında yankılanan o derin, o dilsiz yorgunluk. Çağın o sağır edici uğultusuna kapılanlar, başarıyı ardı

Kırılan ezber

Komşumuz Ayşe Hanım teyzenin yakasında, her Temmuz ayında özenle taşıdığı, beyaz ve yeşil iplerden örülmüş o sarsıcı "Hafıza Çiçeği" vardı. "Bugün günlerden 11 Temmuz," derdi ağır ağır, "Tam 31 yıl önce koca bir insanlık, dünyanın gözü önünde yitip gitti." Çiçeğin etrafındaki 11 beyaz yaprağın 11 Temmuz 1995 soykırım gününü ve yitirilen masumiyeti,

İlk adımın kütlesi

Bir yanda sayfalar dolusu süslü kürsüler, parlak vaatlerle bezenmiş reçeteler, hiç durmadan esen o yorucu ve köksüz coşku rüzgârları... Diğer yanda, yeryüzü yolculuğunda adım atmanın bile etten ve kemikten bir dağ taşımaya dönüştüğü, dört duvar arasında yankılanan o derin, o dilsiz yorgunluk. Çağın o sağır edici uğultusuna kapılanlar, başarıyı ardı

Anafartalar'dan Mavi Vatan'a

Conkbayırı'nda kurulan o stratejik mayanın bugünkü tezahürü: Basiret, Feraset ve İstiklal Mücadelesi Saat 04.30. Conkbayırı'nın taşlı yamaçlarında sabah sisi henüz dağılmamıştı. Gökyüzü maviye dönmeden önce, barut dumanından gri bir çarşaf gibi tepenin üzerine çökmüştü. Bir askerin avucundaki tüfeğin namlusu buz gibiydi; siperdeki toprağın kokusu,

Kelimeler eve dönmeden

Bir iskele kahvehanesinin buharlı camının ardında, aynı masayı paylaşan iki insan... Ellerinde aynı gazete, gözleri aynı satırlarda. Biri haberi okuyup bitirdiğinde yüzünde hafif bir tebessümle çayından bir yudum alıyor. Diğeri ise dişlerini sıkarak kâğıdı öfkeyle buruşturup masanın kenarına itiyor. İkisi de aynı vapuru bekliyor. Aynı gökyüzünün al

Eski harita yırtıldı yeni rota Ankara'dan geçiyor

Hint Okyanusu'nun ılık sularında demirleyen bir ticaret filosunun rotası değiştiğinde, Atlantik'in ötesindeki karargâhlarda alarm zilleri çalmaya başlar. İşte tam da böyle bir anın eşiğindeyiz. Gündelik siyasetin sığ sularında çırpınmak, anlık krizlerin rüzgârına kapılıp savrulmak her zaman en kolay yoldur. Ancak hakikati arayan bir zihin için asıl

Karanlığı hatırlattığı ışık

Ay, gece boyunca şehrin üzerinde sessiz bir nöbet tutmuş gibidir. Gümüş rengi ışığıyla çatıları, boş sokakları ve uykuya dalmış pencereleri aydınlatırken kimsenin dikkat etmediği bir hikâyeye tanıklık eder. Sonra yavaş yavaş ufka çekilir. Gökyüzünün lacivert örtüsü incelmeye başlar. Gece, sahneden ağır adımlarla ayrılan bir oyuncu gibi geriye doğru

Görmek ve anlamak arasında

Gözlerimiz her şeyi görüyor, ama gerçekten anlıyor muyuz İşte asıl mesele bu. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok şey görmedi. Ekranlarımız her gün milyonlarca görüntüyle doluyor. Haberler, videolar, yorumlar, grafikler ve bildirimler kesintisiz bir akış halinde önümüzden geçiyor. Bir zamanlar bilgiye ulaşmak güçtü; bugün ise asıl güçl

Bazı şeyler hâlâ çalışıyor

Yokuş dikti. Bisiklet ağırdı. Gidona asılmış birkaç poşet, her pedal darbesini biraz daha zorlaştırıyordu. Durursam yeniden hareket etmek güçleşecekti. Tam o sırada arkamda bir araç belirdi. Bekledi. Sonra biraz daha bekledi. Korna çalmadı. Yokuş bitene kadar sessizce arkamdan geldi. Garip olan, bunun beni şaşırtmış olmasıydı. Oysa şaşırmamam gerek

Hayal yetmezliği çağı

Bir zamanlar insanlar ufka bakardı. Ufuk, yalnızca güneşin battığı çizgi değildi. Çocukların büyüdüğü, şehirlerin kurulduğu, yolların açıldığı ve medeniyetlerin filizlendiği yerdi. Bir çiftçi toprağa tohum bırakırken de, bir öğretmen sınıfın kapısını açarken de, bir genç geleceğe dair hayaller kurarken de gözünü biraz öteye dikerdi. Çünkü insanı ay