"Bu senin borcundur" doğrusunun arka planında şu da vardır: bu borcunu ödemen senin kârındır. Mesela namaz kılmak bir mükellefiyettir, bir borçtur: ama aynı zamanda, dengeli yaşamayı kolaylaştıran, gaflete düşmeme ikazını ve yardımını sürekli hâle getiren bir nimettir.
Namaz, ahrette karşılığı alınsın diye değil, bu dünyada daha iyi daha mutlu yaşayabilmenin gerçekleşmesi için farz kılınmıştır. Namaz kılarken, "sadece bir borç ödüyor, bir mükellefiyeti yerine getiriyoruz; kılmazsak hesabı yarın sorulur" duyguları içinde olmak yetmez, o aynı zamanda namaz kılmanın bize bu hayatta da kazandıracaklarını, kılmamamız hâlinde yine bu hayatta kaybettireceklerini bilen bir şuura da sahip olmalıyız. Biz namazı, borcumuz olduğu için kılıyoruz; Allah'ın rızası için kılıyoruz, Bunlara bağlı olarak, dünya ve ahret saadetimiz için de kılıyoruz. Bu kapsamda bu vüs'atta bir olgunlaşmanın varlığına büyük ihtiyacımız vardır.
Tefekkür ederek tezekkür ederek yorumlayalım.
Adaletsizlik haksızlık yapmayan bir insanın iç huzuru ve özsaygısı, dünya hayatının kendi ölçüleri açısından da çok önemli ve anlamlıdır. İç huzuru ve özsaygısı olmayan bir insan bu dünyada mutlu olamaz, mutluluk yolunda başarılı da olamaz. Nefsine göre yaşayanın kendisiyle barışık olması, bir "kendini aldatma" çırpınışıdır. Öyleymiş gibi görünmeye çalışır. Kendini kendi yalanına inandırmak için uğraşır.
Ve özeleştiriye kesinlikle kapalıdır, kendine laf söyletmez. Bu nokta bir ölçü/kriter değeri taşır. Adalete hakkaniyete uygun yaşayan, hem iç huzuruna ve özsaygıya sahiptir; hem de özeleştiri penceresini açık tutar. Fakat nefsine uyarak yaşayanlar, kendilerini çok sevip överlerken hiçbir eleştiriye tahammül edemedikleri gibi, özeleştiriyi hiç hatırlamak istemezler...
"Herkes istediği gibi çıkarını düşünsün" kuralı nefse çok hoş gelir. Peki acaba bu dünyada; kumara, uyuşturucuya, silaha, aşırı lükse sefahate, eğlenceye, kozmetiğe, spekülatif kârlara rantlara tefeciliğe akan kaynaklar ne kadardır

10