Bekir Fuat

Karar

Babam, İstiklâl Marşı ve İsmet Özel

Ortaokul mezunu babam. 1940'lı yıllarda askerliğini yapmış. Cumhuriyet'in ortasında duruyor. Cumhuriyetimiz kadar garip miydi bilmiyorum. Ama bir garipti babam. Bu ülkenin garipliğini, asaletini temsil ederdi.Garipleri, delileri, çocukları ve yolcuları çok severdi. Onlarla dostluğunu dünya nimetlerine değişmezdi. Bir de toprağına aşkla bağlıydı. Al

Gurbete dokunuş

İnsan yeryüzüne düşünce başladı "düşünce." Önceki hayatında düşünmeye hiç ihtiyacı yoktu. Cennette yaşayıp gidecekti. Kevser şarabını kana kana içecek, miski amber kokusu içinde Rıdvan ağacının gölgesinde sürdürecekti bitimsiz ömrünü. Oysa şimdi yeryüzüne düşmüş ve ömür boyu düşünmeye mahkûm edilmiş olarak çilesini doldurmayı bekliyor.Gurbettedir a

Gesi bağlarından

Ancak "Hey Allah'tan korkmaz, sana bana ölüm var" diyen "şey" götürebilirdi bizi hakikate.Bizim hakikatimiz varlığımızın anlamında gizlidir. Anlam ise bu toprakların çocuklarının hafızasında -hâlâ- unutulmuş değildir.Bunu da nereden çıkardım Çünkü sadece türkülerimize bakmak bile yetiyor. Çünkü türkülerimiz hayatlarımızdan bağımsız değil. Çünkü büt

Hızır elimden tutsun

Kendi dünyamızı kurmaya çalışırken dünyanın yükünü yükleniyoruz. Yük ile azığımızı aynı gönülde taşıyalım istiyoruz. Olmazsa yaşayamam diye düşünüyoruz; dünyaya tam olarak sırtımızı dönemiyoruz.Tâ içimizden illa hû diyemiyoruz. Kendi yolumuza çıkamıyoruz. Bir yol vardır uzar gider içimize. Düştüm peşine, düşüverdim dünyaya.Bir ele çevirdim gönlümü,

Oyy, oy

"Aman bir kalbiniz var, dikkat edin!" diyen birisini görünce, bırakmak istemiyoruz. Bırakmamak neBağrımıza basıyoruz.Dost, içine düşmüşlerin, gönlüne ermişlerin ilk duasıdır. Ağır ve zorlu hallerin haldaşıMademki her şeyin bir gönlü var, mademki her şeyin varlığından önce bir özü, duygusu var; o vakit, bir beşik ile annenin ninnisi arasında da cevi

Engelli dediğimiz kişiler birer insan

Milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkileyen bir olguyla karşı karşıyayız. Maalesef sadece "özel günler" parantezinde hatırladığımız bir mesele, özürlüengelli meselesi.'Engelli', 'özürlü' adına her ne denirse densin bu kavramlar insanlığın, insanlığımızın kavramları. Tecrübelerimizden biliyoruz ki, engellilerin sorunlarının çözümü pek çok sorun

Allah yar Allah yar

Bize konuşmayı öğreten Yazmayı öğreten Muhabbeti öğretenAllah bize isimlerini öğretti, yani düşünmeyi. Onun zâtı nasıl sonsuzsa, isimlerinin sayısı da öyle sonsuz.Biz, başta onunla konuşmak üzere, yaptığımız ve yapacağımız her güzel ve her iyi eylemde Allah'ı yeryüzüne davet etmiş oluyoruz. Biz Allah'ı anmakla ona seslenmiş oluyoruz, yani içimizde

Strazburg'dan Saraybosna'ya

Hikâye, 2003'ün Ekim ayında bir davetle başlıyor. Kadim dostum Hakan Albayrak'la üzerimizde beş kuruş bile olmadan Yazarlar Birliği'nin Başkanı Mehmet Doğan'ın daveti üzerine kendimizi Strazburg'da bulduk. 5 gün sürecek bir organizasyon "Türkçenin Şiir Şöleni" başlığı altında programlar yapıldı, sohbetler edildi. Türkiye'den ve farklı Türk coğrafya

Keder sevince çirkin güzele eş olmuştur

Bugün Hz. Yunus'tan gönlüme düşenlerYunus gibi olmalı. Onun kadar içeriden, onun kadar duru. Yunus, "Bizim Yunus"tur. Taptuk Emre'nin dergâhına odun taşımakla görevlidir ve bulduğu en güzel odunları taşır, eğri odun dergâha yakışmaz diyerek. Taşıdığı insandır aslında. Doğru adam getirir dergâha. Kemalini, tekemmülünü gerçekleştirmek üzere getirdiği

Haktır, garipliktir, yoldur Yunus

Geçen haftaki "Türkçe ağzımda annemin ak sütü" yazısını "Türkçe, sesini Yunus Emre ile bulmuş bir Müslüman dildir" cümlesiyle bitirmiştim.Yunus'tan devam edelim öyleyse.Yunus gibi olmalı. Onun kadar içeriden, onun kadar duru. Yunus Emre her yaştan insanın şiirine sığındığı bir bilge, bir dize dervişi. Fuzûlî, Nesimî, Mevlâna ya da Bâki, okumuş yazm