Kültür-Sanat

14 Mayıs 1950'den günümüze: Demokrasi, vesayet ve siyasal meşruiyet...

14 Mayıs 1950, Türkiye'nin demokratikleşme tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Bu tarihte halk, ilk kez seçim sürecine etkili biçimde katılmış ve iktidar sandık yoluyla el değiştirmiştir.Söz konusu önem yalnızca Demokrat Parti'nin iktidara gelişiyle sınırlı değildir. Uzun yıllardır ülkeyi yöneten Cumhuriyet Halk Partisinin seçim sonuçlarını

Şenol Kaluç

Özcan'dan yeşil erik turşusu Baylan'dan kup griye

Vahi Öz'ü '69'un Şubatında kaybetmiştik ama her gece rüyâlarıma "Bekâr Odası" filmindeki '48 model yıllı ve 34 EE 019 plakalı sarı bantlı Dodge arabasıyla park ediyor, yanındaysa dudaklarından düşürmediği Sipahi Ocağı sigarasıyla Kâzım Külduman oluyordu. Okuma yazma bilmediğinden ehliyet alamayan Kâzım Külduman ağabeyimiz ona Süleyman değil de Sülüman diyordu. Yanılmıyorsunuz,

Taner Ay

Ay ne zaman doğar güneş nasıl batar yıldızlar nereden görünür...

İğde dalları türküde olduğu gibi alabildiğine yerde. Tabiata, bahara secde edercesine vecd halinde o turuncu borulardan nefes saçıyorlar. Una bulanmış gibi donuk gri yaprakları zeytinlere özeniyor. Akasyalar sanki bin yıl yaşamış gövdelerinin sertliğine inat yumuşak kokularını alımlı bir dişinin küpe darbeleri gibi sağa sola bırakıyorlar. Şehrin karşı kıyısında yumaklanmış ve bir ipek halı

Ömer Erdem

Tabiat, Tefekkürün Mektebidir

İnsan Yayınlarından Cemal Atabaş çevirisiyle çıkan Rubert Spira'nın "VARLIK FARKINDALIĞINI KEŞFET" kitabında Spira :"Dünyanın içinde yürüyen bir beden değiliz. Beden ve dünya bizim içimizden akmaktadır." diyor. Geçtiğimiz hafta şehrin ve işin keşmekeşliğinden kaçıp tabiatın koynuna sığındım. Erzurumlu Emrah'ın dediği "Bahçenin kapısın açtım /Sanırsın cennete düştüm." misali bir tabiat.

Ali Barskanmay

Rüyasını arayan Türkiye

Türkiye, kendini yeniden hatırlamaya çalışır.Bu topraklarda insanlar, bir rüya inşa ettiler.O rüya, bazen bir şehirde, bazen bir türküde, bazen bir annenin duasında; kimi zaman bir askerin duruşunda, kimi zaman bir dervişin susuşunda kendini gösterir.Kelimeler durur; fakat anlam yerinden edilmiştir."Türk" diyoruz; kimi kastettiğimiz artık muğlak.

Bekir Fuat

Haşılı pisletenler

Haşıl, bulgurla yapılan bir çorba. Çok özür dileyerek, başlığın kaynağı olan kıssayı anlatayım. Bir evin hanımı, ocakta pişen haşılı karıştırırken bir damla çorba, eline sıçramış. Birden canı yanınca, "İçine ettiğim, elimi acıttın!" diye söylenmiş. Bunu duyan kocası, ağzına küfredip "haşılı pislettin!" diye kızmış.Bizde, birbirine sövüp

Kerime Yıldız

Geldiğimiz yerde

Her gün akla hayale gelmez iddialar savruluyor. Belgeye, delile, ölçüye endazeye ihtiyaç duyulmaksızın insanlar suçlanıyor. Türlü yollarla belediyelere el konuyor. Tehdit ve şantajın her türlüsü deneniyor. Yapılanlar, siyasi terbiye, yol yordam, asgari nezaket gözetmeyerek, hatta çiğnenerek yapılıyor. İşte geldiğimiz yer burası.Geldiğimiz keyfilik ve yarattığı anarşi rejiminin

A. Yağmur Tunalı

Artık hiçbir şey

Zamanı ölçmek, saymak, bölmek ne zor iş. Masalarda, duvarlarda, ekranlarda çeşit çeşit bunca takvim. Cepte, duvarda, meydanda bunca saat. Hepsi ne içinBazen yan yana duran iki kişi, başka mevsimleri bölüşür. İnsan bir gün kendi miladını bulur. Herkesin takviminde başka bir isim durur."Sen gittin, tarih bitti, milat neyi açıklayabilir" demişti Mevlana İdris. Koca bir takvim aniden biter bazen.

Enes Batman