"Buzzzzz gibi Alaska frigooooo!"

Taner Ay
Bugün
21

'69'da Suâdiye'de oturduğumuz Uğur Apartmanı'ndaki caddeye bakan dairemizi iyi anımsıyorum. Girişte solda mutfak, sağda tuvalet vardı. Oradan salona geçiliyordu. Salonun sağındaki kapıdan girinceyse, sağda ve solda iki oda ve onların ortasında bir banyo karşımıza çıkıyordu. Salonun sadece iki duvarında pencere yoktu, oralara da babamın Siirt'te yaptırdığı siyaha boyalı çok raflı demir kitaplıklar yerleştirilmişti. Az kalsın unutuyordum, sahi ya caddeye bakan salon penceresinin sol kısmındaki duvarda da kitaplığımız vardı.

Annemin öğretmen, babamın ise ilköğretim müfettişi olması nedeniyle iki yılda bir başka şehre taşınıyorduk. Maalesef her defasında ahşap kitaplıklarımız kırılıp döküldüğünden, babam sonunda demirden kitaplık yaptırmıştı. Başlarına ne gelirse gelsin, kırılmazlardı, şekilleri de bozulmazdı. Bu kitaplıklarımızı niçin siyaha boyatmıştı, bilmiyorum. Koltuklarımız ise kırmızı buklet kumaşla döşeliydi, İskandinav tasarımını andıran modern bir tarzı vardı. En fazla da hardal sarısı, avokado yeşili, bitter çikolata kahverengisi, turuncu ve nar kırmızısı kombinasyonuyla dikkat çeken op-art desenli perdelerimizi seviyordum. Onları da Siirt'te diktirmiş olmamıza rağmen hoş bir tesâdüf olarak Erzincan'daki ve Suâdiye'deki evlerimizin pencerelerine uymuştu. Salondaki üç sehpada ise mutlaka ayın veya haftanın dergileri yığılı olurdu. Ant, Türk Solu, Aydınlık Sosyalist, Proleter Devrimci Aydınlık, Varlık, Yelken, Türk Dili, Yeni Dergi, Papirüs, Ses, Hayat, Tarih ve Resimli Roman aklıma ilk gelenler. Kitaplıkların üst kısmında İbrahim Balaban'ın dört yağlı boya tablosu asılıydı. Ancak kitaplarımız sadece salondakiler değildi, kardeşimle benim odamdaki metal gövdeli ahşap raflı iki parça kitaplığımızda da Doğan Kardeş, Miki, Zıp Zıp, Tarzan, Ceylan, Yuki ve Tina ciltleriyle Doğan Kardeş'in, İyigün'ün, Atlas Kitabevi'nin, Arkın'ın ve Rafet Zaimler'in kitapları diziliydi. Ansiklopedi olarak on bir ciltlik Cumhuriyet Ansiklopedisi'ni çok severdim. Ayrıca, ne kadar çizgi roman çıkıyorsa da hepsini Ali Bakkal'dan alıyordum.

Gümüzün gençleri bilmez, o yıllarda kaloriferli daire pek yoktu, salondan Zümre kömür sobası, yatak odalarımızdaysa birer Vezüv gaz sobası aklımda kalmış. Çok sevdiğim yeşil kuzineyi Erzincan'da bırakmış, onun yerine İstanbul'da Zümre'yi almıştık. Banyolarda ise altları odun veya sıkıştırılmış talaş sobalı silindirik bakır kazanlar kullanılırdı. Küvet ne arar, küvetli ilk evimiz '81'de taşınacağımız Ataş Apartmanı'ndaki dairemiz olacaktı. '69'daki buzdolabımız Frigidaire'ydi, galiba '60'da veya '61'de Samsun'da alınmış, artık nasıl sağlam bir şeyse '82'de bile teklemeden çalışıyordu. Merdaneli çamaşır makinemizi Kızılcahamam'dayken '62'de almıştık, Arçelik markaydı. Üç gözlü set üstü mutfak ocağında Suâdiye'de Aygaz tüpünü kullanıyorduk, Erzincan'da ise İpragaz'dı, bir de yedek olarak Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu'nun gaz ocağı dolapta dururdu. Mutfakta '71'e kadar çakmak hiç anımsamıyorum, ocağın yanında kutu kutu Türkay veya Malazlar kibritleri dururdu. Elektrik süpürgemiz Hoover'di, dikiş makinemiz ise Singer, bakkala kasaba giderken yanımıza ağ örgülü pazar filemizi veya plastikten kırmızı pazar sepetimizi alırdık. '38'de eski gazetelerden kese kâğıdı yapılması yasaklanmasına rağmen, bakkallar ve manavlar '69'da hâlâ gazetelerden yapılma kese kâğıtlarını kullanıyordu. Onlara bayılırdım, annem içlerindekileri boşaltınca da hemen yapışkanlı yerlerinden açıp okurdum. Kese kâğıtlarına benim kadar siyah beyaz kedimiz Timur da merâklıydı, ne zaman elime büyük boy bir kese kâğıdı alsam, koca bebek içine girmeye çalışırdı.

