Romalı düşünür Seneca "Ahlak Mektupları" kitabında "Aşırı gıda bedeni kör eder, insanın keskin zekasını öldürür." diyor. Refah düzeyinin yükseldiği ülkelerde, ülkemizde iki binli yıllardan sonra bu ülkeler arasına girdi, çarşı pazarlardaki dükkanların çoğunu restaurant ve kafeler işgal etti. Hem de öyle böyle değil. Kar oranları yüksek, bire on kazandıran hazzı önceleyen küresel markalar. Tarihi semtlerin birçoğunu gastronomi işgal etmiş. İşgal süreci hız kesmeden devam ediyor.
Benim yazmak istediğim asıl mevzu başka. Yukardaki metni de bir not olarak yazalım
Uzun süredir sabahları Üsküdar'ın Selimiye Mahallesi'ne takılıyorum. Önce hafif bir yürüyüş. Sonra caddeye bakan bir kafeye yerleşip kahve kitap eşliğinde sokağı, mahalleyi, göğü, adımları, sesleri, kuşları temaşa edip mahalle havasını teneffüs etmek.
Selimiye, Osmanlı padişahlarından üçüncü Selim'in Nizamı Cedit ordusu için kurduğu Selimiye Kışlası'ndan adını alıyor. Aynı dönemde yaptırılan ve kışlanın tamamlayıcısı olan tarihi Selimiye Cami, bir önceki belediye başkanının Nev Mekan sosyal tesislerine çevirdiği Selimiye hamamı ve daha birçok tarihi eser bulunan bir mahalle.
1800'lü yılların başında Üçüncü Selim tarafından inşa ettirilen Büyük Selimiye Cami'si içeri atılan adımları mermerin serinliği ahşapın kokusu ile karşılıyor. Avludaki asırlık çınarlarlar kendisini yetiştiren imparatorluktan kalma havayı hem teneffüs ediyor hem de yanında durana teneffüs ettiriyor.
Selimiye Mahallesi'nin sokak ve cadeleri geniş. Apartmanlar üç dört katlı, bitişik nizam. Gökyüzüne mani bir ucubelik yok. Kaldırımlar, yollar yürümeye uygun. Yürünülen sokak, cadde ve parklarda mahallenin kadimliğine dair asırlık çınarlar, çamlar, mescidler, camiler, konaklar ...Gördüğümüz tarihlikler insanı bulunduğu çağdan başka çağlara, tarihlere, hayatlara götürüyor.
Üç harfli marketleri saymazsak küresel ve ulusal markaların kirletmediği mekan. Mahallenin esnafı, ahalisi, delisi, velisi, fakiri, zengini, yaşlısı, orta hallisi birbirini tanır. Birbirleriyle hemhaldir. Mahalle havası burada halen teneffüs ediliyor. insan, insanın yurdu oluyor.
Geniş caddelerinde yeşeren ağaçların arasında başını kaldırıp göğe bakan herkesi gökyüzü selamlama övüncü içinde. Deniz birkaç adım ötede. Göğün mavi övüncünü tamamlıyor. Gemilerin homurtusu, martıların çığlıkları, iyot kokusu birbirine karışıyor. İnsan mekanı terk ettikten sonra mekan ile alakanız kesilmiyor. Mekanın huzuru insanın ruhunda rahiya gibi. Bu sefer de mekan insanın içinde yürüyor.
"Gâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi,
Gâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni." diyen şair Nesimi'nin şiiri gibi.
Selimiye Mahallesi; cumhuriyet tarihimizin büyük şair ve mütefekkiri Cahit Zarifoğlu'nun " Bir Değirmendir Dünya" eserinde dile getirdiği modern hayatın "bizi, zamanı ve hayatı" öğütmesinin önüne geçiyor. Bir imparatorluk şehrinde yaşadığımızı büyük bir medeniyetin devamı olduğumuzu iliklerimize kadar işliyor. İnsanı dünyanın "kıylükal"inden arındırıyor. Medeniyet merdivenlerinde insanı yüceltiyor. Yaşattığı aitlik hissiyatı, insanı küresel pazarların tezgahına müşteri olmaktan uzak tutuyor.
Kafede otururken zerafet akan bir hanımefendi gelip oturuyor. Mahalleden biri. Kafe sahibine vertigo ve şeker düşüklüğünden düşüp bayılmışım, bayıldıktan sonra saat kolumdan düşmüş, çalışmıyor. İnce narin saatini işletme sahibine gösteriyor. İşletme sahibi; ah

19