Bireysel ve Toplumsal çürümeden kurtulalım!

Bu esaret; sadece politik, ekonomik, bürokratik, akademik çürüme, kirlenmenin sonucu. Hayatın tüm ünitelerinde, maddi manevi, ferdi içtimai bütün alanlarda kronik bir kirlenme millî manevi değerleri, kutsalları, erdemleri eritiyor, bitiriyor. Eritip bitirirken de uyuşturarak alıştırarak internet, sosyal medya ağı içine aldığı toplum da sosyal çürüme sınır tanımıyor.

En beteri de bu çürümenin fark edilmemesi, hatta normal karşılanması. Beterin beteri ise kokuşmanın, çürümenin savunulmaya başlanması, sahiplenilmesi.

Kötülüklerin yasallaşması, meşru hâle getirilmesi. Günahlar estetize edildi, değerler dumura uğradı. Kutsallar mizah konusu oldu. Gelinen aşama, insan bozumu.

Çürümüşlük bireysel bir arıza değil; yapısal, toplumsal boyutları olan sistem kaynaklı bir çöküş. Derin, yaygın, salgın bir çürüme. Çürümenin kaynağı kokuşmuş statükonun kendisi. Köhne rejimin bir türlü vazgeçmediği kirlilikler, pislikler, iğrençlikler. Çarpıklıklar, güç ve çıkar ilişkileri. Ahlâkın gücünün yerini gücün ahlaksızlığının alması. Çürüme sistematik, kasıtlı ve hesaplı bir sürecin sonucu. Sorun derinlerde, temelde....

Medya, mafya, sermaye, sanat, sanal, kültür, spor, siyasi hâl, bu çürümenin, kirlenmenin sacayakları. En üzücü olan da en hazin olan da çürümenin kültür, sanat, bilim ile perdelenme ve pazarlanması.

Kutsalın, kitabın, kıblenin, değerin sanatçı müsveddeler üzerinden aşağılanması, kin ve küfürlerini kusmalarına bizler Müslümanlar olarak katlanamayız! İlim ve fikir adamları, ilahiyatçılar, siyasiler, dindar ve muhafazakâr olarak bilinenler; bu sanatçı müsveddelerinin cezalandırılmasına itirazları, serbestlik istekleri imanlarını gözden geçirmelerini gerektiriyor.

Bu kesim; bu güruha alışmamızı bekliyorlar. İhanete, hakarete, haksızlığa, zillete, zulmete, zulme ve zorbalığa alışın diyorlar. Hayır, bu kirlilik ve kokuşmuşluğa alıştırılmamız da en büyük kusurumuz; duyarsızlık ve tepkisizliktir. Olup bitenleri sorgulayacak bir akıl, insani ve imanî duyarlılıkla titreyecek bir kalp lazım. Maalesef bu çürüme önce zihinsel olarak başladı. Gönül dünyamız kirlendi kirletildi. Tefekkürü, tezekkürü tefessüh etmiş beyinler işlemez hâle geldi/getirildi. Düşünme melekesi felç olunca, felaketler peş peşe geliveriyor. Hikmet, basiret, feraset yoksunu zihinler kendi zevalini kendi hazırlıyor. Kur'an'sız akıl her türlü hilenin ve şeytanlığın üssü oluveriyor. Bilgelikten yoksun bilgi yığını geleceği belirlemekten yoksun kalıyor. Mesele aklın donması, fıtratın susması, misakın bozulması, kalbin katılaşması, vicdanın kuruması, ahlakın tedavülden kalkmasıdır.

Şu âyeti unutmayalım! "Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları kötülükler yüzünden kalpleri paslandırılmıştır." (Mutaffifîn, 14)

Demek ki, kalp küflenince, kalpsiz bir dünyada kötülüklerin önüne geçmek mümkün olmuyor.

Ahlakın olmadığı yerde hukuk işlemez, hukukun işlemediği yerde güven kalmaz, güvenin olmadığı yerde ise medeniyet sadece bir vitrinden ibaret kalır. Bugün ümmetin yaşadığı siyasi dağınıklığın, ekonomik bağımlılığın ve sosyal çözülmenin temel sebebi teknoloji eksikliği değil; iman, ahlak, emanet, liyakat ve adalet eksikliğidir. Kur'an'ın yetiştirdiği akidevi insan yeniden inşa edilmedikçe yapılan reformlar sadece geçici pansuman olmaya mahkûmdur. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet hayatın merkezinden çıkarılınca, "eşya"ya mahkûm oluyorsunuz. Egemenlik arzusu, emanet bilincini katlediyor.