Yaşar Değirmenci

Yaşar Değirmenci

Yeni Akit
Yaşam / Din 367 yazı 1 takipçi

O demde ki; perdeler kalkar, perdeler iner. Azrail'e hoş geldin, diyebilmekte hüner...

Ölümü öldürmek istediği halde bir türlü bunu beceremeyen modernite ise, çareyi ölümü hatırlatan her şeyi insandan uzaklaştırmakta, yani insana bu en yakın ve en yalın gerçeği unutturmakta buldu. Ölümü kendisine düşman ilan eden modern birey, onu en olmadık yerlerde, en olmadık zamanlarda, en kötü ve korkunç yüzüyle kimi zaman trafik kazası, kimi za

Batı kavramlarıyla kendi kavramlarımızı batırmayalım!

İslâm medeniyetinin kavram dünyası iki temel düzlemde ele alınabilir. Birinci düzlem; bu medeniyetin kendi iç dinamikleri içerisinde kavramların nasıl teşekkül ettiği ve zamanla nasıl bir anlam dönüşümüne uğradığı meselesidir. "İlim", "fıkıh", "hikmet", "zühd" gibi temel kavramların erken dönemlerdeki geniş muhtevası ile sonraki dönemlerde kazandığ

Türk tefekkür dünyasının mümtaz ismi merhum Erol Güngör

Bu durumun ilk sebeplerinden birisi Güngör'ün kitaplarının Türk düşünce dünyası açısından yoğunluklu metinler olmasıdır. Diğer sebebi de Güngör'ün ilk kitabının yayımlamasının üzerinden 51; son kitabının yayımlamasının üzerinden ise 44 yıl geçmesidir. Dolayısıyla hemen tüm kültür tüketim nesnelerinin mümkün mertebe kısa, sesli ve görsel unsurlara

Mukaddes ölçülerimizle oynamayın!

Anne kendi gençliğinde görmediği rahatlığı, ölçüsüz özgürlüğü, sınırsız serbestliği kızında telafi etmeye çalışıyor. Tesettürü baskı sayıyor, mahremiyeti gericilik sanıyor, flörtü çağdaşlık görüyor, gece hayatını özgürlük diye pazarlıyor. Oysa gerçek özgürlük nefsin kölesi olmamak, modanın esiri olmamak, şehvet pazarına malzeme olmamaktır. Anne de

Özel Günlerden Geçerken... Hubel düştü ve Anneler günü

İnternetleriyle, Youtublarıyla, bilgisayar oyunlarıyla, deizm gibi sapkın fikirlerle, popçularıyla, topçularıyla, sapkınlıklarıyla evlatlarınızı sizden koparıp alan, onları söz dinlemez, laf anlamaz, ana-babaya hürmet bilmez hale getiren bu ahlaksız düzenin Ümmü Seleme"nin Mekke'nin müşrik zülüm düzeninden ne farkı var. Borçla, faizle, geçim derdiy

Dünya-ahiret dengesi kuralım!

"İslam'ın yaşanmamasıyla, hayata sokulmamasıyla insanlık insanlığını kaybetti. İslam ümmetinin "Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmış

Mübarek Yolculuk

Tüm unvanlarını, statülerini, afrasını, tafrasını bırakır. Bütün elbiselerinden soyunur gibi dünyayı soyunur. "Rahmeti" bir ihram gibi kuşanır. İşte şu tavsiyeler, onlar için: *Hac yoluna çıkarken, Allah'ın size emanet ettiklerini Allah'a emanet etmeyi öğreniniz. Gözünüz arkada kalmasın, yoksa bu, emanet ettiğinizin emaneti koruyacağından şüphe duy

İslâm, insanlığın geleceğidir!

İnsanı eksene alan, insanı aziz bilen ve aziz kılan bir idrakin, bir anlayışın, bir medeniyet mefkûresinin sahibi yalnızca biz olduk, bu toprakların çilekeş çocukları. İnsanı, diğer varlıklar arasındaki yerini ve rolünü hakkıyla idrak eden sadece Müslümanlar, münhasıran da bu toprakların hakikatli hakikat çocukları olarak biz olduk. İnsanı korumak,

Mü'min aktif iyidir pasiflik ona yakışmaz!

Pasif iyilik yeterli değil, aktif iyilik gerekli; peki modernist toplumlarda hayat gasbedenlerin elinden çıkarıp Allah'a teslim etmek mümkün mü?

23 Nisan kutlamaları ve düşündürdükleri

1928'de Anayasa'dan çıkarılan 'devletin dini İslâm'dır' maddesi Türkiye'yi gerçekten sekuler yaptı mı, yoksa kurucu iradenin asıl niyeti gizli mi kaldı?

Yaşanan olayları Batı ve Siyonizm bakışıyla değerlendirmeyin artık!

Gençleri kurtarmak vatanı kurtarmak gibidir diye yazarken, bu 'kurtarış'ın Batı'ya karşı bir savaş olması gerektiğini düşünüyor; peki sınırları olmayan bu mücadele ideolojik kör noktalar yaratmıyor mu?

Millî Eğitim Kemalist ve Laik yapıdan kurtarılmalı!(2)

Gençlerimizin elinde silah yerine Kur'an olmalı derken, yazar Hz. Peygamber'in ahlakını mihenk taşı yapıyor—peki bu mirasın bugünün gençliğine aktarılması için müfessirler yeterli mi?