Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 338 yazı 1 takipçi

Milli sağlık ve şuur manifestosu

Şehrin "seçkin" addedilen restoranlarından birindesiniz ya da şık bir balıkçıdasınız. İçerisi loş, garsonların kılığı janti... Önünüze gelen yemek, pırıl pırıl parlayan bakır bir sahanda, otantik görünsün diye toprak bir güveçte ya da üzeri nakışlı ağır işli ama dekoratif bir tepside servis ediliyor. Gözleriniz o sunumun "havasına", o metalin ışılt

Kaderin hücresel kodları

Bir sabah vakti, hiç bilmediğiniz bir coğrafyanın ayazını iliklerinizde hissederek uyanıyorsunuz. Oysa pencerede güneş var, odanız sıcak. İçinizde belirsiz bir terk edilme korkusu, manasız bir kıtlık endişesi veya kaynağı meçhul bir öfke nöbeti... Ruhunuzun dehlizlerinde yankılanan bu sesin sahibi siz değilsiniz; peki ama kim Modern bilim, irfanımı

Akıl tutulması çağında 'Devlet Aklı'nı aramak

Kuzeyin buz tutmuş topraklarında, Rusya'da garip bir halet-i ruhiye peyda olmuş. Z kuşağı gençler, modern dünyanın o baş döndüren hızından ve dijital kaosundan kaçıp sükûnet bulmak için kendi rızalarıyla akıl hastanelerine yatıyormuş. Adına "Durka" dedikleri bu kaçış, aslında insanlığın sürüklendiği o büyük buhranın sessiz bir çığlığı. Dışarısı o k

Kilitli kapının ardındaki sanal kumar

Tarihin akışı her vakit top sesleriyle kırılmaz; bazen devletlerin zirvesinden dökülen titrek bir cümle, koca bir devrin kapanış senedi olur. Batı'nın o mağrur kalelerinden, hem Almanya Başbakanı Scholz'dan hem de AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen'den farklı zamanlarda yükselen "Bildiğimiz dünya düzeni artık yok" itirafı, işte böyle cılız bir ikra

Steril evlerin kirli ve paslı vicdanları

Uykusuz bir gece, sabaha karşı elimde bitmiş bir pil ve yağlı bir lahmacun kutusuyla mutfaktaki çöp kovasının başında öylece kalakaldım. Salonda, bütçe ayırmak zorunda hissettiğim son model hava temizleme cihazı sessizce uğulduyor, vaat ettiği o dağ ferahlığını evin her köşesine yayıyordu. Makinenin RGB ışığı, steril bir zafer işareti gibi yanıp sö

Adalet tekrara düşmez

Siyasetin gündemi, İmralı tartışmaları ve komisyonlar etrafında dönerken, Türkiye'nin asli meselesi, kararların hızında ve öngörülebilirliği güçlendirme ihtiyacıdır. Bu durum, toplumsal güveni geliştirebilme yolunda dikkat edilmesi gereken bir alan olarak karşımızda durmaktadır. Bir yanda ülkenin geleceğini ilgilendiren büyük siyasi müzakereler yür

Perdedeki gölge ve kiralık diploma

Bir aile. Bir metropolün orta yerinde. Ziyarete geldikleri İstanbul'da topyekûn yok oldu. Akıl ve izan bunu almıyor. O ailenin kayboluşu ile sizin mahalledeki kaçak tesisatçı arasında ne bağlantı var, diye soracaksınız. Bağlantı şu: İkisi de 'denetimsizlik'in kurbanı. Biri göze batıyor, televizyonda. Öteki gölgede, gündelik. Ama ikisi de aynı siste

Mış gibi yapanlar ülkesi

Kasım ayı geldi; cüzdanların katledildiği, vicdanların indirime girdiği ay. Parlak ekranlar, göz alıcı yüzdeler ve parmaklarımızı hipnotize eden o büyülü ay bu. Tüketimin bu en gürültülü karnavalında sahnenin ışıkları sonuna kadar açılmış durumda. Vitrinler bağırıyor, bize ihtiyacımız olanı fısıldarken aslında hepimiz aynı oyunun figüranlarıyız. Za

Binbir gecelik sabır

O sarayda şafak, bir umutla değil, kaçınılmaz bir sonun ağırlığıyla ağarırdı. Havada, geceden kalma ağır misk kokusuna karışmış, bayat bir korku kokusu asılı kalırdı. Kuşlar ötmezdi. Sadece o buz gibi sessizliği ve herkesin tuttuğu nefesi yırtan tek bir ses beklenirdi: Sarayda her şafak bir kılıcın soğuk keskinliği ile yırtılırdı. Sultan, ihanetin

Geleceği öngörebilme hakkı

Gözümüzü bir saniyeliğine ayırdığımızda, dünyanın ritmini kaçırdığımızı sandığımız bir çağdayız. O camgöbeği ekrandaki her 'son dakika' bildirimi, bir önceki felaketin enkazını siliyor. Ekonomi, siyaset, hukuk. Hepsi, kuralları maç sırasında değişen bir oyunun uğultusuna döndü. İnsanın en temel hakkı elinden alındı: Yarını öngörebilme. Peki ya biz,

Sınırlar ve sinirler

Eskiler, devlet idaresini tarif ederken o meşhur "ilm-i siyaset" tabirini kullanırlardı; yani sadece yönetmek değil; bir ilim, bir denge, bir hassas terazi işi... Bugün Türkiye'nin önündeki masa, tam da böyle bir terazinin kefelerini andırıyor. Bir kefede haritaların yeniden çizildiği, sınırların zorlandığı o tekinsiz dış dünya; diğer kefede ise to

Hafızanın iki mürekkebi

Hafıza, kendini iki mürekkep ile yazar. Biri duyulur, diğeri yalnızca hissedilir. İlki, Topkapı Sarayı'nda sessiz bir odada, pürüzsüz bir kâğıda dokunan fırçanın sesidir. "Muhibbi" mahlaslı bir Cihan Sultanı, kâinatın nizamını, estetiğin "kanun"unu ve idealize edilmiş bir aşkı "Divan"ına işler. Bu, gücün mürekkebidir. Kontrollü ve rafine, kendi hat