Yaz sıcakları bastırdı ya, yazlık modası da patlamıştı. Yalova'daki Engin Plaj Sitesi'nin gazetelerdeki ilanını bizimkilerin bile kesip salondaki orta sehpanın üstüne koyduklarını anımsıyorum. Bu gazete kesiği yıllarca da ciltli bir defterin arasında durdu, geçen gün bir kitap ararken elime geçmişti. Engin Plaj Sitesi'nde L ve N bloklarının zemin katındaki iki odalı daireler 15 binden satıştaydı. Üst katlardaki iki odalılar, onlar J, K, N ve O bloklarındaymış, 17.500 liraya, F ve G bloklarındaki üst katlar ise 19.500 liraya veriliyordu. Bunlar dörder katlı ve yirmi dörder daireli bloklar olarak yeni inşâ edilmişti. Bu yazıyı kaleme alırken Engin Plaj Sitesi'nin durup durmadığını merâk edip araştırdım. Meğerse '99 depreminde sitede taş üstünde taş kalmamış.

7 Temmuz'da Reks'te "Aşk Delisi" ve "Nevada Katilleri", Süreyya Bahçe'de ise "Yumurcakların Savaşı" ve "Siyah Orfe" oynuyordu. Süreyya Bahçe'ye gidemesem de o iki filmi birkaç yıl sonra İsmail Cem-Mustafa Gürsel televizyonunda seyredecektim. Haftanın üç gecesi Can, Bahçe ve Çiçek sinemalarındaydık. Yazlık Can Sineması iki yıl kadar önce İbak Köşkü korusunun Bostancı yönündeki kısmına yapılmıştı, korunun Kadıköyü yönündeki yeşilliği duruyordu. Oranın ucundaysa İbak Köşkü ve Göknar Apartmanı vardı, bir de arazinin minibüs caddesi kenarında Öğretmenler Bankası kredisiyle '61 ile '63 arasında inşâ edilen Huzur, Yayla ve Yıllar isimli kooperatif apartmanlarını görürdünüz. Arkadaşımız Ali Aktan'ın çocukluğu ve gençliği onlardan Huzur'da geçti. Göknar Apartmanı ise '50-'51 tarihliydi, apartmanın sâhibi Necdet Göknar arsayı Kemalettin İbak'tan almış, ona da Alman Arif ismiyle marûf birinin sattığı söylenirdi. Can Sineması dublaj film getirmezdi, sezonda gösterilen alt yazılı filmleri oynatırdı. Mahallimiz, köşkün, aparmanların ve yazlık sinemanın dışında çayır çimendi, yolu bile yoktu, sadece Çingenelerin kara kuru bebeleri oynuyor, kadîd beygirleriyse otluyordu. Şenesenevler'deki Bahçe Sineması Kaymakam Kemal Sokak üstünde, sokağın Kocayol Caddesi'ne kavuştuğu köşedeki tek katlı bakkal dükkânı ile tek katlı karakolun arasındaydı, hep Türk filmi gösterirdi, arkasındaki toprak sahadaysa '72 ile '75 arasında epey top oynadım. Karakolun yerinde şimdi 6 kapı numaralı Sude Apartmanı var, onun altında da yirmi yıldan fazla müddettir Küp Mantı dükkânı açık. Karakolun arkasındaki toprak sahaya ise '85-'86 yılında sekiz derslikli Hakkı Değer İlköğretim Okulu dikildi, bu okul 2013-2014 eğitim öğretim yılında Hakkı Değer Ortaokulu ismini aldı. Çınardibi'ndeki Çiçek Sineması'na gelirsek, orası Toros Şenel ağabeyimizindi, yerine '84-'86 arasında Kayserili Hacı Osman Camii inşâ edildi, sinemadan bir asırlık çınar ağacı kaldı geriye. Toros ağabeyin makinisti Suphi Oktay'dı diye anımsıyorum, onun yıllar sonra Atlas Sineması'nın müdürü olduğunuysa Burçak Evren'den okumuştum.

Yediden yetmişe herkes 21 Temmuz 1969 günü Apollo 11'in astronotlarının ayda yürüyüp yürüyemeyeceklerini merâk ediyordu, bizim deneme yayınlarındaki TRT televizyonu bile NASA'nın NTSC formatında televizyon kanallarına servis ettiği saniyede on kare hızındaki ve düşük çözünürlüklü görüntüleri naklen verecekti ama yakınımızda kimsede televizyon yoktu. Biz de kulağımız radyoda öyle sabahı ettik. Görüntüleri ise daha sonra Küçükyalı '63'te film aralarında gösterilen haber-reklam kuşağında seyredecektim. Aya ilk adımı Neil Armstrong attı, ondan on dokuz buçuk dakika sonra da Edwin Buzz Aldrin ay toprağına indi. Apollo 11'in başarısını radyodan dinlemek Jules Verne okumak kadar heyecânlıydı da, sonradan seyredeceğim görüntülerindeki derin ve karanlık ıssızlık beni ürkütecekti. 21 Temmuz günlü Milliyet'in "Merhaba Ay..." manşetini unutmam mümkün değil, aynı günlü Cumhuriyet gazetesinin de "... ve Ulaştılar" manşetini attığını anımsıyorum. Günaydın'ın manşeti "Nihayet indiler, Ay'da artık İnsan var!", Tercüman'ın manşeti de "İnsanoğlu Ay'da" şeklindeydi. Hürriyet ise Gökşin Sipahioğlu'nun televizyondan çekip telefoto ile İstanbul'a gönderdiği fotoğrafı kullanmıştı, fotoğrafın üstüne kırmızı bir bant koymuş, onun üstüne de "Asrın Resmi" manşetini atmıştı.