Latif Bozdoğan

Latif Bozdoğan

Milat
Yaşam 338 yazı 1 takipçi

Üç ayna tek suret

Bir hekimin hastasını anlamak için sadece anlattıklarına değil, stetoskopuyla duyduğu kalp atışına güvenmesi gibi, bir milletin ruh sağlığını anlamak için de, siyasi manşetlere değil, sanatının ritmine kulak vermek gerekir. Manşetler, dilin söylediği geçici şikayetlerdir; sanat ise ruhun dile getiremediği o derin ve hakiki ritimdir. Bugünlerde Türk

Çekirdekten yetişenler ve güçlüler kamarası

Bir dünya liderini parlak üniversiteler ya da siyasetin entrika dolu kulisleri yetiştirmez. Onları asıl yoğuran, karakterlerinin dövüldüğü, hiç beklenmedik 'hayat okulları'dır. Yakın tarih, bu iki farklı okulun mezunlarını iki keskin portreyle önümüze koyar: Bir yanda, söylenceye göre, Ege'nin ve Ortadoğu'nun kadim pazarlarından geçerek dünyanın il

Köpükler ve derin akıntı

Zihnimizin kapılarını araladığımız her yeni gün, bizi asırlık bir pazar yerinin bitmek bilmeyen velvelesiyle karşılıyor. Bu, sadece sokakların curcunası değil; manşetlerin çığlıkları, ekranların titreşimi, sosyal medya akışlarının suni neşesi ve kendi iç konuşmalarımızın o yorucu ahenksizliğidir. Sürekli aynı replikler, aynı öfke nöbetleri, aynı sa

Vicdanın son sığınağı

Bazen bir manşeti anlamak için, o manşetin içinde yaşayan ruhu hayal etmek gerekir. Soğuk bir istihbarat haberini, sıcak bir insan hikayesine dönüştüren şey, o habere maruz kalan birinin zihnindeki fırtınadır. Gelin, bir anlığına Moskova'da, gecenin bir yarısı, ekranının karşısında o tarihi kararı vermek üzere olan isimsiz bir insanın zihnine misaf

Bir zeytin ağacının hatıra defteri

Ben bir hafızayım. Hafızam, sizin anladığınız gibi, anların peş peşe dizildiği, unutuşla yıpranan cılız bir iplik değil. Benim hafızam köklerimdir; bu şehrin toprağının katmanlarına, unutulmuş temellerin arasına, kurumuş çeşmelerin sustuğu derinliklere doğru yavaş yavaş, milim milim ilerleyen bir kavrayıştır. Zamanı, gövdemdeki halkaların sabrıyla

Her şey çok güzel olmuyor

Hepimiz, en temiz yürekle öğrendiğimiz o ilk kuralı çiğneyerek büyüdük: 'Yalan söyleme.' Oysa hayat, o kural kadar basit değildi. Siyahla beyazın arasına sıkışmış binbir gri tonun varlığını, bazen canımız yanarak öğrendik. Anladık ki, en masum niyetler bile gerçeğin soğuk nefesi karşısında bir an duraksıyor. Hepimiz yalan söyledik. Bazen bencilce,

Berlin'in kaçış kapıları

Her şehrin bir ruhu, bir de o ruhtan kaçmak için aralanan gizli kapıları vardır. Londra'nın pusundan kırlara, New York'un beton uğultusundan Hudson'ın sessizliğine uzanan patikalar gibi... Fakat bu kaçışlar çoğu metropolde keyfi birer tercihtir; Berlin'de ise adeta bir zorunluktur. Zira Berlin, sakinlerini sürekli tarihin mahkemesinde yargılayan, o

Hipokrat iki bin yıl sonra haklı çıktı

Yoğun geçen bir yazın ardından, teslim tarihleriyle ve ayaküstü atıştırmalıklarla zehirlenmiş günlerin sonunda, ruhumda tuhaf bir şeyin tezahür ettiğini fark etmiştim. Yorgunluktan öte bir şeydi bu; zihnime çöken bir sis, en basit meseleleri bile düğümleyen bir kaygı ve kahvenin dahi dağıtamadığı bir asabiyet hali. O günlerde bütün suçun dışarıdaki

Büyük toplum prodüksiyonu

Hayat, aslen devasa bir prodüksiyondur: perdeleri asla inmeyen, oyuncuları hiç tükenmeyen ve senaryosu hep aynı kalan devasa bir tiyatro. Bu sahnede oyunun üç temel karakteri vardır ve bu kadim kurgu, asırlardır hiç değişmez: Yönetmenler, imtiyazlılar sınıfı, oyunun senaryosunu yazar ve sahne arkasından kuklaların iplerini tutar. Aktörler, orta sın

Kader senfonisi ve ruhunu unutan orkestra

Konser için hazırlanmış eski bir tiyatro sahnesi düşünün. Havayı, ağır, kadifemsi bir toz kokusu doldurur; yıllanmış gül ağından dekorasyonlar ve terk edilmiş nice oyunun hatırasının sinmiş olduğu o dokunaklı rayiha... Sahneye vuran loş ve sarı ışık huzmeleri, bu toz zerrelerini havada asılı kalmış notalar gibi bir anlığına parlatır. Oysa bu sahne,

Yörüngesiz insanlar ve sükûtun mehabeti

Gök kubbeyi seyrederken fark ettim ki, bazı gök cisimleri kendi yörüngelerinde sessiz bir nizam içinde salınırken, kimilerimiz ise uzayın derinliğinde yönsüz kalmış bir toz zerresi misali savrulur. İnsanlar da böyledir. Yıllar süren gözlemlerimden sonra anladım ki, kimileri etraflarında görünmez bir çekim alanı oluşturuyor; duruşları, sükûtları ve

Dilin nizamı ruhun nefesi

Bugün asıl imtihan, dili soğuk bir nizama mı, yoksa insanın sıcak nefesine mi emanet edeceğimizdir. Tozlu bir arşiv rafında, asırlar öncesinden kalma bir ferman düşünün. Hattı mükemmel, mürekkebi zamanın solduramadığı bir zarafette, kelimeleri ise bir kuyumcu terazisinden geçmişçesine yerli yerinde. O kâğıt parçasını elinize alırsınız; her bir harf