Kültür Dertleşmesi

İnsanlığımız kayba uğramışsa, "İnsan için" olan hiçbir değer yerli yerine oturtulamaz; bütün değerler problemli hâle gelir, hatta problem hâlini alır. Düşünmeden yaşama mecburiyeti, inandığını yaşamayı da imkânsızlaştırır. Düşüncesizliğin, darlık ve bencillik getirmesi, ifratlara ve tefritlere yöneltmesi kavgaya şiddete yol açması doğaldır. İnsanın, insan ruhunun, beslenmeye ihtiyacı var. Hayatımızda düşünceye, duyguya, sorumluluğa, sevgiye saygıya, itidale, insafa vicdana utanmaya daha çok yer olmalı. Kültürel ve fikrî hayatımızın bir kısır döngü içine girdiğini görmeliyiz, mutlaka görmeliyiz.

Genel ve ortak doğruların özetini bilmeyen yok. Her vesileyle her yerde hem de tekraren öğretiliyor. Fakat hayatın gerçek akışında o doğruların uygulandığını ve yaşandığını göremiyorsunuz. Her insan bir hayat görüşüne sahip olmak, o hayat görüşüne mesnet teşkil eden bazı değer ölçülerine inanmak meselesiyle karşı karşıyadır. Fıtrat ve hayat, bunu sizin önünüze koyar.

Sevgiyi tanıyan ve yaşayan insanların yüreğindeki aydınlık, onların bütün münasebetlerine akseder. Sevgiyi yaşayan insanların, sokakları, mahalleleri, şehirleri, vatanları, dünyaları farklıdır. Bu dünyaya gönül gözüyle bakabilenler, orada ne kadar sevginin var olduğunu anlayabilirler. Peygamberimizin "Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" sözünü hiç düşündük mü Bu sevginin tezahürü, tecellisi toplum hayatına yansımalı. Sokaklarda olmayan vatan ufuklarında görülmeyen, dünyanın ahvalinde bulunmayan; aslen evlerin içinde de yoktur. Varmış intibaını veren şey, bencilliktir, biraz teselli biraz da kendi kendini aldatış gayretidir.

Bilgiye, sevgiye, inanca incelikle, ahlaka, sorumluluğa, hayatımızda yer verirsek; millî-manevî heyecan ve yardımlaşmalarla, bütünlük şuuruyla huzur bulabiliriz. Düşünceyle, hassasiyetlerimizle, hilkatteki sebebi, vuslattaki gayeye bağlayan bir "ebediyet yolculuğu" halinde yaşamamızla mutlu olabiliriz. Çözüm işte buradadır. İnsanın ve hayatın bütünüyle ilgili her fikrî izahın varacağı yer burasıdır.

Bir şeyi layık olduğu yere koymamak, zulmün tarifidir. Biz kendi kendimize zulmediyoruz. Bunun içindir ki, bilgilerimizin de sevgilerimizin de gözleri yaşlı.

Değişim bir hayat gerçeği. Zamanla çok şey değişiyor. Oturduğumuz evler, kullandığımız araçlar, aletler, eşyalar, çalışma ve geçim şartları, üretim-tüketim biçimleri, şehirler, ilişkiler, alışkanlıklar, anlayışlar, birçok şey. Çocuklar büyüyor, gençler olgunlaşıyor, yetişkinler yaşlanıyor. Yaşadığımız günleri yılları unutamayız, silip atamayız. Her gün sıfırdan başlayamayız. Birçok şey değişiyor ama, bazı şeyler de içimizde yahut dışımızda, görünür yahut görünmez biçimde devam ediyor. Bize düşen, değişimleri doğru değerlendirmek ve mümkün olduğu kadar doğru yönlendirmek.

Başka bir ifadeyle, olumlu gelişme (tekâmül) yolunda yürüyerek değişmek bizim görevimiz olmalı.