Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 322 yazı 1 takipçi

III. Erdoğan ve yeni nesil diplomasi

Tarihin fısıldadığı mekânlar vardır; duvarları, toprağı, hatta rüzgârı bile yaşanmışlıkların sükûnetiyle ağırlaşmış yerler. Bir zamanların darağacı gölgeli Yassıadası, bugünün Demokrasi ve Özgürlükler Adası; tarihin fısıltılarını duvarlarında hâlâ saklayan bir hafıza mekânıdır. Bu sembolik sahnede, Bosphorus Diplomasi Forumu'nun kürsüsüne doğru yür

Bir cambaza bak hikâyesi

Edirne'de, Mimar Sinan'ın gökyüzüne vurduğu ilahi mührün, Selimiye'nin kubbesi altında bugünlerde derin bir sükût var. Dışarıdan sessiz duran o iskeleler, aslında içinde fırtınalar kopan bir ruhun, bir milletin hafızasıyla giriştiği muhasebenin ahşap ve demirden paravanlarıdır. Bu iskelelerin gölgesinde, mimari bir harikanın restorasyonundan çok da

Bir çırağın gözlerindeki ilk kıvılcım

Elimizde bir tersine dönmüş piramit var. Tabanı olması gereken yerde, yani üretimin, zanaatın ve ustalığın somut dünyasında incecik bir tepe noktası duruyor; bütün ağırlık ise tepede olması gereken yerde, yani akademik bilginin soyut evreninde birikmiş, her an devrilecekmiş gibi tehlikeli bir dengeyle sallanıyor. Türkiye'nin eğitim manzarası, ne ya

Bitmemiş projeler mezarlığı

Zihnimde bir atölye tezgâhı... Üzerinde, incecik bir ahşap oyma kalemi ve yanı başında duran farklı boylardaki törpüler beliriyor. Kalemin sapı, onu tutan elin çizgileriyle, nasırıyla, terinin tuzuyla bütünleşmiş; adeta bir bedenin yaşayan uzvu gibi. Oyma kalemi, ahşabın kalbine inen en ince damarları işler; törpülerse ham kütüğün direncini kırar,

Yolunu kaybetme hakkı

Çocukluğumuzun o uzun yaz günlerinde, bisikletin pedalını ezberlenmiş yolların dışına, bilinmeyen bir sokağın serinliğine doğru çevirdiğimiz o anı hatırlayın. Güneşin asfalttaki parıltısı farklıydı, taş duvarların dokusu keşfetmeğe değer, havadaki koku bile taptazeydi. O an kalbinizi dolduran o tatlı ürperti, korkuyla merakın, endişeyle heyecanın o

Franchise ülke veya ekol ülke tercih bizim

Türk e-sporunun bir kurucu anısı, parlak kağıtlara değil, internet kafelerin eskimiş mousepadlerine yazılmış bir doğum şahadetnamesi vardır. Her şeyin başladığı yer, klavye seslerinin birbirine karıştığı o yarı aydınlık mekânlardır. 90'ların sonunda Ultima Online, Red Alert, Warcraft, Age of Empires veya FIFA 94 gibi oyunlar, sadece birer eğlence d

Selimiye'nin doğru restorasyonu

Edirne Selimiye Camii, Mimar Sinan'ın "ustalık eserim" dediği, 1568-1574 yılları arasında Sultan II. Selim tarafından yaptırılan ve 1575'te tamamlanan, Osmanlı mimarisinin ulaştığı en yüksek düzeyi temsil eden bir medeniyet abidesidir. Ancak bu muhteşem eser, 19. yüzyıl müdahaleleriyle özgünlüğünü kaybetmiş, yüzyıllar içinde geçirdiği yanlış müdaha

Selimiye'nin iade-i itibarı

Sinan-ı Âlî'nin, "Ustalık eserim" dediği Selimiye'nin kubbesi altında kopan fırtına, basit bir restorasyon tartışmasının çok ötesinde, bir ustanın ardında bıraktığı sırrın yeniden okunmasıdır. Mimar Sinan'ın o meşhur seyrini, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin o anıtsal sözüyle okumak gerekir: "Hamdım, piştim, yandım." Şehzade Camii'nde "hamdım" diyen ç

Üç ayna tek suret

Bir hekimin hastasını anlamak için sadece anlattıklarına değil, stetoskopuyla duyduğu kalp atışına güvenmesi gibi, bir milletin ruh sağlığını anlamak için de, siyasi manşetlere değil, sanatının ritmine kulak vermek gerekir. Manşetler, dilin söylediği geçici şikayetlerdir; sanat ise ruhun dile getiremediği o derin ve hakiki ritimdir. Bugünlerde Türk

Çekirdekten yetişenler ve güçlüler kamarası

Bir dünya liderini parlak üniversiteler ya da siyasetin entrika dolu kulisleri yetiştirmez. Onları asıl yoğuran, karakterlerinin dövüldüğü, hiç beklenmedik 'hayat okulları'dır. Yakın tarih, bu iki farklı okulun mezunlarını iki keskin portreyle önümüze koyar: Bir yanda, söylenceye göre, Ege'nin ve Ortadoğu'nun kadim pazarlarından geçerek dünyanın il

Köpükler ve derin akıntı

Zihnimizin kapılarını araladığımız her yeni gün, bizi asırlık bir pazar yerinin bitmek bilmeyen velvelesiyle karşılıyor. Bu, sadece sokakların curcunası değil; manşetlerin çığlıkları, ekranların titreşimi, sosyal medya akışlarının suni neşesi ve kendi iç konuşmalarımızın o yorucu ahenksizliğidir. Sürekli aynı replikler, aynı öfke nöbetleri, aynı sa

Vicdanın son sığınağı

Bazen bir manşeti anlamak için, o manşetin içinde yaşayan ruhu hayal etmek gerekir. Soğuk bir istihbarat haberini, sıcak bir insan hikayesine dönüştüren şey, o habere maruz kalan birinin zihnindeki fırtınadır. Gelin, bir anlığına Moskova'da, gecenin bir yarısı, ekranının karşısında o tarihi kararı vermek üzere olan isimsiz bir insanın zihnine misaf