Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 338 yazı 1 takipçi

Gülümseyen taş ağlayan saksı

Toprak, bazen binlerce yıl sustuktan sonra tek bir işaretle her şeyi özetler. Geçtiğimiz günlerde Amasra'nın derinliklerinde bir taş gün yüzüne çıktı. Bu, bildiğimiz o çatık kaşlı, bakışıyla donduran Medusa değildi. Bu taş, sanki asırlar öncesinden bugüne bakıp sessizce tebessüm ediyordu. Sanat tarihinin karanlık dehlizlerinde korkuyla anılan bir ç

Köklerin kanatları

Usta bir marangoz, elindeki asırlık çınar parçasını okşarken şöyle demişti: "Evlat, bu ağaç sadece toprağa tutunduğu için devrilmedi, toprağın hikayesini bildiği için meyve verdi." Bizim hikayemiz de tam burada başlıyor. Geçmişi sadece bir tozlu raf, geleceği ise belirsiz bir hayal sanıyoruz. Veriler gösteriyor ki; kökleri ile bağını koparan toplum

Belirsizliğin içindeki geometri

Bilim, evrenin en temel yasalarından birinin "dağılma eğilimi" olduğunu söyler. Termodinamik yasaları, sistemlerin zamanla enerji kaybettiğini, yapıların çözüldüğünü ve düzensizliğe meylettiğini fısıldar. Kağıt üzerinde denklem böyledir. Ancak mikroskobu bir su damlasına çevirdiğimizde veya bir molekülün kristalleşme sürecini izlediğimizde, bu "dağ

Köklerimize dönen dil

Sabahın ilk ışığı ormana düşmeden önce, toprağın altında bitmeyen bir konuşma vardır. Mikorizal ağlar, ağaç kökleriyle şekerini bilgiye, suyunu uyarıya çevirir. Bu haberleşme, internetten eski, lisansız ve derindir. Hiçbir sunucu çökmez. Sessizliğin lisanını bilenler, orada neler döndüğünü sezer. Biz ise, ekranların aydınlattığı yüzeyde, dilimizi k

Bir Bardak Çay, İki Satır Sohbet ve Tükenen Tahammülümüz

Her şeye yetişmeye çalışırken, aslında en önemli şeyi, birbirimizi dinlemeyi ve anlamayı ıskalıyoruz. Hız çağında "durmak" en büyük devrimdir. Eskiden "halden anlamak" diye bir tabirimiz vardı. Birinin yüzüne baktığımızda derdini sezer, sesinin tonundan hüznünü tartardık. Şimdi ise emojilere sığdırdığımız duygularımız ve bildirim sesleri arasında k

Tren

Beni tanımanıza gerek yok. Hangi vagonda olduğumun, biletimin sınıfının veya hangi istasyonda ineceğimin hiçbir önemi yok. Gözlerimi görmüyorsunuz. Ben sadece, bu uzun yolculukta arka koltukta oturan, camdan dışarıyı izleyen o "yabancı"yım. Ve bu, aslında en güzeli. Çünkü kimlikler aradan çekildiğinde, geriye sadece "yolculuk" ve "biz" kalıyoruz. B

Yapay zeka rüya göremez

Rüya nedir Günün tortusunun, bilinçaltının derinliklerinde, bizden habersiz, hesapsız ve plansız bir şekilde yeniden şekillenmesi değil midir Rüyayı biz "yapmayız", rüya bize "gelir". Kontrol edemezsiniz, senaryoyu önceden yazamazsınız. İşte Ebru sanatı da tam olarak böyledir. Suyun üzerinde görülen, vesile ile nasip arasındaki uyanık bir rüyadır.

Ahlakın mayalandığı yer

Kelimelerin içi boşalınca manalar kayboluyor, manalar kaybolunca da istikamet şaşıyor. Bugün belki de en büyük sancımız bu. Etrafımıza baktığımızda şekilsel olarak her şeyin yerli yerinde olduğunu görüyoruz ama zihinleri kurcalayan o yakıcı soru orta yerde duruyor: Neden bu yoğunluk, aynı oranda toplumsal bir "güven" ve "incelik" inşa etmiyor Neden

Sol şeridin sahibi

Avrupa ve Amerika otoyollarında sürücüler şu sıralar yeni bir "bilinmeyenle" karşı karşıya. Direksiyon başında, saatte 120 kilometre hızla akarken gözünüze mavi bir tabela çarpıyor. Üzerinde bembeyaz, net bir "baklava dilimi" (elmas) sembolü. Ne bir harf var ne de bir uyarı yazısı. Sadece o geometrik şekil. Bu sembol, trafiği rahatlatmak ama daha d

Gökyüzü kadar gerçek

Başınızı kaldırıp o uçsuz bucaksız maviliğe baktığınızda ne hissedersiniz O gökyüzü; altında yaşayanın kimliğine, günahına ya da sevabına bakmaksızın herkesi aynı merhametle örter. Sınır çizmez, ayırmaz ve ötekileştirmez. Hem herkesindir hem de hiç kimsenin tapulu mülkü değildir. İşte Richard Bach'ın kült eseri Martı Jonathan Livingston, aslında bi

Ağlasanız da oynarız

Kazanılması üzerine kurulmamış bir sisteme "oyun" denir mi; yoksa bunun adı, bitmek bilmeyen bir eziyet midir Oyunu kuran, zorluk seviyesini gerçekten hesapladı mı bilinmez ama sabah uyanıp haber akışına baktığınızda hissettiğiniz o ağırlık tesadüf değil. Çünkü karşımızdaki masada, kuralları sürekli değişen bir "Transatlantik Lejyoner Düzen" var. C

Vergisi ödenmemiş günahlar

Berlin sokaklarında yürürken başınızı öne eğerseniz, kaldırımlarda parlayan pirinçten küçük küp taşlar görürsünüz. Adına "Stolpersteine" (Tökezleme Taşları) derler. Almanlar, Nazi döneminde o evlerden koparılıp götürülen insanların isimlerini yazar o taşlara. Turistlerin, yayaların ayağı "takılsın", o utançla yüzleşilsin diye... "Geçmişte bir hata