Kültür-Sanat

Göç eden kelimeler

Şiir sessizce gelir. Gölgesiz, telaşsız, su gibi... Ne yüksek sesle bağırır, ne büyük iddialar taşır. Sadece akar.Sanki suyun ayak sesi...Sohrab Sepehri'nin (1928-1980) şiirleri hayata böyle bir sesle dokunur.Gürültünün uzağında durur. Sözü sessizce kurar.Kaşan'da doğmuştur. Şiirinde hep daha derin, daha içsel bir yurt arar:

Bekir Fuat

Develerin üstündeki şeref

Rahmetli Mehmet Doğan, Suudların Kâbe'nin etrafını ne hâle getirdiğini ısrarla yazardı."Umreye veya hacca giderken gerçekten Kâbe'ye mi gidiyoruz Mekke, Mekke olmaktan çıkmış, bir Amerikan şehrine benzetilmiş. Kâbe dışında değişmeyen hiçbir şey yok. Kapitalizmin zincirleme otellerinin reklamları gözleri kamaştırıyor. Kâbe'yi, Haremin içine girmeden göremiyoruz

Kerime Yıldız

İstanbul'dan denizin rengini çalmak...

Haydarpaşa önlerindeki dalgakıranlar birbiri peşi sıra denizin derinliğine doğru uzanırlar. Biraz ilerideki gümrük alanı da denizden gelecek olumsuz etkilere karşı güvenceye alınır. Mevsime ve günün saatlerine göre martı sürüleri, karabataklar mutlu özerkliklerini yaşarlar bu dalgakıranlarda. Benim elimde imkan olsaydı en azından yaz döneminde birkaç sembolik İstanbul kahvesi kurardım buraya.

Ömer Erdem

Memlekette yağma ve talandan geçilmez oldu

Neden ve nasıl bu duruma düştüğümüzü iyi anlamak lazımdır. Adım adım 16 yılda bugünlere geldik. Kısadan söylenecek kök sebep, kuralların yok sayılması veya birilerine işlemez hale gelmesidir. Yoksa gücü yetenin yettiğine çökmesi, o kurumu bu makamı kendisi için kullanması ve suistimallere girişmesi nasıl mümkün olabilirdiBu anarşinin sürmeyeceği, sürdürülemeyeceği kesin

A. Yağmur Tunalı

Gerçekte ne istiyoruz

Bugüne kadar kendime sıklıkla sorduğum bir sorudur: "Gerçekte ne istiyoruz" Uzun yıllardır temel hak ve özgürlüklerden eğitime kadar pek çok konuda kalem oynattım ve bu soruyu her soruşumda, açıkçası hayal kırıklığına uğradım.Sorunları sıralarken bile nalıncı keseri gibi hep kendimize doğru yontuyor, çözümü kime ya da kimlere faydası olup olmadığı üzerinden değerlendiriyoruz.

Şenol Kaluç

Sağımda Zaharof İskelesi solumda Ahır Palas önümde Mühürdar Bahçesi...

Son otuz altı yıl içinde Kargalı'da kimse kalmadı, Süleyman Fransa'ya, Vedat ise Almanya'ya yerleşti. Ayça da bildiğim kadarıyla Fethiye'de yaşıyor. Biliyorum, Kargalı'nın toprak bahçesini, ayakları kırık ahşap masalarını ve sandalyelerini soracaksınız, ben de anıları için onların arkasından estavdi'ullâhe emâneteke diyeceğim.Bu

Taner Ay

Okulu Şiddet Sarmalından Nasıl Kurtarabiliriz

Maalesef Maraş olayından sonra okullarda şiddete başvurmak yol oldu. 15 Nisan 2026'da yaşanan olay şiddete meyilli çocukların kulağına kar suyu kaçırdı. Şeytanın aklına gelmeyeni hayata yeni filiz veren, bıyıkları terleyen, geleceğe dair umutları olan, hayatta beklediklerini bulamayan öğrencilerin aklına getirdi. Şiddet şiddetle çözülemez. Daha sıkı güvenlikle azalabilir ama çözülemez. Şiddet, şiddete giden yolları bulup bu yolları tıkamakla engellenir.

Ali Barskanmay

Artık hiçbir şey

Zamanı ölçmek, saymak, bölmek ne zor iş. Masalarda, duvarlarda, ekranlarda çeşit çeşit bunca takvim. Cepte, duvarda, meydanda bunca saat. Hepsi ne içinBazen yan yana duran iki kişi, başka mevsimleri bölüşür. İnsan bir gün kendi miladını bulur. Herkesin takviminde başka bir isim durur."Sen gittin, tarih bitti, milat neyi açıklayabilir" demişti Mevlana İdris. Koca bir takvim aniden biter bazen.

Enes Batman