Edebi metinleri tartmak neden bu kadar zor Çoğu zaman metin ile yazarı birbirinden ayırt etmek mümkün olmuyor; özellikle de söz konusu isim çok ünlü ise. Bu durum, şairler söz konusu olduğunda daha da çarpıcı bir hâl alıyor.
Kendi hayatımda oldukça erken bir dönemde fark ettiğim sarsıcı bir gerçek var: Yere göğe sığdıramadığımız pek çok ismin yazdıkları ile yaşantıları arasında ciddi bir uçurum bulunabiliyor. Yaşantısı ile yazdıkları arasında tutarlı bir çizgi olan çok az isim var.
"'Geç kaldım' diye gam çekme
Her varış ecele doğru." A. Karakoç
Dizeleri arasında dolaşırken büyük bir vecd hâline kapıldığımız şairlerin, aslında bizimle aynı sokaklarda dolaşmadığını ve çoğu kez bizimle aynı havayı solumadığını fark etmek sarsıcı bir tecrübe.
Belki de bu nedenle uzun zamandır şiirleri, mısraların zihnimde kurduğu muhayyile içinde dolaşarak okumayı tercih ediyorum. Metnin çağrıştırdığı dünyada gezmek bana daha sahici geliyor. Çünkü bazen bir dize, şairin kendisinden daha uzun soluklu bir yolculuğa çıkarır bizi.
"Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun" Nazım Hikmet
Bu dizeleri okuyan herkes kendi hayatından bir anlam bulabilir; fakat bu anlamların hepsi şairin niyetinden doğmak zorunda değildir.
Bu yüzden de özellikle şairlerin tarihsel anlatılarından ya da kesin yargılarından hareketle kendime bir yol haritası çıkarmaktan mümkün mertebe kaçınmaya çalışıyorum. Şiir bazen şairinin ufkunun bile ötesinde daha geniş bir dünyaya açılabilir.
"Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış..." Necip Fazıl Kısakürek
Her bir satır farklı anlamlara kapı aralar; fakat o kapılardan hangisinden girileceği çoğu zaman okurun kendi iç dünyasına bağlıdır.
İsim vererek tartışmayı derinleştirmek isterdim; fakat içinde bulunduğumuz iklim buna pek izin vermiyor. Sevilen bir şair, yazar ya da herhangi bir figür hakkında en küçük bir eleştiri dile getirildiğinde bile anında harekete geçen geniş bir hayran kitlesi—daha çok bir tür mürit topluluğu—ile karşılaşabiliyoruz. Bu kitle, şairin en zayıf ya da en tartışmalı cümlelerinden bile büyük anlamlar üretme konusunda oldukça mahir.
Aslında bu durum bir bakıma sözün gücünü de gösteriyor. Yuhanna İncili "Başlangıçta Söz vardı, Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı." diye başlar. Ve biz insanlar sözün büyüsüne kapılmaya her zaman hazırız.
Fakat bu atmosfer bize gerçekten ne kazandırıyor Çoğu zaman öfke nöbetleri arasında savrulmaktan yeni düşünce ufuklarına yelken açma fırsatı bulamıyoruz. Var olan dünyanın çirkinlikleri içinde debelenmekten başka bir sonuç doğmuyor. Dahası, basit bir mantıksal eleştiri süzgecinin bile işletilememesine yol açıyor. Böyle olunca da herhangi bir düşüncenin doğruluğu ya da yanlışlığı üzerine düşünmeden, yalnızca taraf olmanın verdiği refleksle tartışabiliyoruz; çünkü sözün mantıksal tutarlılığıyla neredeyse hiç ilgilenmiyoruz.

25